1. Haberler
  2. Gündem
  3. İBB davası… Resul Emrah Şahan savunma yaptı: Müteahhitlerin istediğini yapmadığım için tutukluyum

İBB davası… Resul Emrah Şahan savunma yaptı: Müteahhitlerin istediğini yapmadığım için tutukluyum

Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB davasında üçüncü hafta devam ediyor. Duruşmada Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan savunma yaptı. Savunmasında "Şişli'nin göbeğine yapılmak istenen 24 dönümlük bir araziye 72 katlı gökdelenin planına karşı çıktığını" söyleyen Şahan, "Sayın Vali kaç kere çağırdı beni. 'Ne olacak Şişli'de her yerde gökdelen var, burada da bir gökdelen olsun' dedi. 'Sıkıntı çıkacak' dedi. Yapmadık. Bugün ben müteahhitlerin istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için tutukluyum" ifadelerini kullandı.

featured

Tutuklanıp İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 107’si tutuklu, 5’i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB davasının duruşması üçüncü haftada, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No’lu salonda devam ediyor.

CHP’Lİ TURAN TAŞKIN ÖZER DURUŞMA SALONUNA ALINMADI

Duruşmayı, sanık yakınları ve ailelerinin yanı sıra CHP’li isimler de takip ediyor. Ancak, CHP YDK Başkanı ve Milletvekili Turan Taşkın Özer, duruşma salonuna alınmadı. Konuya ilişkin mahkeme heyetinin sözlü talimatı olduğu belirtildi. Jandarma Komutanı ile görüşen Özer, yazılı talimat talep etti.

Duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Emrah Resul Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkan Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, İmamoğlu’nun kayınbiraderi Cevat Kaya ve İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu 107 tutuklu sanık katıldı.

Ekrem İmamoğlu’nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, İBB Meclisi İştirakler ve Bağlı Kuruluşlar Komisyonu Başkanı Ertan Yıldız’ın da aralarında bulunduğu bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları da duruşmaya geldi. Bazı tutuklu sanıklar ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hazır edildi.

DURUŞMA SAVCISI BUGÜNLÜK DEĞİŞTİ

Tutuklu sanıklar saat 10.20 itibarıyla jandarma eşliğinde salona getirilmeye başlandı. İzleyici kısmında bulunan sanık yakınları, tutukluların isimlerini söyleyerek selamlamaya çalıştı. Ekrem İmamoğlu saat 10.35’te salona getirildiğinde ise tüm tutuklu sanıklar ayağa kalktı. Avukatların olduğu bölüme el sallayan İmamoğlu, bazı tutuklu sanıklarla tokalaşıp, sarıldı, bu sırada izleyiciler yine alkışlarla “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” sloganı attı. Mahkeme heyeti, 10.40’ta salona giriş yaptı. Duruşma savcısının ise bugünlük değiştiği öğrenildi.

AVUKAT KAPTAN YILMAZ ‘MİLLETVEKİLİ KRİZİ’NE İTİRAZ ETTİ

Sukas’ın avukatlarından Kaptan Yılmaz, “Vekiller içeri giremiyor. Sizin şifai talimatınız var mı? Bu sorunu çözmenizi rica ediyoruz” dedi. Mahkeme başkanı, “Biz daha önce gerekli işlemlerin yapılması için Basşavcılığa müzekkere yazdık” diye konuştu.

Yılmaz’ın, “Yani sizin şifahi talimatınız yok mu? Jandarma öyle beyan ediyor çünkü” demesi üzerine Mahkeme Başkanı, “Sizin müvekkilinizle ilgili bir sorun yok. Savunmanıza devam edin” dedi. Yılmaz, “Avukat olarak, duruşmanın aleniyeti beni de ilgilendiriyor Sayın Başkanım. Ben yalnızca bir soru sordum. Şifahi talimatınız var mı, yok mu? Basit bir soru” sözlerine karşılık Başkan, “Biz aleniyeti ihlal eden herhangi bir karar vermedik. Başsavcılıkla iligili bir durum” ifadelerini kullandı.

‘İDDİANAMEDE BU İFADEYLE GEÇEN TEK İSİM ALİ SUKAS’

Duruşma, Sukas’ın avukatlarından Beyzanur Açar’ın savunmasıyla devam etti.

İddianamede yer alan ‘Özel Vasfa Haiz Üye’ kavramının ne kanunda ne de Yargıtay içtihatlarında yer aldığını belirten Açar, “Bu, suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı bir şekilde, alt sınırdan uzaklaşmak maksadıyla iddia makamı tarafından kurgulanmış bir kavramdan ibarettir. Ali Sukas’ın iddianamede ‘tam bir teslimiyet duygusu ile hareket ettiği’ söyleniliyor. İddianamede bu ifade ile geçen tek isim Ali Sukas” diye konuştu.

Ardından Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan, duruşma savcısı değişikliğinin, bir önceki savcının rahatsızlanması nedeniyle olduğunu belirtti.

ALTAN ERTÜRK SAVUNMA YAPTI

Daha sonra, Şişli Belediyesi’ne danışmanlık hizmeti verdiği belirtilen ve mahkeme tarafından hazırlanan savunma sırasına ilişkin listede 11’inci sırada bulunan tutuklu sanık Altan Ertürk’e söz verildi.

Ertürk, memur olmadığı halde “icbar suretiyle irtikap” iddiasıyla suçlandığını belirtti. Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden mezun olduğunu, ardından İstanbul Üniversitesi İşletme Enstitüsü’nde eğitim aldığını, 1994-1997 yılları arasında Fransa’da yaşadığını anlattı.

Bu dönemde Türkiye-Avrupa Birliği Gümrük Birliği sürecini öngörerek, Türk-Fransız Ticaret Konseyi’ni kurduğunu, çok sayıda ticari işbirliğinde aktif rol aldığını, 1997’de Türkiye’ye dönerek IDC International Trade Consultancy şirketini kurduğunu, 1998’de ambalaj sektöründe yeni bir teknoloji olan bobinden bobine etiket baskı sistemlerini Türkiye’ye getirerek ilk modern tesis ile sanayiye adım attığını dile getirdi.

‘ÜÇ BOYUTLU OUTDOOR REKLAMCILIK ALANINDA TÜRKİYE’DE İLK KEZ UYGULANAN PROJELERİ HAYATA GEÇİRDİM’

Yaklaşık 10 yıl boyunca 40’tan fazla ambalaj fabrikasının kurulumunda yer aldığını, ayrıca uluslararası büyük üreticilerin Türkiye temsilciliklerini üstlenerek önemli tedarik faaliyetleri yürüttüğünü aktaran Ertürk, üç boyutlu outdoor reklamcılık alanında Türkiye’de ilk kez uygulanan projeleri hayata geçirerek spor sahalarındaki reklam alanlarının geliştirilmesine öncülük ettiğini söyledi.

Altan Ertürk, 2001 ekonomik krizi sırasında KDV ödemelerinin yapıldığı gün, mükellefi olduğu Küçükyalı Vergi Dairesi’nden vergi ödemesi için teşekkür aldığını belirterek, şöyle konuştu:

‘HAYATIMIN HİÇBİR DÖNEMİNDE İŞ TAKİPÇİLİĞİ YAPMADIM’

“Müdür beni aradı. Birçok firmanın ödeme yapmadığı bir ortamda, en yüksek vergi mükelleflerinden biri olarak KDV’yi gününde ödediğimiz için teşekkür etti. Bunu özellikle şu nedenle paylaşıyorum, bu sadece ticari büyüklüğün değil, aynı zamanda iş yapma ahlakının da bir göstergesidir. Kısacası, iş hayatım boyunca her zaman inovatif ve teknolojik projeler geliştirdim. Ve hayatımın hiçbir döneminde iş takipçiliği yapmadım, bu tür ilişkilere aracılık etmedim. Ancak benim için asıl gurur kaynağı yalnızca ticari faaliyetlerim değil, içinde yetiştiğim aile ve sivil toplum alanındaki çalışmalarımdır. Onursal başkanlığını merhum Erdal İnönü’nün yaptığı, 37 yıllık köklü bir düşünce kuruluşu olan Türkiye Sosyal, Ekonomik ve Siyasal Araştırmalar Vakfı’nın başkanlığını yürütüyorum. Aynı zamanda politik bilinci yüksek, idealist bir aileden geliyorum. Babam, 1970’li yıllarda sendikal hareketin önemli liderlerinden, DİSK Maden-İş Genel Sekreteri Mehmet Ertürk’tür. 1976’da Taksim’de kutlanan ilk kitlesel 1 Mayıs’ın fikir babalarından ve mimarlarındandır. 1976, 1977 ve 1978 yıllarındaki kitlesel 1 Mayısların düzenlenmesinde önemli rol oynamış, sevilen bir işçi lideridir.”

‘BUGÜN DE CUMHURİYETÇİ, LAİK, SOSYAL DEMOKRAT KESİMLER BENZER BİR BASKI HİSSİ YAŞAMAKTA’

1980 darbesi olduğunda 10 yaşına bile basmadığını, darbenin yalnızca siyasi yapıyı değil, hayatları da nasıl altüst ettiğini birebir yaşadığını dile getiren Ertürk, şöyle devam etti:

“Babamın arkadaşları öldürüldü, işkenceler gördü, sürgün edildi. Babam da Fransa’ya gitmek zorunda kaldı. Ben, annem ve iki yaşındaki kardeşimle birlikte her gece ev baskınlarıyla büyüdüm. 10 yaşımdan 19 yaşıma kadar pasaport alamadım ve 9 yıl boyunca babamı göremedim. 19 yaşında ilk kez yurt dışına çıktığımda, çocukken vedalaştığım babamı bu kez üniversite öğrencisi olarak gördüm. O yıllarda babamla yaptığım konuşmalarda hep şu sorunun cevabını aradım, ‘Türkiye’de siyaset neden insanların hayatlarını parçalayacak kadar sert?’ Bugün burada anlattığım şey yalnızca kişisel bir hayat hikayesi değildir. Bu, aynı zamanda Türkiye’nin bugününe gelişinin bir özetidir. Bu ülke başbakanlarını, bakanlarını, gençlerini idam sehpalarında kaybetti. Kardeş kardeşi vurdu, aydınlar yakıldı, farklı düşünenler hapsedildi. Dönem oldu Kürtler, dönem oldu Aleviler, dönem oldu gayrimüslimler, dönem oldu muhafazakârlar… Bugün de Cumhuriyetçi, laik, sosyal demokrat kesimler benzer bir baskı hissini yaşamaktadır.”

Sanık Altan Ertürk, iddianamede yer verilen 143 eylemden yalnızca birinde adının geçtiğini, süreçte dosyayı okuyan avukatların hepsinin ortak yorumda bulunduklarını ifade eden Ertürk, “Hepsi, ‘Sen bir eylemden değil, çeyrek eylemden tutuklusun’ diyorlar. Benim adım dosyada bir eylemde değil, fiilen çeyrek bir eylemde geçmektedir. Buna rağmen yaklaşık altı aydır tutukluyum” diye konuştu.

‘İDDİAYI DUYDUĞUMDA ŞOK OLDUM’

Ertürk, oğlunun doğum gününde gözaltına alındığını, oğlunun kendi doğum gününü artık “uğursuz” olarak görmeye başladığını anlattı.

Gözaltına alındığı gün, polislerin “İBB dosyası” nedeniyle gözaltına alındığını söylediklerini aktaran Ertürk, “Şaşırdım, ‘Benim İBB ile hiçbir ilgim yok, herhalde bir yanlışlık var’ dedim. Savcı, eylem kapsamında adı geçen 10’dan fazla kişiyi sordu. Bu isimlerin neredeyse tamamını tanımadığımı, hayatımda hiç duymadığımı, hiçbir görüşmem ve iletişimim olmadığını açıkça ifade ettim. Sayın Savcı, belediyeye 3,5 milyon dolar verildiği iddiası olduğunu, benim de bu süreçte taraflar arasında yediemin olarak parayı teslim aldığımın iddia edildiğini söyledi. Bu iddiayı duyduğumda şok oldum” ifadelerini kullandı. Ertürk, bu iddianın tamamen gerçek dışı olduğunu söylediğini belirterek, “İsnat edilen bu suça ilişkin hiçbir somut delil gösterilmeden; yalnızca benim sözüm karşısında İlker Aydın’ın beyanı esas alınarak tutuklandım” dedi.

‘BU GERÇEK DIŞI KURGUYU ANLATACAĞIM MERCİ BULAMADIM’

İlker Aydın’ın, ifadesinin ilgili kısmında, “Ben bundan sonraki sürece gözümle şahitlik etmedim… Bildiğim kadarıyla… Bu konuda net bir bilgim yok… Ancak bu hususun doğruluğunu Cem Erdinç teyit edebilir” dediğini belirten Ertürk, şunları anlattı:

“Altı aydır bu gerçek dışı kurguyu anlatabileceğim bir merci bulamadım. Bugün, en azından sayın heyetiniz huzurunda bunu ifade edebilme imkanı bulduğum için ayrıca önemli görüyorum. Yaklaşık 4000 sayfalık, 143 eylemden oluşan bir iddianamede, çeyrek eylemden dolayı 6 aydır boşu boşuna çocuklarımdan uzak tutukluyum. Eskiden dervişler çilehaneye girer, çile çekerek olgunlaşırmış. Ben de buradan çok şey öğrenmiş ve biraz daha olgunlaşmış olarak çıkacağım. Ama bu, 6 ayı hiçbir suçum olmadığı halde burada geçirdiğim gerçeğini değiştirmiyor.

Ben içeride çok sayıda insan gördüm. O kadar uzun süre tutuklu kalan insanlar var ki, bir noktadan sonra ‘Savcı ne koyarsa imzalayayım’ noktasına geliyorlar. Çünkü tutukluluk tehdidi ve korkusu insanı oraya sürüklüyor. Bugün ise insanlar tutukluluk korkusuyla öyle bir noktaya geliyor ki, neredeyse annesini babasını getirseniz onların üzerine bile suç atacak hale geliyor. Bunun da ayrıca ahlaki olarak sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.”

Sanık Ertürk, tahliyisine ve beraatine karar verilmesini isteyerek, “Artık sizden beni çocuklarıma kavuşturmanızı talep ediyorum” diye konuştu.

Duruşmaya ara verildi.

RESUL EMRAH ŞAHAN SAVUNMA YAPTI

Aranın ardından duruşmada, görevinden uzaklaştırılan tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın savunması alınmaya başlandı.

Tüm yurttaşların bayramını kutlayan Şahan, bu yıl Nevruz ile Ramazan Bayramı’nın güzel bir çakışmayla birlikte kutlandığını belirterek, “İnşallah bu ülkeye bahar, demokrasiyle, adaletle, barışla gelir. Temennim budur. İnşallah bu salondan da böyle çıkarız” diye konuştu.

‘DIŞARIDA BİZE OLAN İNANCIYLA, DESTEĞİYLE BUGÜNLERE KADAR GELDİK’

Yaklaşık bir senelik tutukluluktan sonra Mahkeme heyetinin karşısında bulunduğunu ifade eden Şahan, şunları kaydetti:

“Hakkımızda binlerce sayfadan oluşan iddianameler, ne olduğunu bilmediğimiz, yaratılmış suçlamalar, iddialar… Hepsine karşı milletin, yurttaşın, bu salondaki arkadaşlarımızın, dışarıdakilerin bize olan inancıyla, desteğiyle bugünlere kadar geldik. 12 metrekarelik hücremde yüzlerce mektup, binlerce mesaj aldım. Yarına ilişkin samimiyetle söylenen sözlerle ayakta kaldık. Kendisini hiç tanımadım, hiç bilmem. ‘Bu hikaye böyle bitmeyecek. Sizler bu ülkenin geleceği için oradasınız. Millet sizinle…’ Erzurum’dan mektup yazan, Hanife teyzenin direnciyle karşınızdayım. Tam bir senedir önümüze konan kağıtlar, sorgular, bana ‘suçlusun’ diyor. Dönüp diyorum ki, ‘Neyle suçlu olduğumu bilmiyorum’, ‘Suçlusunuz, ispat ettik’ deniyor. Tam bir boşluğa anlatıyoruz, boşluğa…

‘BİZİ EVLATLARIMIZDAN AYIRAN HERKES ULU DİVAN’DA HESAP VERECEK’

Düşmanca davranan bir yapının kurguladığı oyuna hep birlikte zorlanıyorduk. Hep birlikte. Ama baştan beri şunu görüyoruz, burada onlarca evladı, anneyi, babayı, aileyi ayrı düşüren, gözyaşı döktüren, suçsuz yere bizi evlatlarımızdan ayrı düşüren, herkesi sevdiklerinden uzak tutan herkes, bu divanda değilse milletin vicdanında, ama en önemlisi Ulu Divan’da hesap verecektir. Beş buçuk yaşındaki kızımdan beni ayrı koyan her kul, aklına bunu koysun. Fakat aklı olan inanır. Doğruyu yanlıştan ayırmak akıl kadar vicdan işidir. Benim devletimin mahkemelerinden beklentim tam da budur işte: Doğruyu yanlıştan ayıran bir akıl ve vicdanla karar vermesidir.

‘BİR KAMU GÖREVLİSİNE BU ŞEKİLDE DAVRANILMASI, DEVLET NORMUNUN YOK SAYILMASIDIR’

Şişli’nin seçilmiş belediye başkanı olarak, 11 aylık görev süremde maruz kaldığım bu gözaltı ve tutuklama yöntemi, ne akla ne vicdana ne de hukuka sığar. Sadece ben değil, İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu, bürokrat arkadaşlarımız, belediye başkanı arkadaşlarımız ve devlet koltuğunda oturan tüm bürokratlar açısından da bu yöntem, bilgiyle, hukukla ve doğrulukla bağdaşmamaktadır. Devletten beklenen bu değildir. Sayın Başkan, ben bir bürokrattım, bugün belediye başkanıyım. Bunun önemini Şişli Belediye Başkanı olduğumda çok daha iyi gördüm, hissettim, tecrübe ettim.

Kurumların birbiriyle diyaloğu, bürokrasinin kendi içindeki ilişkisi, devlet görevinde bulunan insanların kişiden bağımsız şekilde yürüttüğü iletişim hayati önemdedir. Şişli Belediyesi ile Çağlayan Adliyesi komşu kurumlardır. Birbirine ihtiyaç duyan, birlikte çalışan yapılardır. Hatta simgesel bir örnek vereyim: Çağlayan Adliyesi’nin bulunduğu parsel, geçmişte Şişli Belediyesi tarafından verilmiştir. Benim dönemimde de bu kurumsal diyaloglar devam etti. Adliyede, savcılık makamlarıyla pek çok konuyu konuştuk. Kurumlar arası ihtiyaçlar oldu, bunları karşıladık. İstanbul’daki önemli bir idari bina ihtiyacı için Şişli Belediyesi olarak çalışma başlatmıştık. Daha bir gün önce, 18 Mart’ta, savcılıkla bu konuları konuşuyordum.

‘ÇAĞIRSALARDI GELİRDİM’

Çağırsalardı gelirdim. Bir kilometre mesafedeydik. Hepimiz giderdik. Ama sabahın erken saatinde, beş buçuk yaşındaki kızımın ve eşimin önünden alınmak… Daha bir gün önce diyalog içinde olan bir kamu görevlisine bu şekilde davranılması; normale saygısızlıktır, devlet normunun yok sayılmasıdır. Benim bildiğim devlet bu değildir. Benim çocuğuma anlatmak istediğim devlet bu değildir. Devlet dediğimiz şey; ana gibi, baba gibi koruyan, güven veren bir yapıdır. O gün kızım kapıya bir not astı: ‘Bu eve polisler giremez’. Bu hepimize ders niteliğindedir. Bugün devlet koltuğunda oturan herkes için… Çünkü devlet; bu topraklarda ana ve baba olarak anılır. Bu, içi boş bir benzetme değildir. Toplumun her kesiminin kendini güvende hissettiği, hakkının korunduğunu bildiği şefkatli bir yapıdır. 19 Mart sabahı, bu hikâye benim evimde başladı. Ama aslında o sabah, devlet ile toplum arasındaki güven bağına zarar verilmiştir. Devlet normu yok sayılmıştır.

‘ESAS MESELE ŞİŞLİ HALKININ İRADESİDİR’

Benim tutukluluğum yalnızca şahsıma ya da aileme ilişkin bir mesele değildir. Esas mesele Şişli’dir. Şişli halkının iradesidir. Ben Şişli’de, her 10 seçmenden yaklaşık 7’sinin oyunu alarak seçilmiş bir belediye başkanıyım. Şişli tarihinin en yüksek oy oranıyla seçilmiş belediye başkanıyım. Bu tutuklama, bana oy veren ya da vermeyen tüm yurttaşların anayasal hakkına müdahaledir. Bu, sadece bir parti seçmenine değil, tüm seçmenin ortaya koyduğu demokratik iradeye yapılmış bir müdahaledir. Bugün benim koltuğumda kayyum oturuyor.

Sayın Başkan, hatırlatmak isterim, 4 gün gözaltından sonra tutuklama kararı verilen Çağlayan Adliyesi nerede? Cumhuriyetin, milli mücadelenin izlerini taşıyan bir yerde, Abide-i Hürriyet Anıtı’nın yanı başında. Mahmut Şevket Paşa’nın, Mithat Paşa’nın, Talat Paşa’nın, Enver Paşa’nın hatırasının bulunduğu yerde.

‘BU SÜREÇ, TÜRKİYE TARİHİNE KARA BİR LEKE OLARAK GEÇECEKTİR’

Böyle bir mekanda yürütülen bu süreç, Türkiye demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Çünkü hürriyet anıtının yanında, yurttaşların hürriyetine müdahale edilmiştir. Tarih bunu böyle yazacaktır. Şişli herhangi bir ilçe değildir. Şişli, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izlerini taşıyan bir ilçedir. Gündüz nüfusu 3,5 milyona ulaşan, İstanbul’un atardamarıdır. Ticaretin, kültürün, gündelik hayatın merkezidir. Ama aynı zamanda Şişli, Kuştepe’de 10 kişinin tek göz odada yaşadığı yoksul Roman ailenin evidir. Paşa Mahallesi’nde geçimini çantacılıkla sağlayan genç babanın evidir. Mahmut Şevket Paşa Mahallesi’nde kentsel dönüşüm bekleyen Alevi yurttaşın evidir. 19 Mayıs Mahallesi’nde tutunmaya çalışan Kürt emekçinin evidir. Feriköy’de 100-150 yıllık Ermeni komşunun evidir.

Nişantaşı’nda, bu semtle gönül bağı kurmuş insanların evidir. Şişli bir İstanbul özetidir. Bir Türkiye özetidir ve bu tutuklama, tam da bu çeşitliliğin, bu iradenin, bu ortak yaşamın iradesine yönelmiştir. Sayın Başkan, mesele budur.”

Hakkındaki suçlamaların meşru olmadığını söyleyen Şahan, “Bir yıldır ne yapılırsa yapılsın millet inanmadı. Millet nezdinde meşru olmayan bu davanın siyasi olduğuna dair yurt dışında çok güçlü bir kanaat var. Bunu duyuyorum. Yüzde 60’lar, yüzde 65’ler konuşuluyor” ifadelerini kullandı.

‘ŞİŞLİ HALKININ YÜZDE 72’Sİ BU DAVANIN SİYASİ OLDUĞUNU SÖYLÜYOR’

Şahan, daha geçen hafta yaptıkları bilimsel bir çalışmanın sonuçlarını Mahkeme heyetine sunarak, “Şişli halkı üzerinde yapılan bu çalışmada sonuçlar çok net. Şişli halkının yüzde 72’si bu davanın siyasi olduğunu söylüyor. Üstelik bunun içinde AK Partilisi var, MHP’lisi var, her kesimden yurttaş var. Yüzde 80’i, ‘Belediye başkanlarının suçlu olduğuna inanmıyorum’ diyor. Yüzde 85’i, ‘Tutuklu yargılanmaya karşıyım’ diyor. Ama en çarpıcı olan şu, serbest bir soruya verilen yanıt. ’19 Mart operasyonu sizde hangi duyguyu yarattı?’ diye soruluyor. Yüzde 92’si, ‘üzüntü, şaşkınlık, öfke ve korku’ diyor. Bu tablo çok acı. Çünkü millet zaten bir gelecek kaygısı içinde. Zaten başka sorunlarla mücadele ediyor. 19 Mart sonrasında Şişli’nin, hatta ülkenin içine sokulduğu ruh haline bakın. Bu veriler çok nettir Sayın Başkan” şeklinde konuştu.

Şişli’nin, tıpkı Türkiye gibi, bu operasyonun siyasi olduğu yönünde bir kanaat ortaya koyduğunu aktaran Şahan, yurt dışında da Türkiye’ye ilişkin olumlu kanaatlerin azaldığını, tutuklamalara karşı üzüntü ve tepkinin arttığını anlattı.

‘TARİHSEL BİR SORUMLULUĞUN ALTINDASINIZ’

Hukuk ile toplum arasındaki bağın tahrip edildiğini. bunu herkesin görmesi gerektiğini vurgulayan Resul Emrah Şahan, şunları söyledi:

“Bu noktada siz ve Sayın heyetiniz tarihsel bir sorumluluğun altındasınız. Bunu, bir belediye başkanı ve karşınızda yargılanan bir kişi olarak hatırlatmak isterim. Hukuk devleti yalnızca karar üretmekle yükümlü değildir; aynı zamanda o kararın meşruiyetini korumak ve sağlamakla da yükümlüdür. Adaletin özü budur. Tarih önünde, milletin vicdanında meşru olmayacak bir karar, hangi deftere yazılırsa yazılsın, hukuki de olamaz.

‘OTURDUĞUNUZ KOLTUĞA PEYGAMBER POSTU DENİR’

Bugün burada yargılanan bir belediye başkanı olarak; beni seçmiş yurttaşlarım adına, tüm Şişlililer adına, ülkem adına beklentim şudur, hakkımda adaletle verilmiş bir karar. Buna inancım tamdır. Çünkü Anadolu’da oturduğunuz koltuğa ‘peygamber postu’ denir, Sayın Başkan. Ve şimdi soruyorum, ben neden tutukluyum? Bunu da anlatmak isterim. Kent uzlaşısından tahliye kararı verilmişti. Ancak İBB dosyası üzerinden tutukluluğumun devam etmesi için bir önlem alındı. Bu nedenle ikinci kez tutuklandım.”

Görevde bulunduğu 11 ay boyunca, tutuklanmadan önce ne yaptığını, neden hedef olduğunu anlatmak istediğini söyleyen Resul Emrah Şahan, Şişli’de kimlikler üzerinden değil, hizmet üzerinden siyaset yaptıklarını, çoğulcu demokrasiyi esas aldıklarını, ortak bir hikaye kurmaya çalıştıklarını dile getirdi.

‘BUGÜN BUNLARIN HEPSİ DURDURULDU’

Şahan, “Kutuplaşmadan yorulmuş bir toplum vardı. İnsanların gerçek sorunları vardı. Biz bu sorunlara çözüm üretmeye çalıştık. 11 aylık belediye başkanlığım boyunca yaklaşık 150 proje hayata geçirdik. Çocuğun, kadının, yoksulun, emeklinin yanında olduk. Şişli’de 1500 öğrenciye, toplamda 100 bin öğün yemek verdik. Kırtasiye destekleri sağladık. 10 binin üzerinde yurttaşa kış aylarında fatura desteği verdik.
5 bin emekliye 5 bin TL pazar desteği sağladık. Kent market açtık, temel gıda ürünlerini zincir marketlerden daha ucuza sunduk. Okulların temizliği için özel ekipler kurduk. Diyabetli çocuklara ücretsiz sensör desteği sağladık. Gençlere ücretsiz ulaşım ve burs imkânı sunduk. 800 öğrenciye 15 bin TL burs verdik. Şişli’de çocukların oynayacak alanı yoktu. 75 sokağı hafta sonları trafiğe kapattık. Çocuklar oynasın, komşular birbirini tanısın istedik. Bu uygulamadan 60 bin çocuk faydalandı. Ama bugün bunların hiçbiri yapılmıyor. Hepsi durduruldu” diye konuştu.

‘ŞİŞLİ BELEDİYESİ TÜRKİYE’NİN EN BORÇLU BELEDİYELERİNDEN BİRİYDİ’

Tüm bunları yaparken mali açıdan zorlandıklarını, Şişli Belediyesi’nin, Türkiye’nin en borçlu belediyelerinden biri olduğunu, kaynak yaratmak için yoğun şekilde çalıştıklarını aktaran Şahan, şöyle devam etti:

“11 ay boyunca, AK Partili ve CHP’li belediye başkanları arasında, en fazla bakanla görüşen belediye başkanlarından biri oldum. 2 kez Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ile 1 kez Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile görüştüm. Sadece nezaket ziyaretleri değil, uzun ve somut toplantılar yaptık. Bürokratlarla birlikte çalıştık. Amacımız kurumu güçlendirmekti. Çünkü güçlü kurum, hizmet üretir. Bu kapsamda çok önemli bir çalışma yaptık.

’11 AYDA ŞİŞLİ BELEDİYESİ’NE 36 YENİ MÜLK KAZANDIRDIK’

11 ayda Şişli Belediyesi’ne 36 yeni mülk kazandırdık. Toplam değeri yaklaşık 46 milyar TL, yani 1 milyar doların üzerinde. Bu, kamuya ait alanların tespiti ve tapulanmasıyla elde edilen bir kazanımdır. Hepsi yasal, hepsi resmidir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da bu işlemleri yazılı olarak doğrulamıştır. Ancak ne oldu biliyor musunuz? Cumhuriyet tarihinde ilk kez yaşanan bir durum gerçekleşti. Şişli Belediyesi’ne kazandırılan bu tapular, bir gecede elektronik sistem üzerinden iptal edildi. Bir gecede… Biz Bakanlığa yazı yazdık, ‘Bu işlem doğru mu? diye sorduk.

Bakanlık ‘Doğrudur’ diye cevap verdi. Teknik olarak da bu işlemin doğru olduğu teyit edildi. Ama buna rağmen iptal edildi. Daha da önemlisi; bu işlemin başka belediyeler tarafından yapılmasını engellemek için hemen yasal düzenleme getirildi. Yani bir kapı açıldı, sonra hızla kapatıldı.

‘BU KAYNAKLA ŞİŞLİ’DEKİ KENTSEL DÖNÜŞÜM SORUNUNU ÇÖZMEK MÜMKÜNDÜ’

Sayın Başkan, bu neyi ifade ediyordu biliyor musunuz? Bu kaynakla Şişli’deki kentsel dönüşüm sorununu çözmek mümkündü. Şişli’deki binaların yüzde 92’si depreme dayanıksız. Bu kaynakla tüm binalar yenilenebilirdi vatandaşın cebinden tek kuruş çıkmadan. İnsanlar aynı metrekarede yeni evlerine kavuşabilirdi. Bu, Şişli için tarihi bir fırsattı. Ama ‘olmaz, yapamazsın’ dediler. Biz de dava açtık. Tedbir kararı aldık.
Hakkımızı hukuk içinde arıyoruz. Ve inşallah alacağız. İnşallah görevime döneceğim ve Şişli’nin kaynaklarını Şişli için kullanacağım.”

‘O GÖKDELEN BUGÜN BENİM KARŞIMDA’

Bir kere daha bu kentin hakkına girilmesin diye çalıştığını, bir kere daha çocuğun, gencin, yoksulun hakkı yenmesin diye mücadele ettiğini dile getiren Şahan, Şişli’de bu hikayelerden çok var. 7 metrelik bir yolun bir tarafında milyon dolarlık daireler vardır, hemen karşısında ise derin bir yoksulluk. O 7 metrelik yolun karşısındaki o gökdelen, bugün benim karşımda. İşte mesele tam da burada başlıyor, Sayın Başkan. Tam da burada. Ben, o tek göz odada yaşayan Şişlili yoksul ailenin bu kentten alması gereken hakkı savundum. Kul hakkını savundum. Kent hakkını savundum. Bu yüzden buradayım. Peki ben bu yola nasıl çıktım? Bütün bu isnatlara tek tek cevap vereceğim. Ama önce, bu yolun nereden başladığını görmeniz gerekir. Çünkü bu sadece bir dava değil. Bir hikâyedir. Ve o hikâyeyi anlamadan, bu dosyayı anlamak mümkün değildir” şeklinde konuştu.

‘GÖKDELEN YAPMAK İSTEDİLER, KARŞI ÇIKTIK’

6306 sayılı yasanın, 1999 depreminden sonra, kentleri depreme karşı daha dirençli hale getirmek için çıkarıldığını ama bu yasanın, parsel bazlı plan değişiklikleriyle, kentlerin merkezine yoğun yapılaşma getirmek için kullanılmaması gerektiğini ifade eden Şahan, şunları kaydetti:

“Şişli’nin tam ortasında, 24 dönümlük bir araziye 72 katlı bir gökdelen yapılmak istendi. Biz buna karşı çıktık. Bir basın toplantısı yaptık ve açıkça söyledik, ‘Şişli’nin buna ihtiyacı yok. Şişli’nin ihtiyacı gökdelen değil, yeşil alan, nefes alanı, deprem toplanma alanıdır’ dedik. Şişli’de kişi başına düşen yeşil alan 1,2 metrekare. Mezarlıkları da dahil ederseniz 0,7 metrekare. Biz bunu savunduk. ‘Olmaz, yapmayın’ dedik. Bu plan, o dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı, bugünün Bakanı Sayın Murat Kurum’un imzasıyla çıktı. Ama biz yine de karşı çıktık. Çünkü Şişli’nin ihtiyacı belliydi. Sayın Başkan, yapılmak istenen proje neydi biliyor musunuz? Yaklaşık 1 milyon metrekarelik bir inşaat alanı. Etrafındaki tüm yapılar 4-5 katlı, depreme dayanıksız binalar… Ama tam ortasına devasa bir yapı.

‘SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK, YİNE DEVAM ETTİLER’

Bulunduğu mahalledeki tüm binaların toplamı yaklaşık 950 bin metrekare. Yani bir mahalleden daha büyük bir yapı inşa edilmek istendi. Biz buna da ‘olmaz’ dedik. Çünkü bu kentlerin artık kaldıracak hali kalmadı. Şişli’nin deprem toplanma alanına ihtiyacı var. Şişli’nin gerçek bir planlama anlayışına ihtiyacı var. Göreve geldikten sonra, 26 Nisan’da bu alanda denetim yaptık. Ruhsata aykırılıklar tespit ettik. Bakanlığa yazı yazdık. Bakanlık da bu aykırılığı kabul etti. İnşaat durduruldu. Ama ne oldu? İnşaat devam etti. Mühürledik. Yine devam ettiler. Suç duyurusunda bulunduk. Yine devam ettiler. Ve daha da acısı, mühürlü bir inşaatta çalışan beton mikseri, 70 yaşındaki bir kadına çarparak ölümüne sebep oldu. Hiçbir şey olmadı. Hiçbir işlem yapılmadı. Demek ki bu ülkede bir insanın canı, bir metrekare inşaattan daha değersiz görülüyor.

‘GÖREVİMİZİ YAPTIK DİYE ÜZERİMİZE YOĞUN BİR BASKI KURULDU’

Biz görevimizi yaptık diye üzerimize yoğun bir baskı kuruldu. Sayıştay denetimleri, müfettişler, bilirkişiler… Sürekli denetim, sürekli baskı. Ama biz geri adım atmadık. Çünkü kamu adına doğru olanı yaptık. Şimdi açıkça söylüyorum, benden beklenen, bu gökdelen anlayışıyla uzlaşmamdı. Görmezden gelmemdi. En kolayı buydu. O gökdeleni yapmak isteyenlerin anlayışına karşı olduğum için tutukluyum. Ben tutuklandım Taşyapı 16 kat çıktı o projede, ben girdiğimde böyle değildi. Eğer müteahhitlerin istediğini yapsaydım, kentin hakkını savunmasaydım, görmezden gelseydim bugün burada olmazdım. Bu dosya da olmazdı. Bu tutuklama da olmazdı. Ben müteahhitlerin istediğini yaptığım için değil, yapmadığım için buradayım. Ama bu bir ‘müteahhit karşıtlığı’ değildir.

‘BENİM TARAFIM BELLİDİR, HALKIN YANINDAYIM’

Benim tarafım bellidir, halkın yanındayım. Sokağın yanındayım. Kamu yararının yanındayım. Devletin gerçek anlamının yanındayım. Ve bugün durduğum yerden gurur duyuyorum. Çünkü ben bu yola nasıl çıktıysam, aynı yerde duruyorum. Bu, bir şehir plancısı olarak sorumluluğumdur. Bir kamu yöneticisi olarak görevimdir. Bir belediye başkanı olarak da şerefimdir. Nasıl ki Kent Uzlaşısı sürecinde siyasi sorumluluklarımı yerine getirdiğim için tutuklandıysam; bugün de idari görevimi yerine getirdiğim için, bu ikinci tutukluluğu yaşıyorum.”

‘ANKARA’DA İKİ ODALI BİR DEVLET LOJMANINDA BÜYÜDÜM’

Resul Emrah Şahan, Ankara’da iki odalı bir devlet lojmanında, bakanların ve siyasilerin gelip gittiği bir evde büyüdüğünü, ailesinin SHP geneleneğinden geldiğini söyledi. Şahan, “Şehir plancısı olma nedenim Murat Karayalçın’dır. Siyasette ve devlette hizmet edeceksen; servetten, şöhretten ve şehvetten uzak duracaksın. Ben böyle büyüdüm. Böyle öğrendim. Üniversite eğitimimi Mimar Sinan Üniversitesi’nde tamamladım. Okudum, çalıştım, mezun oldum. İstanbul’da kalmaya karar verdim. Şişli’de yaşarken Cumhuriyet Halk Partisi’ne üye oldum. Ama benim için siyaset sadece bir parti faaliyeti değildi. Meslek örgütlerinde, kentsel dönüşüm alanlarında, mahallelerde aktif olarak yer aldım. İnsanların yerinden edilmemesi için sahada mücadele ettim” diye konuştu.

Belediyecilik hayatına 2005 yılında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde İstanbul Metropoliten Planlama bünyesinde başladığını, rahmetli Kadir Topbaş döneminde, Süleymaniye projesinde görev aldığını, bir yandan da Sulukule başta olmak üzere birçok dönüşüm sürecinde, insanların yerinden edilmemesi için mücadele ettiğini anlattı.

‘LİYAKATİMLE BU SÜREÇLERİN İÇİNDE YER ALDIM’

Sonrasında farklı belediyelerde, farklı projelerde çalıştığını 2014 yılında Ekrem İmamoğlu ile tanıştığını aktaran Resul Emrah Şahan, “Şehir plancılarının, mimarların, meslek odalarının katıldığı bir toplantıya davet edilmiştik. Seçilmiş bir belediye başkanı olarak projelerini ve vizyonunu anlatıyordu. Açık söyleyeyim, o toplantıda beni etkileyen şey, bir belediye başkanının kenti planlamayı, ortak aklı ve tasarımı bu kadar iyi bilmesiydi. Bir derdim vardı çünkü. Bu kent için bir derdim vardı. O vizyon beni etkiledi. Sonrasında birlikte çalışmaya başladık. O dönemde Türkiye’nin en prestijli uluslararası proje yarışmalarını gerçekleştirdik.

Yaşam Vadisi projesi gibi, 1 milyon metrekarelik alanı kapsayan uluslararası yarışmalar yaptık. Danimarka’dan, Tokyo’dan, dünyanın dört bir yanından tasarımcılar projeler gönderdi. O dosyaları gördüğümüzde şunu diyorduk, ‘Doğru yerdeyiz, doğru iş yapıyoruz.’ Ben bu süreçlerde raportör olarak görev aldım. Önce şirket çalışanı, sonra sözleşmeli memur olarak çalıştım. Liyakatimle bu süreçlerin içinde yer aldım. Türkiye’nin ilk cemevi proje yarışması da o dönemde yapıldı. Bu benim için ayrıca çok kıymetlidir. Bir Alevi yurttaş olarak bunun altını özellikle çizmek isterim. Vizyon 2030 Beylikdüzü projesi hazırlandı. Türkiye’de ilk kez bir ilçe belediyesi uzun vadeli bir vizyon planı ortaya koydu. Bu süreçlerde yoğun bir şekilde çalıştım. Mesaim arttı, sorumluluğum arttı.

‘İMAMOĞLU BENİ KİMLİĞİMLE, İNANCIMLA DEĞİL MESLEĞİMLE DEĞERLENDİRDİ’

Ekrem İmamoğlu beni; kimliğimle, inancımla, kökenimle değil, mesleğimle ve emeğimle değerlendirdi. Benim Alevi olduğumu bile üç buçuk yıl sonra öğrendi. Bu benim için çok önemliydi. Çünkü alışık olmadığımız bir durumdur bu. Memleketlerimiz farklıydı ama derdimiz ortaktı: Bu kent için, bu ülke için adil ve demokratik bir yaşam kurmak. Sayın Başkan, 2019 yılında Cumhuriyet Halk Partisi’nden, 22 yıldır yaşadığım Şişli’den belediye meclis üyesi seçildim. Şişli Belediyesi’nde iki müdürlük yaptım. Planlama ve Kentsel Dönüşüm. Bugün bana yöneltilen ‘eş başkanlık’ iddiaları ise gerçek dışıdır. Somut veriyle konuşalım, 114 meclis oturumunun sadece 23’üne katılmışım. Bu, yüzde 18’e tekabül ediyor. Eğer eş başkanlık gibi bir durum olsaydı, bu mümkün olabilir miydi?

‘DAHA ÖNCE İMTİYAZLI KULLANIMDA OLAN ALANLARI KAMUSAL ALANLARA DÖNÜŞTÜRDÜK’

Benim esas yoğun çalıştığım yer İstanbul Planlama Ajansı’dır. İstanbul Planlama Ajansı, bu hikâyenin en kıymetli sayfasıdır. 2020 yılında kuruldu. Amaç şuydu, bu kentin geleceği, tek bir kişinin iki dudağı arasında olmasın. Bilimsel yöntemlerle, ortak akılla planlansın. Biz bunu kurduk. Bu bir niyetti, bir iradeydi. Orada yapılan çalışmaların büyüklüğünü anlatmak isterim, 16 uluslararası yarışma, 250 yayın, 200 bülten, binlerce çalıştay ve toplantı, 2500 kurum temsilcisiyle yürütülen süreçler… Bu kentin geleceği için bilimsel, katılımcı bir planlama anlayışı oluşturduk. Daha önce imtiyazlı kullanımda olan alanları kamusal alanlara dönüştürdük. Örneğin, bir zamanlar özel kullanıma ayrılmış bir orman alanı bugün kültür merkezine dönüştürülmüş durumda. Akademisyenler, araştırmacılar, şehir plancıları orada bu kentin geleceği için çalışıyor. Bütün bunları şunun için anlatıyorum: Benim hayatımın her aşaması çalışmakla, üretmekle, kamu yararı için mücadele etmekle geçti. Bu dosyada anlatılan kişi ben değilim.”

DÜN NE OLDU?

Duruşma, dün Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas’ın yarım kalan savunmasıyla başlamıştı. Savunmasının ardından Sukas’ın çapraz sorgusu tamamlandı. Ekrem İmamoğlu da Sukas’a sorular yöneltti. Ardından Sukas’ın ilk avukatı Kaptan Yılmaz’ın savunması dinlendi. Yılmaz, müvekkili Sukas hakkında iddianamede bulunan iddaların “dayanaksız” olduğunu savunarak, müvekkilinin tahliyesini istedi.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!