İdlib’de Jeffrey’nin çengeline mi takıldık?

İdlib'de Rusya ile ilişkimiz gittikçe gerilirken ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey'nin açıklamaları yeniden akıllara geldi.

İdlib’de Jeffrey’nin çengeline mi takıldık?

Türkiye-Rusya arasında İdlib konusunda ilişkilerin gerildiği günlerde, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’den dikkat çeken bir açıklama gelmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Rusya ile gerek Soçi gerek Astana’da bazı görüşmeler, anlaşmalar oldu. Bu anlaşmalara Rusya’nın sadı kalması halinde, biz de aynı sadakatle yola devam ederiz. Şu an itibarıyla maalesef Rusya, Astana’ya da, Soçi’ye de sadık değil” sözlerinin ardından Jeffrey şunları söylemişti:

“Suriye’nin kuzeybatısında Türkiye sınırına doğru harekete geçen 700 bin kişi var. Bu durum ‘uluslararası kriz’ çıkaracak’ açıklamasında bulundu. Jeffrey, “Kendisi bizim ortağımız ve NATO müttefikimiz, onun yanındayız. Kendisine Suriye’de (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’e güvenemeyeceğini açıkça söylemiştik. Şimdi sonuçlarını görüyor” demişti.

Türkiye ile Rusya arasında İdlib konusunda yaşanan sıkıntı ve Erdoğan’ın sert sözlerinin ardından Jeffrey’in devreye girmesi, “ABD, gerilimi fırsat bilip Türkiye’yi Suriye’deki planlarının içine çekmeye çalışıyor” şeklinde değerlendirilmişti.

Cumhuriyet’ten Mehmet Ali Güller, Ankara’daki Neo-Abdülhamitçiliğin Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirdiğine dikket çekti.

Güller’in yazısının satır başları şöyle:

Türkiye’nin Rusya’yla işbirliği ve Fırat Kalkanı Harekâtı, AKP hükümetini Şam yönetimiyle işbirliğine mecbur edecek” denilen günlerden, Erdoğan’ın Şam karşıtlığını sürdürebilmek için Rusya’yla işbirliğini bozabilmeyi göze aldığı günlere geldik…

Ancak baştan belirtelim: Rusya’yla işbirliği Türkiye’nin dış politikadaki en değerli kartlarının başında gelmektedir ve Türkiye için Rusya’yla işbirliğini bozmanın maliyeti çok yüksektir. Ankara, iktidara rağmen bu riski almaktan kaçınacaktır…

AKP’nin Libya’da Rusya ile belli ölçülerde karşı karşıya gelmesi, İdlib konusunu yeninden ısıttı. Rusya Suriye ordusuna operasyon için yeşil ışık yaktı. Türkiye’nin gözlem noktalarından birinin çevresi daha Suriye ordusunun kontrolüne geçti.

Erdoğan bunun üzerine Moskova’ya üç mesaj verdi: 1) “Rusya şu an Astana’ya da Soçi’ye de sadık değil.” 2) “Astana süreci diye bir şey de kalmadı.” 3) “Rusya ya Suriye ile ya da Türkiye ile olan süreci farklı yürütecek, başka yolu yok.”

Yani Erdoğan Rusya’nın ya Türkiye’yle ya Suriye’yle hareket etmesi gerektiğini söylüyor ve bunun için gerekirse Soçi’yi değil, Astana’yı da kurban edebileceğini belirtiyordu.

SETA’NIN MESAJLARI

Elbette bu gelişigüzel bir tepki değildi, planlıydı…

Dışişleri Bakanı’ndan SETA kurmaylarına kadar etkili bir çevre, Moskova’yı sıkıştırmaya yönelik mesajlar veriyordu.

Saray’ın en önemli akıl hocalarından SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, Sabah’tan ABD ve AB’ye çağrı yaparak, Moskova’ya mesaj veriyordu: “AB ve ABD, İdlib’de devreye girmeli” diyen Duran, askeri seçeneğin de gündemde olduğunu yazıyordu (1.2.2020).

Yine SETA ekibinden Prof. Dr. Kemal İnat da Türkiye gazetesinde “Rusya’nın artık Türkiye için güvenilir ortak olmadığını” yazıyordu (1.2.2020)…

JEFFREY’NİN MESAJI

AKP iktidarı, ABD’nin en rahatsız olduğu Astana platformunu dağıtmak istiyor, Rusya ve İran’la işbirliğini sorguluyor, AB ve ABD’ye İdlib’de ittifak çağrısı yapıyor, Gürcistan’ın NATO’ya üyeliğini savunuyor, hatta Montrö’yü masaya getiriyor…

Washington daha ne isteyebilir ki!

Nitekim ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, hemen çengel atmak üzere Ankara’ya şu mesajı verdi: “Esed rejimi, İran ve Rusya bilmelidir ki bu (İdlib’deki saldırılar) kesinlikle kabul edilemez. Erdoğan deneyimli bir lider. Kendisi bizim ortağımız ve NATO müttefikimiz, onun yanındayız. Kendisine Suriye’de Putin’e güvenemeyeceğini açıkça söylemiştik” (30.1.2020).

NEO-ABDÜLHAMİTÇİLİK

Görüldüğü üzere tablo vahimdir: AKP’nin Neo-Abdülhamitçilik dediğimiz, “kendisine Rusya’yla alan açan, bunu ABD’yle pazarlığında kullanan ve ikisini AB’yle dengelemeye çalışan” politikası, Türkiye’yi büyük sıkıntıya sokmaktadır.

AKP’nin bir uçtan bir uca savrulan dış politikası, Türkiye’yi sürekli yalnızlaştırmakta ve düşman kazandırmaktadır!

Başta da belirttiğimiz gibi, Rusya’yla işbirliği Türkiye’nin dış politikadaki en değerli kartlarının başında gelmektedir; Ankara bu kartı AKP’nin “ajandasına” kurban edemez!”