1. Haberler
  2. Gündem
  3. İmamoğlu ‘diploma’ davasında hakim karşısına çıktı… Tutuklu avukatı cezaevinden bağlandı

İmamoğlu ‘diploma’ davasında hakim karşısına çıktı… Tutuklu avukatı cezaevinden bağlandı

İBB'ye yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla "zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik" suçundan 8 yıl 9 aya kadar hapis istemiyle yargılanmasına başlandı. Duruşmada, İmamoğlu'nun tutuklu olan avukatı Mehmet Pehlivan cezaevinden bağlandı. Pehlivan, bir sonraki duruşmada salonda savunma yapmayı talep etti. Duruşma 20 Ekim'e ertelendi.

featured

İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesince Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, İBB’ye yönelik yolsuzluk soruşturmasından tutuklu Ekrem İmamoğlu ve avukatları katıldı.

Duruşmaya, ayrıca CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İmamoğlu’nun eşi Dilek İmamoğlu ile çocukları ve babası Hasan İmamoğlu, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, CHP Genel Başkan yardımcıları Gökan Zeybek, Meryem Gül Çiftci Binici, Gülşah Deniz Atalar, CHP milletvekilleri Bülent Tezcan, Utku Çakırözer, Sibel Suiçmez, Ayça Taşkent, mahkeme kararıyla görevinden uzaklaştırılan CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, bazı il ve ilçe belediye başkanları ile çok sayıda izleyici katıldı.

İmamoğlu, Jandarma eşliğinde salona getirildiği sırada, izleyiciler tarafından alkışlandı ve “Hak, hukuk, adalet”, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” şeklinde sloganlarla karşılandı.

Duruşma, İmamoğlu’nun kimlik tespitiyle başladı.

 

TAHSİL DURUMU SORUSUNA ‘YÜKSEK LİSANS’ DEDİ

İmamoğlu, kimlik tespitinde tahsil durumunun “yüksek lisans”, aylık ortalama gelirinin ise 250 bin lira olduğunu söyledi. Sabıka durumu sorulan İmamoğlu, “Allah’a şükür yok” dedi.

T24’ün haberine göre İmamoğlu, savunmasında şunları söyledi:

‘ÜNİVERSİTEDEN ARKADAŞLARIM GELDİ…’

“Bu iddianameyi bir sonraki seçimde kendisini yeneceğimi bilen bir kişi yazdırdı. Bu davanın varlığı bile yüz karası bir durumdur. 12 Eylül herkesin aklında darbeyi hatırlatır. Darbeyi destekleyenleri buradan en yüksek seviyede kınıyorum. Ülkemizin bu tür darbelerle yüz yüze gelmemesini diliyorum. Siyasi tarihimiz üzülerek ifade ediyorum ki nice davalarla doludur. Türkiye’de hak hukuk arayanlar ne yazıkki tarih boyunca muhattap olmuşlardır. Ona karşı 4 seçim kazandığımı ve sonraki seçimi kazanacağım bilindiği için bana bu davanın açıldığını da biliyorum. Tabii bu salondaki herkes siyasi tarihimize geçecek bu duruşmada izah edilemeyecek bir duruşma ile karşı karşıya olduğumuz biliyor. Elimin değdiği bir husus yok ama ben yargılanıyorum. İnsan bu davaya isim bulmakta zorlanıyor. Benim üniversiteden arkadaşlarım geldi. Bazılarının tavla oynayacak arkadaşı yok benim futbol maçı yapacak arkadaşım burada.

Bu davanın konusu tamamen saçmalıktır. İstanbul Üniversitesi görevi olmayan bir saçmalığa imza atması başka kurulda Hukuk Fakültesi’dnen kimsenin olmaması başka boyutta. Ben bu diplomaları her yerde kullanmışım. Yüksek Seçim Kurulu’nda kullanmam gerekeceği zaman zurna zırt dedi adeta.”

‘BEN BU DAVANIN İKİ KERE MAĞDURUYUM’

Eline örnek olarak iddianamede yer alan yatay geçiş belgelerini alan İmamoğlu savunmasına şöyle devam etti:

“Yüksek Seçim Kurulu’na üniversite diploması yalnızca Cumhurbaşkanlığı adaylığında veriliyor. İstanbul Üniversitesi’nin bu süreçte hiçbir yetkisi yok. 18 yaşında bir çocuğun gencin düşürüldüğü duruma bakar mısınız? Tümüyle saçma bir fikrin metni oluşmuş. Bunu yazdıran kişinin nasıl bir kötülük peşinde koştuğunu ben çok iyi biliyorum. Hakikatin önemsizleştiği seçkin elitlerin toplumu manipüle ettiği bir çağdayız. Adını koyacağım bu tuhaf rejimin böyle bir davayı üretmesi de aslında şaşırtıcı değil. Ben bu davanın iki kere mağduruyum. Diplomam iptal edildi. Gençliğimin en önemli dönemler yok sayıldı. Gerçekten bunu tekrardan hatırlatıyorum; anacığımın ak sütü kadar temiz diplomamı. Kul hakkı yemekten çekinmeyen bir şebeke ile karşı karşıyayız. Bunu yapan, akıl tapunuzu, işinizi geçmişinizi bile elinizden alır. Tereddüt etmeden…

Kocaman bir şebeke kurmuşlar. Bu şebeke benim cumhurbaşkanı adayı olacağınımı anlamışlar. Bütün sistemleri kurmuşlar. Ben 17 yaşındayken anlamışlar cumhurbaşkanı olacağımı. Belgelerimi hazırlamışlar. Şu anlattığım senaryo bile iddianameden daha rasyonel bir senaryo. Onun için gerçekten şunu söylemem gerekiyor. Bu mantığı oturtmak için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yokmuş gibi davranabilirler. Benim hayatım çok sahicidir bu arada onu da belirteyim. Benim o kadar çok şahidim var ki Allah’a şükürler olsun.”

‘SIRF CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞINA ERİŞEMEYEYİM DİYE…’

“Bizi hayatın gerçeklerine saplayarak bu ülkeye sahteciliğin dik âlâsını yapan birilerinin olduğu bir dönemdeyiz. Milletten ve miilletin iradesinden korkan o akıl nedeniyle bugün buradayız. Bu çok büyük bir ayıptır, yazıktır, utanç vericidir. Sanki kendine ait bir koltukta oturyor. Millete, 86 milyona ait orası. Kaybetmekten korktuğu rekabetten kaçtığı için bu ülke zulüm çekiyor. Partimiz 23 Mart’ta ortaya koyduğu fikirle beraber beni cumhurbaşkanı adayı yaptılar. Sırf bu adaylığa erişemeyeyim diye beni içeri aldılar, aynı gün. Kaybımız 250 milyar dolar desek yanılmayız. Sırf kendi itibarı ve koltuğu için… Bu uygulamalar çocukların geleceğini çalıp onları umutsuzlaştırmaktır. Açıkçası bugün başka gerçekler var. Diploma ve meslek sahtecilikleri var. Unvan sahtecilikleri var. Geçmişte hiç görmediğimiz ve bilmediğimiz işler bunlar. Türkiye’de insanların yüzde 80’i adalete ve yargıya güvenmiyor inanmıyor. Siyasete alet edildiğini düşünüyüor. Arkanızda adalet mülkün temelidir yazıyor. Milletin üçte ikiden fazlası devlete ve kurumlarına güvenmiyor. Ortak yaşam irademizi azaltıyor bu tür hamleler. Millet hoşgörüyü değil kutuplaşmayı yaşıyor.”

‘KAFASINA BASTIR GAZI SIK! ÖYLE YOK!’

“Öfkeli bakan bir yönetici anlayışı var şu anda. Devlet şefkattir. Her mesleğe kendi konumunda hakkını temsil eden br konumda olmalı devlet. Devlet kızgın olur mu, eziyet çektirir mi? Binlerce yıl süren bizim devlet anlayışımızın kıyısından geçmez bu anlayış. Ama ben bu ülkeyi umutsuzluğa teslim etmeyeceğim. Ülkenin çoğunluğu, geleceğe dair umutsuzluğum yok diyor. Bu diploma davasına inanmayanların oranı yüzde 75. Beni çıkarsınlar, ben konuşayım. Sevgi pıtırcığı diye benimle dalga geçiyorlardı. Ben hâlâ sevgi pıtırcığıyım. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın, anlayışından geliyoruz biz. Kafasına bastır gazı sık. Öyle yok! Ben 12 metrekarede öyle özgürüm ki, o sarayında çatlasın.”

‘HER ŞEYİNİZ GİDEBİLİR’

“Yeni bir döneme ihtiyaç var, bütün sorunun çözümü bu. Demokrasinin en önemli özelliği topluma sağladığı süreklilik duygusudur. Daha iyisini seçme imkanı verir. Bu ayrıca rekabet ve toplumun gözüne girme yarışı sağlar. İktidar gücünü elinde bulunduruanlar kendilerinden sonra gelecek kişilerin önünü kesmektedir. Bunun yarası derindir tahribatı ağır olur. İnsanlar yanlış bir tercih yapabilir ama demokrasi onu iyileştirir. İnsanların oyuyla gelenler aynı oylarla gidecek. Bu ülkede özgürlük ilkesi var. Demokrasiyi ve seçim sandığını korumak hepimizin görevi ama sayın hâkim bu en önemli olarak sizin göreviniz. Dünyada demokrasiyi yok sayan ülkelerin peşinden gidemeyiz. Bizim en büyük zenginliğimiz insan kaynağımız. Benim güzel inancımı ve Anadolu’yu aydınlatan güzel inancımı kötüleyenleri devletin kapısına yanaştırmayacağız. Adalet devletin en temel görevidir. Adalet olmazsa devlet olmaz. Devletin başına ne gelirse gelsin sizin töreniz kalırsa devletinizi yaşatabilirsiniz. Bizi ayakta tutan da töremizdir. Siz töreyi yani yasayı yani adaleti yerle bir ettiğinizde ülkeyi uçurumun kenarına sürersiniz. Hukukun olmadığı yerde devlet olamaz. 35 yıl önceki emeğim gitmiş. Bunun anlamı her şeyinizin gidebileceğidir.”

“Kendi siyasetini gözeten ve adeta düşman hukuku yaşatan biri devleti böyle bir zaafiyete sokmuştur. Yargı iktidarın elinde bir sopa hâline düşerse devasa bir beka sorununa döner. Atarürk’ün bir sözü var: ‘Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz.’ diye. Adaleti tesir etmek için sonuna kadar çalışmak zorundayız.

Az önce sizlere gösterdim. Diploma iptal edilsin diye neredeyse ülke yokmuş gibi davranacak bu merciler. Benim dahil olduğum okul Kıbrıs’taki üniversite eğitiminin öncüsü olmuştur, tebrik etmek lazım. Okuduğum bir arkadaşım da burada. 86-91 yılları arasında okumuş bu arkadaşım. İddianamede bu okulun 90 öncesinde olmadığını söylüyorsunuz. Ama bu arkadaşım diplomasını almışlar, Türkiye’de kullanabilirsin demişler. Ben de dilekçemde yazmışım, dilekçem de de çok güzel. Bu bana yöneltilen suçlamalar komik şeyler. Ben büyükelçilikten belge alıyorum. Bunu sahte olarak sunuyorsunuz. Oturma izniyle iki sene orada kalıyorum. Bir savcının çıkardığı olaya bak ya, Kıbrısı ve İstanbul Üniversitesi’ni tartışıyoruz. Ben karar verilmeden önce kararı veren kişiyi aradım. Telefonda o korku içindeki tiz sesini duydum. Ayıptır bu.”

KÜRSÜYE VURUP KONUŞTU

İmamoğlu savunmasının devamında kürsüye vurarak şöyle seslendi:

“İnfaz yapılıyor burada. Yargısız infaz. Burada korku üretmeye çalışıyorlar. Bizi zannediyorlar ki zindanlarda susturabilirler. Ne kadar çok isteseler de susturamayacaklar.”

İmamoğlu savunmasının devamında İstanbul’un yerel seçim sonuçlarını gösteren bir haritayı tutarak “Benim içeride olmamın nedeni ne biliyor musunuz? İşte bu tablo. İstanbul’da elde ettiğimiz bu tablonun yaydığı korku nedeniyle buradayım,” dedi.

Duruşmaya verilen kısa aranın ardından İmamoğlu, kravatını çıkararak CHP İstanbul İl Başkanlığı görevinden alınan Özgür Çelik’e verdi.

İmamoğlu daha sonra savunmasına şu sözlerle devam etti:

“Yargıyı milletten kaçıramazsınız. Toplumun buraya ilgisini binaların etrafına bariyerler çekerek söndüremezsiniz. Bu anlamda da çok kötü bir sınav verdiğimiz ortada. Yurt dışından ziyaretçilerimiz geldiğinde bu durumu anlatamıyoruz. Bizim derdimiz kimsenin başına bela olmak değil, kadim milletimizi kurtarmak için yürüyoruz. 86 milyon insanımızın nefes aldığı bir sabaha uyandırmak istiyoruz. Ben milletimizin adalet terazisine güveniyorum, hep güvendim. Her gün vatandaşına hizmet eden biri oldum. Ben kendimi her yönüyle sorumlu kabul etmiş bir insanım. Bizi bir diplomayla engellemek istenler asla başarılı olamayacaklar. Milletimizin kendi kariyerini tayin etme azmi herkesten daha büyüktür. Türkiye çok acı zamanları yaşıyor. Son bir haftada güvenlik güçlerini kullanarak endişe verici ortamları ülkemizi yaşatmaktadır. Eninde sonunda doğru kararlar alınacaktır. Biz sırtımızı bu ğlkenin adaletine yaslamak zorundayız. Avukatım Mehmet Pehlivan, bile tutuklu.”

İMAMOĞLU’NUN TUTUKLU AVUKATI MEHMET PEHLİVAN DURUŞMAYA CEZAEVİNDEN KATILDI

İmamoğlu’nun Mehmet Pehlivan’ın adını anmasının ardından hâkim, Pehlivan’ın duruşmaya katılmasını isteyip istemediğini sordu. İmamoğlu, “Tabii ki katılsın o benim canım ciğerim” dedi.

Pehlivan’ın duruşmaya katılmasında yasal bir engel olmadığını söyleyen hâkim, Mehmet Pehlivan’ın davaya katılmasını onayladı. Pehlivan hâkimin onayının ardından görüntülü olarak duruşmaya bağlandı.

Mehmet Pehlivan’ın duruşmaya katıldığı görüntüler sosyal medyada paylaşıldı.

İmamoğlu, “Avukatım, sevgili kardeşim Mehmet’i selamlıyorum. İnşallah yakında özgür bir şekilde savunmamı yapması için burada olmasını istiyorum,” dedi.

PEHLİVAN: SALONDA SAVUNMA YAPMAYI TALEP EDİYORUM

İmamoğlu’nun ardından, avukatlarından tutuklu Mehmet Pehlivan, uzaktan bağlantı yoluyla söz aldı.

Pehlivan, şunları söyledi:

“Öncelikle salonda bulunan tüm katılımcıları, meslektaşları ve tüm tutuklu avukatları selamlıyorum. Belki yargı tarihinde bir ilki yaşıyoruz. Tutuklu avukat olarak üzerimde cübbem bile olmadan müdafii olarak hazır edildim. Üzerimde cübbemin olmaması savunmadan geri duracağım düşünmesine neden olmamalı. Biz özgürlüğümüzden bile olabiliriz. Ben görevini yaparken tutuklanan bir avukat olarak burada bulunuyorum.

Benim tutuklu olarak karşınızda olmamın tutanaklara geçmesi gerekiyor. Bu durum adil yargılanma ilkelerinin çoğunun ihlali anlamına geliyor. Ben müvekkilim ile görüştürülmeden, salonda olmadan, üzerimde cübbem olmadan savunma yapmayı reddediyorum. Bir sonraki duruşmada gerekli şartların sağlanmasıyla salonda savunma yapmayı talep ediyorum.”

ERTELENDİ

Verilen aranın ardından hakim, ara kararını açıkladı. Mahkeme heyeti, davada bir sonraki duruşmanın 20 Ekim 2025 Pazartesi günü saat 11:00’a erteledi.

Mehmet Pehlivan’ın bir sonraki duruşmaya fiziki olarak getirilmesini reddeden mahkeme heyeti ayrıca, bir sonraki duruşmanın da Silivri’de yapılmasına karar verdi.

İDDİANAMEDEN

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 18 Eylül 2024’te Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının sahte olduğu iddiasıyla CİMER’e başvuruda bulunulduğu aktarılıyor.

Aynı iddiaya ilişkin 1 Ekim 2024’te savcılığa şikayet dilekçesi sunulduğu belirtilen iddianamede, söz konusu şikayetin ardından soruşturma başlatıldığı kaydediliyor.

İddianamede İmamoğlu’nun Kıbrıs’ta öğrenim gördüğü ve İstanbul Üniversitesine geçiş yaptığı University College of Northern Cyprus’ın (UCNC) 1990’da Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı (YÖK) tarafından tanınan üniversitelerden biri olmadığı belirtiliyor.

YÖK’ün 1988 ve 1992’deki yazılarında, KKTC’de faaliyet gösteren YÖK kurumlarından sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin tanındığının anlaşıldığı ifade edilen iddianamede, yatay geçiş kontenjanlarının usulsüz olarak artırıldığı anlatılıyor.

İddianamede, yatay geçiş başvurularında bazı öğrencilerin listeden usulsüz olarak silinerek yine listeye yeni öğrencilerin eklendiği, 3 kişilik kontenjanı bulunan bölüme usulsüz olarak 54 kişinin alındığı kaydediliyor.

YÖK KARARLARI GÖRMEZDEN GELİNDİ

Gerek başvuru kabul edilecek yükseköğretim kurumlarıyla ilgili gerekse başvurusu değerlendirilecek öğrencilerle ilgili çok sayıda hileli işlem yapıldığı ifade edilen iddianamede, yükseköğretim kurumları arasında “Önlisans ve Lisans Düzeyinde Yatay Geçiş Esaslarına İlişkin Yönetmeliği”nin 2. maddesinde yer alan “Eşdeğer eğitim programları uygulayan yükseköğretim kurumları” maddesinin uygulanmadığı aktarılıyor.

İddianamede, bağlayıcı görüş bildiren YÖK’ün 1988, 1991 ve 1992’deki yazılarında KKTC’de faaliyet gösteren yükseköğretim kurumlarından sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin Yükseköğretim Kurulu tarafından tanındığına ilişkin kararın görmezden gelindiği, yine yönetmeliğe aykırı şekilde bulunduğu üniversitede transkriptlerinde başarısız ve alınan kredilerde eksiklerin olduğu, İngilizce İşletme Programı’na yurt dışı yatay geçiş başvuruları kabul edilen öğrencilerin herhangi bir dil seviye tespit sınavı ya da yeterlilik sınavı yapılmadığı ifade ediliyor.

İMAMOĞLU, ÖĞRENCİ KÜTÜK DEFTERİNE DOĞU AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ OLARAK KAYDEDİLDİ

İstanbul Üniversitesinin, KKTC’deki eğitim kurumlarından sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin YÖK tarafından tanınmakta olduğunu bilmesine rağmen İmamoğlu’na ait öğrenci dosyasının incelenmesinde, gerçekte University College of Northern Cyprus adlı eğitim kurumuna kayıtlı olduğunun anlaşıldığı belirtilen iddianamede, İmamoğlu’nun İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçişi sırasında gerçeğe aykırı şekilde, öğrenci kütük defterine Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencisi olarak kaydedildiğinin tespit edildiği aktarılıyor.

İddianamede, yapılan bu işlemle hem İstanbul Üniversitesi yetkililerinin hem de şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun, University College of Northern Cyprus adlı kurumun Yükseköğretim Kurulu nezdinde tanınırlığının bulunmadığını bildikleri halde İmamoğlu’nun denkliği olan bir kurumdan yatay geçiş yapmış gibi gösterildiği ifade ediliyor.

‘BELGENİN SAHTE BİÇİMDE DOĞDUĞU AÇIK VE NETTİR’

İmamoğlu tarafından yatay geçiş sürecinde üniversiteye ibraz edilen belgelerin University College of Northern Cyprus’a ait bir tanıtım broşürü ve bir adet transkriptten ibaret olduğu, belgelerin içeriği dikkate alındığında, bu belgelerin Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne ait olmadığının anlaşıldığı anlatılan iddianamede, “İstanbul Üniversitesi tarafından İmamoğlu’nun kaydının Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencisi olarak yapıldığı, gerçeğe aykırı resmi belgenin açık bir hile ile düzenlendiği, bu suretle hukuki öneme sahip beyanları gerçeğe aykırı bir biçimde yansıtarak şeklen doğru ancak içerik bakımından sahte bir belge meydana getirildiği, yani sahteciliğe uğramış belge hiç olmamış kabul edilmekle birlikte belgenin sahte biçimde doğduğu açık ve nettir.” ifadeleri yer alıyor.

İddianamede, İmamoğlu’nun hayat hikayesinin hiçbir aşamasında Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde eğitim gördüğüne ilişkin bilgi, bulgu bulunmamasına rağmen “https://www.ibb.istanbul/ibb/buyuksehir-belediye-baskani”, “ekremimamoglu.com” gibi internet siteleri ile “Kahramanın Yolculuğu” isimli kitapta ve çeşitli yazılı ile görsel basın organlarında, şüphelinin Doğu Akdeniz Üniversitesinden yatay geçiş yaptığı yönünde bilgi ve beyanlara yer verildiği, bu durumun temel nedeninin İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş kaydı sırasında, şüphelinin “Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencisiymiş” gibi gösterilmiş olmasından kaynaklandığına dikkat çekiliyor.

İmamoğlu’nun gerek yatay geçiş işlemleri sırasında gerekse daha sonraki süreçlerde University College of Northern Cyprus kurumu ile ilgili durumu açıkça bildiği, buna rağmen kamuoyunda farklı bir algı oluşturacak şekilde hareket ettiği, tüm bu hususların ifade sırasında kendisine sorulduğu ancak şüphelinin söz konusu soruları cevapsız bırakarak açıklama yapmaktan kaçındığının anlaşıldığı kaydediliyor.

‘RESMİ BELGE SAHTECİLİK SUÇU ZİNCİRLEME ŞEKİLDE İŞLEDİ’

İddianamede, İmamoğlu’nun “resmi belgede sahtecilik” suçuna iştirak ettiği, hileli bir şekilde aldığı evrakı yüksek lisans amacıyla İstanbul Üniversitesi’ne, askerlik hizmeti amacıyla Milli Savunma Bakanlığı’na ve Yüksek Seçim Kurulu’na sunarak kullandığı ve “resmi belgede sahtecilik” suçunu zincirleme şekilde işlediği aktarılıyor.

İmamoğlu’nun “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” suçundan 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edilen iddianamede, ayrıca işlemiş olduğu kasıtlı suç nedeniyle hapis cezasına mahkum edilmesi halinde Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 53. maddesinde yer alan belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasına karar verilmesi de isteniyor.

Ayrıca iddianamede, İmamoğlu’nun sahte olarak elde ettiği iddia edilen evrakın TCK’nın 54. maddesi uyarınca müsadere edilmesine karar verilmesi talep ediliyor.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!