İstanbul 5. İdare Mahkemesi’nce, Silivri’deki Marmara Cezaevi Yerleşkesi’nde duruşmalı görülen davada, davacı Ekrem İmamoğlu’nun beyanlarının ardından, İmamoğlu’nun avukatları ile davalı İstanbul Üniversitesi’nin avukatlarının açıklamaları alındı.
İÜ AVUKATI: GENEL KURALLAR UYGULANMAMIŞ
Anka’nın haberine göre İstanbul Üniversitesi’nin avukatı, idarenin, hukuka aykırı işlemlerini geri almakla yükümlü olduğunu belirterek, “Bu 60 günlük süre içerisinde gerçekleşebilir. Sıklıkla bu hataya mahsus gerçekleşir. İnceleme raporunda yatay geçişin usulsüz olduğu ifade edilmiştir. O dönemin idarecileri gerekli incelemeleri yapmamıştır. Süre sınırlarına uyulmamıştır. Maalesef burada idari yetkiler bilerek yanlış kullanılmıştır. YÖK araştırma raporunda da usule uygun olmadığı ifade edilmiştir. Genel kurallar uygulanmamıştır” dedi.
Kamu gücünün büyük yetkiler barındırdığı, bu yetkilerin de denetlenmesinin gerektiğini belirten avukat, bir idari işlemin, usulsüzlükler içermesi durumunda, bunun “iyi niyetle” yapılmış olması durumunda yürütmenin devamının isteneceğini belirtti.
İstanbul Üniversitesi avukatı, “Sayın davacının doğrudan yaptığı bir eylemi zaten belirtmiyoruz. Aynı kurumdan 9 kişi o sene geçiş yapmıştır. Bu kadar fazla kişinin geçiş yapmış olması şüphelidir. Buradaki açığı yakalayan kişilerin iyi niyeti kötüye kullandığını düşünüyoruz. Burada yapılan işlemler sistematik ve idareyi sakatlayacak işlemlerdir” diye konuştu. Avukat, İstanbul Üniversitesi aleyhinde davanın reddine karar verilmesini istedi.
‘BU SÜRECE ORTAK OLAN HERKESİ KINIYORUM’
Ekrem imamoğlu, İstanbul Üniveristesi avukatlarının savunmasına karşı beyanda bulundu.
Savunmalarda, isminin geçtiği tek yer, tek bir kelime bulunmadığını belirten İmamoğlu, “Ben bu konuşmalara karşı, ‘eee’ derim sadece. Eee ne oldu yani? (Avukatlara dönerek) Hicap verici bir durum. Bu durum İstanbul Üniversitesi adına utanç verici. Çok kötü niyetli bir süreç, bu sürece ortak olan herkesi kınıyorum” diye konuştu.
17-19 yaşındaki yüzlerce insan için tek bir delil bulunmadığını, kendisinin ise mahkemeye somut deliller sunduğunu savunan İmamoğlu, şunları kaydetti:
“Ekrem İmamoğlu ile ilgili tek bir cümle kurulmadı. Bu savunmalar karşısında insan gerçekten üzülüyor. Çünkü ne yapıldığını çok iyi biliyoruz. Olasılıklar, varsayımlar üzerinden bir savunma kurulmaya çalışılıyor. Oysa benim sunduğum belgelerde, beyanlarımda tek bir yabancı kelime dahi yok, tek bir muğlak ifade yok. Ne var? Olmayan şeyler var. Uydurulmuş iddialar var.
Daha önce de söyledim: Şu evrakların birinin köşesi yırtık olsaydı, onu bile aleyhime delil yaparlardı. Böyle bir psikolojiyle karşı karşıyayız. Ben idareye doğruyu anlatabilirim Sayın Başkan, anlatırım da. Ama mesele anlatmak değil; mesele dinlemek istemeyen bir anlayışla karşı karşıya olmamız. Usule aykırı olan ben miyim? Soruyorum.
Benimle ilgili, somut, belgeli, tek bir cümle yok, buna rağmen icat edilen iddialar var. Bu utanç vericidir. Gerçekten çok ayıptır. Burada sanki 1988, 1989, 1990, 1991 yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde görev yapan akademisyenler, yöneticiler, kurullar ve onların imzaları yokmuş gibi davranılıyor. Ben mi görmüyorum bu insanları? Kim yargılanıyor burada? Hangi işlem tartışılıyor? Hangi somut hukuka aykırılık ortaya konuluyor? Sunulan örneklerin tamamı, benim yatay geçişimden sonraki dönemlere ilişkindir. Bu, İstanbul Üniversitesi adına da utanç vericidir. Ne yazık ki bu utanç verici işlemler zinciri sürdürülmektedir. Ben, kötü niyetli bir sürecin içinde bırakılmış bir insan olarak; bu sürece bilerek ya da bilmeyerek alet olan herkesi kınıyorum.
‘BU YOL NEREYE VARACAK?’
Gerçekten kelime bulmakta zorlanıyorum. Çünkü ‘adalet mülkün temelidir’ diyen bir anlayışın önünde, adaletin bu kadar örselendiğine tanıklık ediyoruz. 17, 18, 19 yaşındaki yüzlerce gencin koşarak, umutla yaptığı başvurular üzerinden; yıllar sonra ‘şöyleymiş, böyleymiş’ denilerek geriye dönük ithamlar üretiliyor. Oysa ortada tek bir somut delil yok. Sadece uydurma iddialar var. Ben size somut belgeler sundum.
Ama Ekrem İmamoğlu’nun sunduğu bu belgelerle ilgili tek bir cümle dahi kurulmadı. Şunu hatırlatmak isterim, adalet, devlet gücünün tek meşru kaynağıdır. Bu karar yalnızca beni ilgilendirmiyor. 35 yıl boyunca mezun olmuş insanlar var. Bu diplomalarla görev yapmış akademisyenler var, yöneticiler var, hâkimler, savcılar var. Onların verdiği kararlar ne olacak? Mezun ettikleri öğrenciler ne olacak? Bir vatandaş olarak soruyorum, bu yol nereye varacak? Şu anda, çok farklı derslerden alınmış gibi; mesnetsiz, konuyla ilgisi olmayan teoriler sıralandı. Üniversite adına gerçekten üzüntü vericidir. Hukuk dediğiniz şey, teori yığını değildir; kanuna dayanır. Ve hukukun olduğu yerde güven duygusu olur. Güvenin olduğu yerde toplum huzurlu olur. Sayın Başkan, bugün bu ülkede vatandaşların büyük bir çoğunluğu adalete güvenmiyor. Bu, hepimiz için ağır bir tablodur. Sırtınızdaki yük ağırdır. Çünkü adalet, devletle millet arasındaki köprüdür. Hukuk devleti dediğimiz şey de tam olarak budur. Tekrar ediyorum, 19 yaşındaki Ekrem İmamoğlu üzerinden subjektif iyi niyet – objektif iyi niyet tartışması yürütülüyor. Neye dayanarak? Fakültenin ve üniversitenin yaptığı işlemler üzerinden! Bu utanç vericidir. 17–18 yaşındaki bir genç için, kendi iradesi dışında yürütülen idari işlemlerden hareketle ‘niyet’ sorgulaması yapmak utanç vericidir.”
’35 YIL SONRA 18 YAŞINDA BİR GENCİN ‘NİYETİNİ’ OKUMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ’
Ekrem İmamoğlu, İstanbul Üniversitesi öğrencisi olarak derslere, sınavlara girdiğini, emek verdiğini ve mezun olduğunu ifade ederek, “Soruyorum, 19 yaşındaki Ekrem İmamoğlu’nun herhangi bir hukuka aykırı fiili tespit edilmiş midir? Hayır. Dosyada da bu açıkça ortadadır. Şimdi somut sorular soruyorum ve somut cevaplar veriyorum, 1990 yılında yapılan bu yatay geçiş, o dönemin mevzuatına uygun mudur, evet, uygundur. O tarihte YÖK’ün, geçiş yapılan üniversite hakkında ‘tanınmamaktadır’ şeklinde bir kararı ya da listesi var mıdır, hayır, yoktur. 1997 öncesine ait, YÖK’ün söz konusu üniversiteyi tanımadığına dair tek bir karar veya yazı var mıdır, hayır. 1990 öncesinde ve sonrasında aynı üniversiteden yatay geçiş yapan başka öğrenciler var mıdır, evet, vardır. Daha sonra YÖK’ten denklik almış öğrenciler var mıdır, evet, vardır. Bunların örneklerini dosyaya sunduk. Buna rağmen, 35 yıl sonra, 18 yaşında bir gencin ‘niyetini’ okumaya çalışıyorsunuz. Bu hukuki değildir. Bu adil değildir. Bu ayıptır” değerlendirmesini yaptı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile alay eder gibi ifadeler kullanıldığını söyleyen İmamoğlu, “Oysa KKTC, Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınan, bizim gözbebeğimiz olan bir Türk devletidir. Ben orada öğrenciyken Türkiye Cumhuriyeti bana öğrenci vizesi verdi, dönüşte resmi belgelerle hak tanıdı.Şunu açıkça söylüyorum, 19 yaşında bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, Resmî gazetede ilan edilen bir yatay geçişe başvuruyor, belgelerini eksiksiz sunuyor, kabul ediliyor, dört yıl eğitim alıyor, mezun oluyor ve 31 yıl sonra, hiçbir kusuru olmamasına rağmen, bu emekler yok sayılmak isteniyor. Bunu 86 milyon vatandaşa izah edemezsiniz. Bunu evinizdeki çocuğunuza izah edemezsiniz. Bu yüzden bu dava, bir kişinin davası değildir. Bu dava, Türkiye’de hukuk devleti var mı yok mu sorusunun davasıdır” dedi.
İstanbul Üniversitesi’nin de sıradan bir kurum olmadığını, 1453’te Fatih Sultan Mehmet’in kurduğu Sahn-ı Seman medreselerine dayandığını belirten İmamoğlu, şöyle devam etti:
“İstanbul Üniversitesi devlettir. Devlet olmak yalnızca yetki kullanmak değildir; sorumluluk taşımaktır. Devlet, kendi hatasının bedelini vatandaşa ödetemez. Bir vatandaş, bir kamu kurumu tarafından verilen diplomaya güvenmek zorundadır. Aksi hâlde bu, devletin vatandaşını rehin almasıdır. Bu dava, absürtlüğüyle tarihe geçecektir. Nasıl ki geçmişte bazı davalar tarihe geçtiyse, bu dava da öyle geçecektir. Vereceğiniz karar ne olursa olsun, bu kürsüde bugün Ekrem İmamoğlu değil, Türkiye’de hukuk devleti yargılanmaktadır.”
MAHKEME BAŞKANI UYARDI
İmamoğlu yer yer avukatlara ve izleyicilere dönerek beyanda bulununca mahkeme başkanı uyardı. İmamoğlu, “Tamam başkanım, 10 saniye dönüyorum zaten. Bir yere döndüğümüz de yok, yönümüz aynı. 86 milyona sorsanız aynı cevabı alırsınız” dedi.
‘DEVLET VATANDAŞINA KUMPAS KURAR MI?
Devlet bir hak tanıdığında, o hakkın yalnızca bir sınav koşulundan ibaret olmadığını söyleyen İmamoğlu, şöyle devam etti:
“O hak; kamu düzeni, toplum, diğer bireyler açısından güvence altına alınmış bir statüdür. Ve bu hak keyfi biçimde geri alınamaz. Benim mücadelem, tek bir kişinin iradesiyle hukuka aykırı şekilde diploma iptal edilmesine, devlet kurumlarının araçsallaştırılmasına ve bu kurumlara ihanet edilmesine karşı verilen büyük bir mücadeledir. Şimdi çok basit ama hayati bir soru soruyorum, 19 yaşındaki Ekrem İmamoğlu, 31 yıl sonra hiçbir kusuru olmamasına rağmen diplomasının iptal edileceğini bilseydi ne yapardı? Muhtemelen eğitimine hiç ara vermeden, daha da kesin bir biçimde devam ederdi.
Çünkü o dönemde bilinen gerçekler şunlardı, Amerikan üniversitesi mezunlarına doğrudan ilişkili üniversiteler aracılığıyla diploma veriliyordu, üniversitenin verdiği belgede ‘denklik yoktur’ şeklinde bir ibare yoktu, o dönemde mezun olup sonradan YÖK’ten denklik almış çok sayıda kişi vardır. Yükseköğretim Kurulu’nun, mezuniyet sonrası yüksek lisans ve benzeri aşamalarda denklik tanıdığı sabittir. Ben o dönemde mezun olsaydım, bugün denklik almış bir diplomaya sahip olacaktım. Bu kadar açık. Peki soruyorum, devlet tuzak kurar mı? Devlet vatandaşına kumpas kurar mı? Benim yaşıtım olan pek çok arkadaşım diplomalarıyla hayatlarını kurdu. Hiçbirinin diploması tartışma konusu yapılmadı. Hiçbirinin diploması için dava açılmadı.
Ama Türkiye’nin en köklü üniversitelerinden biri olan İstanbul Üniversitesi’nde dört yıl boyunca derslere giren, sınavları geçen, emek veren bir kişinin diploması bugün iptal edilmek isteniyor. Bir hukuk devletinde bu kabul edilebilir mi? Bunu kabul etmek, devletin vatandaşa kumpas kurabileceğini kabul etmek demektir. Bunu kabul etmek, devletin kendi hatasının bedelini vatandaşa ödetmesini meşru görmek demektir. Eğer İstanbul Üniversitesi yatay geçişi baştan kabul etmeseydi, bugün bu noktada olmazdık. Ama kabul etti. 35 yıl boyunca da bu işlem geçerli kabul edildi. Yani koskoca devlet, 19 yaşındaki bir genci doğru olanı yaptığı için bugün suçlu ilan etmektedir. Devletin görevi, yıllar sonra hukuku zorlayan bir siyasi iktidarın 19 yaşındaki bir öğrenciye kurduğu bu akıl almaz sürece ortak olmak değildir. Devletin görevi, bağımsız yargı yoluyla hukuku korumaktır. Sorumluluk ağırdır. Verilecek her karar, yalnızca bugünü değil, geleceği de etkileyecektir. Benim itirazım tam olarak buradadır. İyi niyetli ve basiretli bir yönetim anlayışıyla, Türkiye’nin en köklü hukuk fakültelerinden birine sahip olan İstanbul Üniversitesi’nde, bu kadar hayati bir idari hukuk meselesi için en yetkin hukukçulardan oluşan bir inceleme komisyonu kurulamaz mıydı? Kurulabilirdi. Ama kurulmadı. Peki yerine ne yapıldı? Tıbbi onkoloji uzmanı, ekonomist, tiyatro eğitmeni gibi alanlarla bu mesele incelendi. Soruyorum, incelenen konu nedir? 1990 yılında tesis edilen bir idari işlemin hukuka uygunluğu. Bu mesele hukuki bir meseledir. Bu masada hukukçular olmalıydı. Burada iyi niyet sorgulaması yapılıyor ama 30 yıl boyunca bu iyi niyet neden hiç sorgulanmadı? Çünkü ortada kötü niyet yoktu. Bugün ise kötü niyet açıkça ortadadır.”
Ekrem İmamoğlu, Türkiye’de toplumun yüzde 80’inin adalete güvenmediğini, bu psikolojinin bir günde oluşmadığını belirterek, “Bu tür davalarla, bu tür kararlarla oluştu. Ve buradan başlar, başka davalara, başka dosyalara sirayet eder. Ben tam olarak buna itiraz ediyorum” şeklinde konuştu.
‘GELECEK SEÇİMİ KAZANMASIN DİYE…’
Ülkede, “bir kişi istemezse, bir kişinin çıkarlarına ters düşerse, devletin daha önce verdiği her hakkı iptal edebileceği” anlayışının hakim kılınmak istendiğini söyleyen İmamoğlu, şunları kaydetti:
“Yazık. Böyle bir şey olabilir mi? Biz faniyiz. Bu ülkede babadan oğula geçen bir iktidar yok. Kararı millet verir. Ve şunu açıkça söyleyeyim: Bunlar da çok hızlı geçecek. Bize bunu yapanlar, aslında gençliğe ihanet ediyor. Benim 18–19 yaşındaki eğitimimi sorguluyorlar. Bugün memlekette eğitim sistemi çökmüşken, üniversiteler işsizliği geciktiren yapılara dönüşmüşken, 35 yıl önceki bir öğrencinin temiz eğitim yolculuğunu didik didik ediyorlar. Neden? Çünkü Cumhurbaşkanlığı adaylığından korkuyorlar. Kaybetmekten korkuyorlar. Bugün 10 yaşındaki bir çocuğa sorun, ‘Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıllık diploması neden iptal edildi?’ Alacağınız cevap şudur: ‘Gelecek seçimi kazanmasın diye.’ Sokağa çıkın, binlerce insana sorun. Herkes aynı şeyi söylüyor. Bana pazarda bir hanımefendi yaklaştı. Mevcut iktidar partisinin üyesi olduğunu, hatta üst düzey görevler aldığını söyledi. ‘Kimse senin diplomanı iptal edemez, ederlerse de senin yanında dururum” dedi. Ama iptal ettiler. Bu karar siyasi saikle, gizlice, aceleyle alınmıştır. Az önce gösterdiğim, ‘acele edin, yoksa bu diploma YSK’ya verilecek’ denilen belge, bugün artık bir utanç belgesidir. Tarihe geçmiştir. Zannediyorlar ki iyilik yapıyorlar. Oysa ne devlete iyilik yapıyorlar, ne hukuka, ne de kendilerine. Bu ülkede her sorun çözülür. Bu millet devletini bilir, hukukunu bilir. Yeter ki hukuk dışına çıkılmasın.
Sizden tek isteğim var, hukuka uygun, vicdana uygun, adalet duygusuna uygun bir karar verin. Biliyorum, baskılar olacaktır. Telefonlar açılacaktır. Mesajlar gelecektir. Geceleri uykunuz kaçacaktır. Ama şunu unutmayın, bir ömür verdiğiniz emek, tek bir kararla ya yok olur ya da asil bir mirasa dönüşür. Bu dosyadaki karar, sizinle birlikte anılacaktır. Çocuklarınız, torunlarınız, bu millet sizi bu kararla hatırlayacaktır.
İyi ya da kötü. Bugün tarih size büyük bir fırsat veriyor. Cesaretle, dürüstlükle tarihin doğru tarafında durma fırsatı. Bu rezaleti ve bu kötülüğü hukukla gömme fırsatı. Bu karar yalnızca bugünü değil, yarını da kurtaracaktır. Eğer bu fırsat doğru kullanılırsa, hiç kimse bir daha bu milletin evlatlarına böyle kötülükler yapmaya cesaret edemez. Kul hakkı yemeye kalkamaz. Çünkü tarih susmaz. Millet susmaz. Son olarak şunu hatırlatmak isterim. Hem inancımıza, hem bu toprakların kadim kültürüne hem de devletimizin asaletine yakışan bir karar vermenizi yürekten diliyorum. Bana bu kötülüğü yaşatanları ve buna alet olanları da kendi adıma kınıyorum.”
Mahkeme Başkanı, İmamoğlu’nun bu sözleri üzerine, “Vidanımızla karar vereceğiz, kimsenin şüphesi olmasın” dedi.
İmamoğlu savunmasında “Cumhurbaşkanı adayı olduğumu ilan ettikten sonra, 35 yıldır geçerli olan diplomam iptal edilmiştir. Bu bir varsayım değildir. Bu bir yorum değildir. Bu, takvimle sabit bir olgudur. Sormak zorundayım, 35 yıl boyunca susan idare, neden tam da bu açıklamadan sonra harekete geçmiştir?” ifadelerini kullandı.
BAŞSAVCILIĞIN İÜ’YE YAZISI
İmamoğlu, şöyle devam etti:
Şimdi zurnanın zırt dediği yer geliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Üniversitesi’ne, 24 Şubat 2025 tarihinde bir resmî yazı gönderiyor. Bu yazı bir uyarı değildir. Bu yazı bir denetim değildir. Bu yazı açıkça tehdittir. Yazıda aynen şu ifade yer alıyor: ‘Bahse konu diplomanın kullanılmaya devam edildiği (Yüksek Seçim Kurulu ve benzeri) bu kapsamda diplomanın dayanak gösterilerek kurulacak iş ve işlemlerin hukuka aykırı olmaması adına gerekli işlemlerin bir an önce yapılması…’ Şimdi bu cümleleri yavaş yavaş, kelime kelime okuyalım. ‘Diplomanın kullanılmaya devam edildiği’ deniyor. Nerede? Parantez açılıyor: ‘Yüksek Seçim Kurulu’, parantez kapanıyor. Bu ne demektir biliyor musunuz? Açıkça şunu söylüyorlar: ‘Bu kişi, bu diplomasıyla her an Cumhurbaşkanı adayı olabilir. Acele edin.’ Soruyorum, o tarihte bir seçim var mı, yok. Peki lisans diploması neden gerekir? Sadece ve sadece cumhurbaşkanı adayı olmak için gerekir. Anayasa’nın 101. maddesi bunu söyler. 4271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 6. maddesi bunu söyler. Türk siyasetinde üniversite diplomasının siyasi olarak tek belirleyici olduğu makam vardır, Cumhurbaşkanlığı. Başka hiçbir görev için bu şart yoktur. O yüzden bu yazıda özellikle ‘kullanılmaya devam edilen diploma’ deniyor ve özellikle parantez içinde YSK yazılıyor.
‘BU, AĞIR BİR SİYASİ TALİMATIN ALARM HALİDİR’
Bu bir hukuki refleks değildir. Bu bir denetim değildir. Bu, ağır bir siyasi talimatın alarm hâlidir. Kanunla, hukukla, idari usulle ilgisi yoktur. Bu, siyasi talimatın yargı eliyle uygulanma çabasıdır. Birbirine bakarak, kulak kabartarak, sürünerek o talimatın peşinden gitmenin acziyetidir. Utanç verici bir durumdur. ‘Bir an önce gerekli işlemleri yapın’ deniyor. ‘Acele edin’ deniyor. Neden? Çünkü korkuyorlar, ayıptır. Gerçekten ayıptır. Cesaretiniz yok. Mücadele etmeye cesaretiniz yok. Sandıkta yarışmaya cesaretiniz yok. Bu yüzden hukuka ihtiyaç duyuyorsunuz. Bu hukuk değildir. Bu, hukukun araçsallaştırılmasının zirvesidir.
‘BİR SAVCI ‘BU KİŞİ ADAY OLABİLİR, DİPLOMASINI İPTAL EDİN’ DİYEBİLİR Mİ?
Bir savcı, bir üniversiteye yazı yazarak, ‘Bu kişi aday olabilir, diplomasını iptal edin’ diyebilir mi? Böyle bir yetki olabilir mi? Bu, yargı eliyle koca İstanbul Üniversitesi’ni tehdit etmektir. Ve bunu yapan anlayış, bir de çıkıp ‘hukuk adına yaptım’ diyecek. Soruyorum: Ben korkulacak bir adam mıyım? Silah mıyım? Tehdit miyim? Hayır. Ben sadece milletin karşısına çıkıp milletten oy isteyen bir siyasetçiyim. İstanbul’da milyonların oyunu almış, İstanbul’u yöneten bir Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Bu yapılan şey şudur: Milletin önüne çıkabilecek bir ihtimali, hukuk yoluyla daha doğmadan boğma çabasıdır. Böyle bir anlayış olabilir mi? Bir vatandaşın, bir kurumun, bir üniversitenin bu şekilde hizaya sokulmaya çalışılması kabul edilebilir mi? Bu bir hukuk devleti pratiği değildir. Bu, korkunun ve acziyetin belgesidir.”
DURUŞMA ERTELENDİ
Davanın ilk duruşması sona erdi. Kararın 15 gün içinde taraflara yazılı olarak bildirileceği kaydedildi.
DAVA SÜRECİ
18 Mart akşamı üniversite diploması iptal edilip, 19 Mart operasyonuyla tutuklanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce İşletme Bölümü mezuniyeti sürecinde yatay geçiş işlemlerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla, “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle mezuniyet ve diplomanın iptaline dair İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu’nun 18 Mart 2025 tarih ve 3/1 sayılı işleminin iptali istemiyle dava açılmıştı.
İstanbul 5. idare Mahkemesi, “… binamızda bulunan duruşma salonu kapasitelerinin yetersiz olması, mikrofon sisteminin duruşma icrasına uygun şekilde kurulamaması, tutuklu bulunan davacının bekleyebileceği uygun yerin olmaması…” gerekçeleriyle duruşmanın, Marmara Ceza İnfaz Kurumu bünyesinde uygun bir salonda yapılmasına karar vermişti.
Ekrem İmamoğlu’nun, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” suçundan 8 yıl 9 aya kadar hapis istemiyle yargılandığı diğer dava ise 16 Şubat’a ertelendi.