İslam felsefesinde İbn Haldun neden önemlidir?

Sosyolog Doğan Ergun anlattı

İslam felsefesinde İbn Haldun neden önemlidir?

İslam ve “Doğu” düşünürü İbn Haldun (1332 – 1406) kimi sosyologlar tarafından “bügünkü sosyolojinin öncüsü” olarak kabul edilmektedir.

Ona göre toplumsal yaşantı doğal bir olgudur. Yani doğal ve biyolojik varlıklar gibi toplumlar da doğarlar büyürler ve ölürler.

İbn Haldun aynı zamanda bir tarih felsefecisiydi, çünkü sosyolojik bir değer taşıyan özel gözlem ve incelemelerini, tanımadığı – bilmediği toplumları da içine alan genellemelere kadar götürdü. Yani gerçekte karşılığı olmamasına rağmen bütün toplumlar için genel evrim yasaları koymak istedi.

Örneğin somut olarak açıklarsak: On birinci yüzyıldan on beşinci yüzyıla kadar olan İspanya, Sicilye, Batı Afrika tarihini inceledi. Bu incelemeler üzerine dünyadaki bütün toplumların evrimini açıklayan bir tarih felsefesi kurmak istedi.

1- Bedevilik; 2- Kabile halinde yaşama; 3- Şehir-Site devleti aşamalarında gösterdi.

Uygarlıkların basit ilkelerden hareket ederek yavaş yavaş yükseldiklerini, sonunda da yıkıldıklarını ileri sürdü.

Bunların dışında İbn Haldun’un büyüklüğünü bugün bile geçerli kılan şey çalışmaları ve düşünceleri oldu.

İbn Haldun tarihi ‘sosyoloik’ kılmak isteyen ilk düşünürlerden biridir. Ona göre insanın tek başına üretim yapamamasının sonucu olan toplumsal durumu, tarihin asıl konusu olmalıdır. (Ya da tarihin konusu, maddi ve manevi kültürüyle birlikte toplumsal yaşantıdır; tarih toplumsal değişimler üzerinde durmalıdır.)

Hıristiyan Batı felsefesi, tarihi ve tarihsel olayları Tanrı’nın dünya üzerindeki egemenliği ve egemenliğinin hazırlığı olarak görürken İbn Haldun, toplumların gelişmesini nedenlerle ve nedenler arası ilişkilerle gözlemleyen ilk filozof olmuştur.

İbn Haldun, üzerine incelemeler yaptığı siyasal iktidarları mümkün olduğu kadar nesnel olarak görürken toplumların gelişmesini, nedenlerle ve nedenler arası ilişkilerle gözlemleyen ilk filozof olmuştur.

Üzerine incelemeler yaptığı siyasal iktidarları, mümkün olduğu kadar nesnel olarak kaynaklarıyla oluşlarıyla süreçleriyle incelemiştir. Coğrafyasal çevrenin ve iklimin toplumsal yaşantıyı etkilediğini, dolayısıyla toplumlar arasındaki farkların coğrafyasal koşul farklarından ileri geldiğini anlatmak istemiştir.

Çok büyük bir gözlemci olan İbn Haldun olayların nedenlerini ararken gizli güçler vb. gibi göremediği göremeyeceği şeyleri neden olarak hiçbir biçimde dikkate almamıştır.

Coğrafyasal koşullardan başka ekonomik koşulların, hayat kazanma biçimlerinin, toplumları ve insanları temelden etkilediğini ortaya koyan İbn Haldun toplum biçimlerini üretim biçimlerine göre sınıflandırmasını bilmiştir.

Toplumun manevi yaşantı ve değerlerini insanların psikolojik varlık özelliklerini, ekonomik koşullarla ve üretim biçimiyle ilişkileri içinde açıklamaya çalışmıştır. Bir başka deyişle bügünkü sosyolojinin en temel ve en geçerli konularından biri olan altyapı-üstyapı arasındaki ilişkiler gerçeğini daha Ortaçağda ileri sürmüştür.

İbn Haldun’un Mukaddime adlı eseri bu anlamda dünyanın her yerinde bilinir tanınır.

MAX WEBER ve İBN HALDUN

Max Weber Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı kitabında kolektif/ortak Avrupalı insan düşüncesinin Avrupa dışındaki toplumların düşüncelerinden daha üstün bir ulusçuluk/aklilik derecesi sunduğunu savunuyordu. Pek çok Batılı İslam araştırmacısının ya da oryantalistin İslam’ı dogmatik bir İslam olarak algıladıkları da biliniyordu.

Onlara göre Müslüman insan kutsal değerlere bağlı ve asla Batılı insan düşüncesi kalıplarında düşünmeyen bir insandı. Yani onlara göre Müslüman insan tarihte yöntem ve teknik aramazdı ya da tarihteki değerleri ya da erekleri aramazdı… Ve yine onlara göre Müslüman ülkeler sosyalist ya da kapitalist olamazlardı… Ve Müslüman ülkelerde kapitalizm çok geç göründü ve çok geç gelişti.

Kısacası [Batılı] İslam araştırmacılarına ve oryantalistlere göre Batılı insanın düşünce kalıplarında düşünmeyen Müslüman insanın düşüncesi basit/usçul/tutarlı bir düşünce idi. Fakat biraz önce de söylendiği gibi Max Weber, Batılı insanın düşüncesinin daha üstün bir ulusçuluk/aklilik taşıdığını iddia ediyordu.

Oysa İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde klasik İslam’ın ticaretle ilgilendiğini ve kapitalist anlamda ticareti bildiğini,anladığını ve uyguladığını defalarca yazmıştı. Dolaysıyla yine İbn Haldun’un hatırlattığı gibi ve yine Avrupalı sosyolog Maxime Robinson’un yazdığı gibi ‘Kuran ideolojisi ulusçuluğun/akliliğin daha üst bir derecede uygulanmasından yanadır. İslam Yeni ve Eski Ahid gibi alın yazısına/kadere inanmakla birlikte insanların bireysel ve toplumsal hayatta eylemli bir yönelmeye teşvik eder yönlendirir.’

(Bu yazı değerli sosyolog Doğan Ergun’un 100 Soruda Sosyoloji El Kitabı, İmge y. s.36-37-38’den alınmıştır.)