1. Haberler
  2. Analiz
  3. İspanya İç Savaşı, Cumhuriyet ve CHP 

İspanya İç Savaşı, Cumhuriyet ve CHP 

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

İspanya İç Savaşı siyaset bilimciler ve sosyal bilimcilerin hâlâ üzerinde en çok konuştuğu konulardan.

Şüphe yok ki ülkemizde politika ile ilgilenenler, solcu ya da sol eğilimliler bu konuya kayıtsız kalmıyorlar; ancak önceki yüzyılın ilk bölümünde şiddetin en vahşi tonlarda yaşandığı bu savaş ile Türkiye’nin bugünü arasında bağlantı kuran yazıların doğru sonuca ulaşamadığını görüyorum. 

Buradaki temel yanlış, İspanya’daki Cumhuriyetçilerin fraksiyon kavgası nedeniyle savaşı kaybettiği iddiasıdır.

CUMHURİYET BİRLEŞTİRİYOR VE KURUYOR, ANARŞİZM SADECE YIKIYOR

Özellikle Barselona’da kümelenen Anarşistlerin, kendi ideolojik doğalarına uygun biçimde, aşırıcılık yaptıkları, şiddeti devrimci niteliğinden koparıp bireysel intikam meselesine dönüştürdükleri, bu hâli ile Cumhuriyet hûkümetini zor durumda bıraktığı bir gerçektir; ancak Komünistler ile Sosyalistler ya da Stalin Rusyası ile Troçkistlerin çekişmesinin savaşı kaybettirdiği iddiası, uluslararasılaşan, bir ileri adımda bir 2. Dünya Savaşı provası olan İspanya İç Savaşını doğru analiz edememekten kaynaklanan bir hatadır.

Sol içindeki farklı eğilimler, hatta Cumhuriyetçi hûkümet içerisindeki farklı düşünceler, savaşın sonucu ile ilgili en fazla bir parametre, yani yan ölçü olabilir, daha fazlası değil. Bunu temel bir sorun gibi ortaya koymak bilgi temelli olmayan bir mantık yürütmeden ibarettir; bir düz mantıkçı ve kolaycı yöntemdir.  

İspanya İç Savaşı üzerine yazanlar genellikle Franco’nun komutasındaki isyancıların siyasî birliği ile Cumhuriyetçilerin ayrılık ve anlaşmazlıkları arasındaki mutlak tezattan dem vururlar; fakat bunun nedeni nadiren iyice açıklanır.

1937’den sonra Cumhuriyetçi İspanya’daki ayrılıklar ideoloji ve iç siyasetten çok tarafsızlık, askerî yenilgiler ve Cumhuriyet’in uluslararası sahnede hızla kötüleşmekte olan konumunun maddî ve manevi etkilerinden kaynaklanıyor.

HİTLER VE MUSSOLİNİ… FRANCO’NUN KONFORLU LİDERLİĞİ

Franco’nun rakiplerini, suikast dâhil, her türlü hile ile ortadan kaldırdıktan sonra mutlak biçimde liderliğini ilân etmesi, Falanjistler ve tüm sağcı muhafazakâr unsurlar ile radikal Katolik kiliseyi arkasına almış olması, Faşist cephe için bir birliktelik emaresidir; ancak onları esas olarak, tartışmadan uzak, konforlu bir ittifaka sürükleyen Nazi Almanyası ve Faşist İtalya’nın açtığı sınırsız kredi ve askerî yardımdı. 

Hitler ve Musolini’nin yardımı olmasaydı, Franco koalisyonu içinde çok daha büyük politik baskı ve gerilim ortaya çıkardı.

İspanya, 20. yüzyılın başında, Latin Amerika’daki son sömürgesi Küba’yı (Karayipler) kaybettikten sonra, Kuzey Afrika’ya yöneldi.

Fas başta olmak üzere Mağribi ülkelerde egemenlik sağlamak için kurulan Afrika ordusunda hızla yükselen Franco, ”Africanista” olarak adlandırılan bu kara ordusunu, Alman uçakları ile İspanya’nın güney kıyılarına çıkardı, üstelik yanında Faslı vahşi kabile savaşçılarını da getirdi. 

Alman ve İtalyanlar son savaş teknolojilerini İspanya’da denediler. Aviazione Legionaria birliğine bağlı 70 İtalyan uçağı 2. Dünya Savaşı’ndan önce harp yeteneğini İspanya’da test etti; Picaso’nun ünlü Guernica tablosu, Faşist İtalyanların Kuzey’deki Guernica isimli kasabayı 4 saat boyunca bombalaması sonucu ortaya çıkan insan, hayvan ve doğanın çığlığını tasvir eder.

Askerî isyancılar, Hitler ve Mussolini’nin yardımı ile ağır sanayî bölgelerini içine alan Kuzey İspanya’yı sorunsuz ele geçirmişti. Kuzey’in kaybedilmesi Cumhuriyet hûkümetinin iç cephede lojistik ve silah tedarikini sıfıra yaklaştırırken, Genaralísimo (Franco) için bu durum savaşta 10 adım önce geçmek anlamına geliyordu.

Nazi ve Faşistler, Cumhuriyetçi İspanyol iktidarını yıkarak, Avrupa’da izlemek istedikleri politikayı engelleyecek liberal-solcu bir İspanyol-Fransız birliğini ortadan kaldırmayı amaçlıyordu.

STALİN, FRANSA VE İNGİLTERE, CUMHURİYET’İN ULUSLARARASI YALNIZLIĞI

Faşist cephenin Franco’ya tam desteğine karşın, uluslarasılaşan savaşa, ”Adem-î Tarafsızlık” kavramını icat ederek, dâhil olmamayı tercih eden Britanya ve Fransa, bu anlaşmanın tarafı olan Sovyetler, Cumhuriyetçi İspanya’yı yalnızlığa mahkûm etmişti.
Britanya (İngiltere), başında Negrín gibi liberalizme ve serbest pazar ekonomisine yakın bir başbakan olmasına karşın, sınıfsal, ulusal çıkarları gereği Cumhuriyetçilere yardımcı olmak istemiyordu. Kuzey İspanya’nın nadir elementlerle dolu maden alanlarına, Franco ile anlaşarak yatırım yapmayı amaçlıyordu. Üstelik komünizm paranoyasından dolayı, Avrupa’yı felakete sürükleyecek Faşizm tehlikesini görmekten uzaktır. 
 
Fransa, sosyalist eğilimli bir hükümete sahip olmasına karşın, Alman işgalinden korktuğu için Barselona’ya yakın bölgeden sınır geçişini ve silah yardımını önce kısıtladı, sonra tamamen kapattı.

FRANCO İKTİDARI İLE ÖRTÜŞEN KAPİTALİST BRİTANYA ÇIKARLARI

Sovyetlerin silah sanayi konusunda önemli sorunlar yaşadığı bir gerçekti, ayrıca Stalin iktidarı siyasî ve sosyal çalkantılarla dolu sorunlu bir dönemden geçiyordu, bu nedenle Fransa ve İngiltere ile yaptıkları tarafsızlık anlaşması içerisinde kalmayı tercih ettiler; tâ ki Temmuz’da Fransa’nın sözünden döndüğü anlaşılana kadar.

Stalin uluslarası güç dengesini en az Britanya kadar önemsiyordu. En çok korktuğu Nazi yayılmacılığının önünü açmamak adına Britanya ile ilişkilerini bozmamaya özen gösteriyordu; bu nedenle Cumhuriyetçi İspanya’ya yardım konusunda uzun süre imtinâ etti.

Ayrıca zamanın en modern savaş teknolojisine sahip Nazi Almanyası ve Faşist İtalya’nın tam desteğini alan Franco karşısında Cumhuriyetçilerin yenilgiye mahkûm olduğunu düşünüyordu.

Cumhuriyet diplomasi ve uluslararası alanda yalnızlığa terkedilmişti. Üstelik savaş materyalleri ve yiyecek konusunda çok ciddi bir krizin içerisine girmişti. Askerî isyancıların işgal ettiği bölgelerden kaçan milis ve masum insanların da gelmesi ile beslenme sorunu çok daha ağır bir hâl aldı; karadan denizden Faşistlerce kuşatılan Cumhuriyet bölgeleri neredeyse tüm çıkış alanlarını kaybetmişti.

Bu, Uluslararası Tugaylar (Siyasi solun gönüllülerinden oluşuyordu. 1934 ile 1939 arasında ağırlıklı olarak Avrupa’dan, genelde ise dünyanın değişik yerlerinden 35 bin Uluslararası Tugaylar gönüllüsü Cumhuriyet için savaşacaktı) dâhil olmak üzere tüm Cumhuriyetçi güçler arasında moral bozukluğu ve tansiyonu yükseltmişti. Bu koşullarda tartışma ve çatışmaların ortaya çıkması kaçınılmaz bir gerçeklik hâline geliyordu.

ULUSLARARASILAŞAN İÇ SAVAŞTA İSPANYA CUMHURİYETİ’NİN BÜYÜK YALNIZLIĞI

Tarafsızlık politikasının işe yaramadığı kısa sürede anlaşıldı. Stalin yardım edilmezse sadece Cumhuriyetçi iktidarın çökmeyeceği; fakat Nazilerin Sovyet sınırlarına kadar ilerleyeceğini görmeye başlamıştı. Stalin tehlikeyi göz önünde bulundurarak, İngiltere’yi uzaklaştıma pahasına, Cumhuriyet’e bir miktar silah yardımında bulunmaya karar verdi. İlerleyen yıllarda Avrupalılar onu sattığı için, bir karşı hamle olarak, Nazi Almanyası ile saldırmazlık anlaşması imzalayacaktı.

Geç gelen Sovyet Rusya silah ve asker yardımı Cumhuriyet’i kurtarmaya yetmedi.

Sonuç olarak Hitler ve Mussolini Avrupa’yı ele geçirme planı çerçevesinde Franco’ya ezici bir hava üstünlüğü, toplamda iç savaşın boyutlarını çok aşan silah ve askerî yardımda bulundular.

Ek olarak Franco’yu krediler yolu ile borçlandırarak, sadık bir mütteffik yaptılar.

Cumhuriyet ise yapayalnızdı; diplomatik yolları kapatılmış, politik ve uluslararası alanda yalnızlığa mahkûm edilmişti.

Uluslararasılaşan iç savaşta, Cumhuriyetin yenilgiye götüren yalnız ve savunmasız bırkalılmasıdır; fraksiyon ve hizip çatışmaları büyük yalnızlığı soncudur, nedeni değil.  
1933’ten 1938’e kadar, özellikle Anayasacı Negrín başbakanlığında Cumhuriyet demokrasinin içerisinde yer alan tüm güçleri birleştirmeyi başarmıştı. Birleştirmişti; çünkü soyalist, komünist, yurtsever ve diğer tüm demokratik güçler Cumhuriyet’in eşitlik ve özgürlük idealinde birleşmişti. 

CUMHURİYETİN İLKELERİ, ANARŞİZM VE KATALAN AYRILIKÇILIĞININ DEVRİM KARŞITLIĞI

Anarşist ve Katalan ayrılıkçılar siyasal doğa ve pratikleri nedeniyle bu kitlesel birlikteliği bir hayli zorladılar.

Negrín İspanya’nın bölünmesine taraftar olmadığı için Katalan milliyetçilerle arasına bir hayli mesafe koydu.

Anarşistler sürekli yıkıcı ve her türden iktidara karşı olan felsefelerinin tezahürü gereği, Franco’yu desteklemeyen din adamları ve kilise mensuplarına bile vahşice saldırdılar. 

Şiddeti düşmana değil, masum insanlara yönelterek, Cumhuriyet’in halk nezdinde meşruiyetini zedelediler. 

Hayatta ultra olan her şeyin tersine dönmesi nesnelliğinde olduğu gibi Anarşistler de sürekli yıkmayı amaçlayan, kurmayı dışlayan ideolojileri nedeni ile sağcılaşıp, dolaylı olarak askerî isyancılara hizmet ettiler. 

Bundan ötürü bu grubu Cumhuriyet cephesinde saymak doğru olmayacaktı. Devrim sadece yıkmak değildir; ileri olanı kurmak için yıkmaktır. 

İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyet hûkümetini kuran sosyalist, komünist, demokrat ve gerçek vatanseverler ülkenin birliği, demokrasi ve eşitlik ilkesinde birleşmişti. Anayasacı fikirleri ile ön plana çıkan Negrín prensipler temelini koruduğu için Cumhuriyet’in önderi olmuştu. 

TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ BİRLEŞTİREN İLKELER ALTI OK’TA MEVCUT

Türkiye’de tüm Cumhuriyetçi güçler birleştirilir ve CHP buna öncülük edebilir. Fakat bugünkü ve bundan önceki CHP yönetimleri Atatürk’ün partisini kurucu niteliğinden uzaklaştırdı. Türkiye’nin yakıcı ihtiyaçlarına cevap olan, Altı Ok’u, ambleminde olmasına karşın, terketti. Devletçilik, laiklik, halkçılık, ulusalcılık, cumhuriyetçilik ve devrimcilikten bahsedilmiyor. Oysa Türk halkı ancak bu ilkeler çerçevesinde birleştirilebilir; ülkenin bekletilmesi mümkün olmayan sorunlarına kalıcı çözüm üretilebilir.

CHP bölücü partiye, dinci liberallere mavi boncuk dağıtarak, Türkiye’nin öncü partisi olamaz. Ayrıca hiç bir CHPli yönetici, ”AKP dururken bizi eleştiriyorsunuz” şeklinde bir serzenişte bulunmamalı!

Türkiye’yi yıkama götüren AKP’ye karşı ondan daha Batıcı olmaya çalışarak Türk halkı kazanılamaz. Türk siyasal tarihinin en Batıcı partisi AKP’dir. 

CHP ancak ulusla birleşerek, Türkiye’nin geleceği olan Küresel Güney’e yüzünü dönerek; halkçı ve ulusalcı olarak geniş kitleleri arkasına alır ve kalıcı bir iktidar odağı hâline gelir. 

Bundan gayr-i, ”Kemalizmi terk etmiş olsa da CHP’yi destekleyelim, en azından oy verelim, bakın sonra İspanya’daki Cumhuriyetçiler gibi yeniliriz” demek siyasal tarih ve ülke gerçekleri ile bağdaşmayan bir çocukluk hastalığından öteye gitmez.

Bugün AKP’nin hukuku özel mülkiyeti gibi kullanıp cüretkârca CHP’nin üzerine gidiyor olması, CHP’nin kongresini Asliye Hukuk Mahkemelerinde geçersiz sayma teşebbüsünün en önemli nedeni, kurucu partiyi Altı Okçu özünden koparan, ulusu tüm unsurları ile arkasına alacak öncü niteliğini yok edenlerdir.

Halk ilkelerine sırt çevirenlerin değil, özünü koruyan öncülerin arkasından gider. 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!