Dr. Sami Yıldırım yazdı…
“Orta Doğu’daki tüm dengeleri değiştireceğiz.”
B. Netanyahu
Yom Kippur Savaşı (1973)’nın 50. Yıldönümünden bir gün sonra Gazze Şeridi’nin -Batı tarafından terör grubu olarak tanınan- yönetim erki Hamas’ın silahlı güçleri, İsrail topraklarına 10’dan fazla noktadan, baskın tarzında, hayli planlı ve koordineli bir saldırı başlattı. ‘İstihbarat zaafı’ gösteren İsrail büyük insan kaybına uğradı ve Gazze’ye yönelik cezalandırma operasyonunda bulunuyor. İsrail ordusunun hava bombardımanından sonra operasyonun kara ve denizden devam etmesine yönelik yığınaklanması tamamlanmış, hatta bazı noktalarda kara harekatı başlamış bulunuyor.
7 Ekim’den bu yana Türk ve dünya basınında bu beklenmedik saldırı ile İsrail ordusunca yapılmakta olan operasyonun nedeni, nasılı ve de Orta Doğu politikalarındaki sonuçları tartışılıyor. Konunun, Eylül 2023 ayı boyunca çokça üzerinde durulan “Koridor Savaşları” ile bağlantısının irdelenmesini de önemli bulduğumdan, bu yazıda Kuşak-Yol Girişimi (BRI) vs. Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) güzergahları ile sembolize edilen küresel jeo-ekonomik rekabetin özellikle ABD-İsrail-Çin arasındaki jeo-ekonomik boyutu üzerinde duracağım. Zira daha şimdiden enerji fiyatları ivmelenmeye başladı ki ilk dört günde dünyada petrol %5, Avrupa’daysa doğalgaz %12.5 değer kazandı. Başta Çin ve Almanya olmak üzere enerji ithalatçısı ‘imalatçı ülkeler’in zaten pandemi ve Ukrayna’daki savaşla bozulmuş olan üretim düzenleri bu yükselişten olumsuz etkilenecektir. 1973 Petrol Krizi’nin bir benzeri daha yaşanırsa, dünyada o zamankinden daha büyük dönüşümlerin yaşanması da kaçınılmaz görünüyor.
Yarım yüzyılı aşkındır süren işgalin ve barışı sağlama adına uluslararası siyasetteki duyarsızlığın sonucu olarak lanse edilen Hamas saldırısı sonrasında uluslararası politika bağlamında ilk öne çıkanlar şunlar:
Ø Son üç yılda yasa dışı Yahudi yerleşim yeri sayısını çokça artıran ve Körfez’le barışan İsrail’in yargı reformuna karşı protestolar nedeniyle iç politikada 7 Ekim öncesine kadar ‘zorda’ olan Başbakanı Netanyahu, Hamas’ın saldırısına verecekleri yanıtın ‘Orta Doğu’yu değiştireceğini’ söyledi. Aşırı sağcı Netanyahu her zamanki gibi sivil kayıpları umursamaz bir tutum sergiliyor.
Ø Bir yıl sonraki kendi başkanlık seçimlerine hazırlanan ABD, yine İsrail’e koşulsuz desteğini açıkladı ve İran ile Hizbullah başta olmak üzere diğer aktörlerin müdahale olasılığını önlemek maksadıyla Akdeniz Filosu’ndaki USS G.R. Ford Uçak Gemisi Grubu (UGG)’nu İsrail açıklarına gönderdi; USS D.D. Eisenhower UGG’nun da gönderilmesi ise değerlendiriliyor.
Ø Çin Dışişleri Bakanlığı ise, “Çatışmanın tekrarlanması, barış sürecinin uzun süre duraklamasının devam edemeyeceğini bir kez daha gösteriyor” diyerek, uluslararası toplumu “kalıcı barışı sağlamanın bir yolunu bulmak” için “daha büyük bir aciliyetle hareket etmeye” çağırdı[2].
Ø Fransa ve Almanya açıkça İsrail’den yana tutum belirler ve Almanya Savunma Bakanı İsrail’e askeri ve teknik destek önerisinde bulunurken, AB Komisyonu Filistin için kalkınma yardımlarını askıya aldı. İnsani yardımlar ise birkaç ülkenin direnmesi sayesinde iptal edilmedi.
Ø Kremlin, İsrail-Filistin arasında eşit mesafenin korunmasına özen göstererek ve ancak bu şekilde çözümde yer bulunabileceğini dile gertirerek, iki yıla yakın süredir devam eden Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırmada bu yeni krizden nasıl yararlanabileceğine odaklanıyor. Putin’in Ukrayna’ya açık destekte bulunsa da İsrail’i Orta Doğu’da tamamen kaybetmekten yana olmadığı da biliniyor.
Ø Kafkaslar’daki Azerbaycan-İsrail ortaklığından ve Orta Doğu’daki Suudi-İsrail yakınlaşmasından rahatsız olan İran ise, Hamas’la işbirliği ve Suriye’deki kazanımları bir yana kendi ülkesinde dahi tehlikede olduğunu anlamış olacak ki temkinli tutumunu koruyor. ABD ise İran’ı önce Hamas’ın saldırısına yardımla suçladı; sonra bunu geri çekti.
SAVAŞIN YOL AÇMASI OLASI JEO-EKONOMİK DENGE DEĞİŞİMİ
45 km2 ’lik alanda 2.3 milyonluk nüfusun yaşadığı Gazze’de meskun mahal muharebesinin ordusu açısından çok can kaybına yol açacağını bilen İsrail’in sivilleri gözetmeyen ağır hava bombardımanıyla sonuç almaya çalışması, büyük bir insani trajediye ve hızlı bir göçe neden olabilir. Bu göç, kara harekatıyla kontrol altına alınacak ve fiziki olarak ‘dilimlenecek’ Gazze Şeridi’nin münhasır ekonomik bölgesiyle birlikte İsrail tarafından kullanılmasını sağlarken, başta Mısır, Lübnan, Ürdün ve göçe doymuş Türkiye[3] olmak üzere bölge ülkelerini daha da zorlayabilir. Akla ilk gelen bu olasılığın ötesinde, İkinci Ekim Savaşı bölgesel ve küresel kırılmalara da yol açabilir.
İbrahim Anlaşmaları ile Körfez ülkeleriyle barışan İsrail, bu birlikteliği yatay ve dikey yönde geliştirebilir. Şöyle ki güvenlik ve enerji konuları da anlaşma çerçevesine dahil edilebilir. ABD seçimlerinde kimin başkan seçileceğinden bağımsız olarak, İsrail için, ABD-Çin arasında tercih yapma zorunluluğu tümden ortadan kalkmış görünüyor. İsrail’in ABD’yi tercih etmesinden çok ABD’nin İsrail’i Çin’le yakınlaşmaktan alıkoyması söz konusu. D. Trump karşısında seçim anketlerinde uzun süredir geride olan J. Biden’ın, bu yeni krizi, yönetiminin açıkça başarısız olduğu görülen Ukrayna Savaşı yerine iç politikada kullanacağı da görülüyor. Hatta Ukrayna’ya son yardımı İsrail’e yardım yasası içine dahil etmiş durumda.
Birleşik Krallık’a gelecek olursak, Hint asıllı Başbakan R. Sunak yönetiminin, Hindistan çıkışlı IMEC’i on yıl önce yine kendi ülkesinin teşvik ettiği Çin’in BRI’sine tercih edip etmeyeceğini zaman gösterecektir. Bununla birlikte ABD’nin Londra-Pekin bağlantısını[4] (BRI) kırmak için AB’yi Ukrayna Savaşı’ndan sonra IMEC hamlesine de razı ettiği ya da mecbur bıraktığı da görülebilmektedir. Çin’in çevrelenmesinde en büyük yay parçasını oluşturan Hindistan’ın ABD’nin yanında tutulabilmesi için IMEC, eğer gerçekleştirilebilirse bir çıpa görevi görecektir. Suudi-İsrail barışının bozulmaması hususu, bu güzergahta en hassas noktayı oluşturmaktadır.
İngiltere Kralı III. Charles ile yeni seçilecek ABD Başkanı şimdiki yönetimlerden farklı düşünüyor ya da düşünecek dahi olsalar, Biden-Sunak ikilisi bu hassas noktada ön alarak alan düzeltmesine girişmiş olabilir. Anglosaksonların 1956 Kanal Savaşı’nda yaşadığı ‘ayrı düşme’, bu kez gerçekleşmeyecek gibi görünüyor. Gazze’nin Batı Şeria gibi paralize edilmesi ve toprak bütünlüğünü yitirmesi, en önemlisi de Hamas tehdidinin ortadan kaldırılması durumunda, IMEC projesinde yer alması planlanan İsrail’in bölgede eli rahatlayabilir; Hayfa ve Aşdod limanlarının önem ve işlevi artabilir.
Doğu Akdeniz’deki Leviathan gaz sahasında İngiliz BP ve Azerbaycanlı SOCAR ile yeni bir ortaklığa gitmeyi planlayan İsrail’in NewMed şirketinin, Amerikan Chevron şirketini dışladığı ileri sürülüyordu[5]. EastMed Projesi’nden bile çekilmiş olan ABD’nin Doğu Akdeniz petrol ve gazının Avrupa’ya transferinde kendi şirketinin devre dışı kalmasını kabullenmeyeceğini söyleyebiliriz. İkinci Ekim Savaşı’nın çıkması ve de savaşın sonucu, enerji nakil güzergahları ve ihaleleri konusunda da etkili olacaktır[6].
ABD için her zamanki gibi önemli olan husus, Çin ve Almanya’nın enerjiye erişimini zorlaştırırken, kendi şirketlerinin gelirlerini maksimize etmesi ve ekonomik-politik hegemonyasını sürdürebilmesi için rakiplerini sekteye uğratmasıdır. Bu rakipler ABD’nin müttefik ve partneri de olsa, Çin’le herhangi bir işbirliği içindelerse cezalandırılır. İngiltere ve İsrail de bunun dışında değildir ve kamuoyu önünde açıkça ilan edilmese de Amerikan politikalarına uymalarını sağlayacak çeşitli hamlelerle buna zorlandıkları bir gerçektir.
Sonuç olarak;
Ø İkinci Ekim Savaşı’nın İsrail’in Çin’le yakınlaşmasını, BRI’nin parçası olma planlarını tümüyle sona erdirebileceğini ve eğer İsrail Gazze Şeridi’ni kısa sürede kontrol ederek Hamas’ı tamamen etkisiz hale getirmeyi başarabilirse, bir ay önce resmen imzaladığı IMEC için fiziki alan açabileceğini, ancak savaş uzarsa;
Ø İran’ın -Suriye dahil- Orta Doğu’daki nüfuzunun zayıflatılacağını, çatışmalara müdahil olması ya da nükleer silaha erişmesi durumu söz konusu olursa buna olanak verilmeden vurulacağını, Doğu Akdeniz’e yapılan Amerikan güç aktarımının (ve kapasitesinin büyüklüğünün) bu maksada yönelik olduğunu;
Ø Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu ile İsrail’in yeni pozisyonunun ‘enerji konusu dahil’ olmak üzere senkronize edileceğini, bunun mümkün olmaması halinde BRI’nin de IMEC’in de güzergah olarak bu bölgeyi kullanamayacağını,
Ø Filistin Devleti konusunun tamamen rafa kaldırılacağını, Gazze’nin Batı Şeria gibi dağıtılacağını ve kullanım süresi dolan Hamas’ın sona erdirileceğini;
Ø İsrail-Hamas arasındaki çatışmaların ise, Ukrayna-Rusya Savaşı’nı dünya kamuoyunun gündeminde daha da alt sıralara düşüreceğini ve bunun Ukrayna’daki yüz milyarlarca dolarlık başarısızlığı ABD başkanlık seçimleri öncesinde unutturmak isteyen Biden yönetiminin işine yarayacağını öngörebiliriz.
[1] Dr. Sami YILDIRIM, “Uluslararası İlişkilerde Asya: Kuşak-Yol’un Jeo-ekonomisi ve Güvenliği” kitabının yazarıdır. Avrasya coğrafyasındaki Büyük Stratejiler üzerinde çalışmaktadır.
[3] Türkiye, Suriye rejimince bombalanan İdlib’ten de yeni bir göç dalgası olasılığıyla da karşı karşıya bulunuyor.
[4] Kuşak-Yol Girişimi Şangay’dan Pekin’e uzanmaktadır. İsrail’deki Eliyat-Aşdod arasındaki hızlı tren yolu da bu projenin bir parçası olarak planlanmış ve Çin tarafından finanse edilmektedir.
[5] https://www.caspianpolicy.org/research/energy-and-economy-program-eep/socar-and-bp-place-bid-to-explore-israeli-hydrocarbons
[6] İsrail’in Tamar doğalgaz sahası savaş nedeniyle kapatıldı ve kendi elektrik ihtiyacının %70’ini karşılaması ile Ürdün ve Mısır’a gaz ihracatını buradan yapması nedeniyle ileride İsrail için sorun yaşatabilir.
Hamas çok planlı oynuyor. Füzeleri düşük yoğunlukta yollayıp israilin demir kubbesindeki savunma füzelerinin erimesini sağlıyor. Zamanı geldiğinde elindeki mevcut 300.000 füzenin tamamını israile yollayacak. Bir o kadar da Lübnan hizbullahında bulunan füzeler de kuzeyden baskın tarzında ve binlercesi bir anda yollanacak. israil için sonuç: “yandı gülüm keten helva”.