İstanbul Valisi'ne sert çıktı: Arabana Türk bayrağı değil AKP bayrağı as

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul'da yapılan Kovid-19 toplantısına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın davet edilmemesini eleştirerek İstanbul Valisi'ne sert ifadelerle yüklendi. Kılıçdaroğlu, "Diyorsan ki 'ben arabamda Türk bayrağı taşırım ama talimatı saraydan alıyorum, ben sarayın valisiyim.' O zaman Türk bayrağını değil, AK Parti'nin bayrağını takacaksın. Hepimiz biliriz ki bu vali devletin valisi değil" dedi.

İstanbul Valisi'ne sert çıktı: Arabana Türk bayrağı değil AKP bayrağı as

Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Pandemi sürecinden geçildiğini, bu salgının partisi, kimliği olmadığını ve herkesi tahdit ettiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Dolayısıyla bir salgın hastalıkla mücadelenin kolektif, topyekün olması lazım. Burada parti ayrımı yaparsak, en büyük zararı insana, demokrasimize vermiş oluruz." değerlendirmesinde bulundu.

İBB BAŞKANI'NI NASIL DAVET ETMEZSİN

Toplumun bir kesimini ötekileştirmenin asla doğru olmayacağını dile getiren Kılıçdaroğlu, "Salgın hastalık varsa, bütün vatandaşlarımızı salgından kurtarmak için elimizden gelen bütün çabayı göstermek zorundayız. Bu süreçte yapılması gerekenleri hükümete söyledik, kabul edilir ya da edilmez. Biz büyük bir sorumluluk içinde hareket ediyoruz." dedi. 

Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

"İstanbul'da Kovid-19 dolayısıyla bir toplantı yapılıyor. Bu toplantıya İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı davet edilmiyor. Niçin? Bir sindirememişlik var burada; başarıyı, demokrasiyi sindiremiyorlar. Ekrem Bey, İstanbulluların oyuyla geldi. Ekrem Bey görevini yaparken 'bunlar AK Parti'li, bunlara ceza verelim, bunlara hizmet götürmeyelim' dedi mi? Hayır. Tam tersine her vatandaşa eşit yaklaşmaya özen gösterdi. Ama İstanbul Valisi Kovid-19 toplantısı yapıyor ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı davet edilmiyor. Bu doğru değil, ahlaki de değil. Sayın Vali'ye hatırlatmak isterim: Sen arabanda Türk bayrağı kullanan bir kişisin. Yani sen hem hükümetin hem devletin temsilcisisin. Sen bu bayrağı kullanıyorsan, bayrağın gereğini yerine getirmek zorundasın, öyle bir toplantı yapıldığında da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nı davet etmek zorundasın. Bu belediye başkanı aynı zamanda senin de büyükşehir belediye başkanındır, oy verirsin veya vermezsin. Demokrasinin ve ahlakın gereğini yapacaksın. Diyorsan ki 'ben arabamda Türk bayrağı taşırım ama talimatı saraydan alıyorum, ben sarayın valisiyim.' O zaman Türk bayrağını değil, AK Parti'nin bayrağını takacaksın. Hepimiz biliriz ki bu vali devletin valisi değil.  

'BEN DEVLETİN VALİSİYİM' DİYECEKSİN

Ama ben valileri devletin valisi olarak görmek istiyorum. Her görüşten insanın sorunlarını dinleyen bir kişi olarak görmek istiyorum. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra 'egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diye yazdıysa, Sayın Vali sen bunun gereğini niye yapmıyorsun? Çok acil olmuş... Bir gerekçe uydurmak için. Valiler, gerekçe uydurmaz. Gerekçe uyduracak bir pozisyona düştüysen, kusura bakma sen vali değilsin. İkiyüzlülükle valilik yapılmaz. Vali sağlam durur, onurlu durur. Koltuk için onurunu satan vali olmaz. Efendim 'sürerler beni.' Sen onurunla gidersin bir yere gidiyorsan. 'Ben devletin valisiyim' diyeceksin. 'Benim başkanlığımda ortak mücadele yapacağız' diyeceksin. Yeri geldiğinde bir eksiği varsa belediye başkanına talimat vereceksin. Sen bunları yapmıyorsun, çünkü korkuyorsun. Korkak adamdan vali olmaz. Vali dediğiniz biraz cesur olur, bayrağın hakkını verir en azından."

'O KOLTUKTA SESSİZ KALDIĞIN İÇİN Mİ OTURUYORSUN'

Kılıçdaroğlu, konuşmasında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül'ün de AYM'nin Enis Berberoğlu kararına karşı sessiz kaldığını ifade ederek, şöyle tepki gösterdi:

"Devlet dediğimiz kurumun adaletle yönetilmesi gerektiğini hepimiz biliyoruz. Devlet analığını yani kapsayıcılığını göstermek zorundadır. Devlet ananın adaletle bağdaştığını da ifade etmek gerekiyor. Devlette adalet yoksa devlet de yoktur.

Baskıyla zorbalıkla kendi düşüncenizi hayata geçirmek istiyorsunuz. Enis Berberoğlu dava açtı, müebbet aldı beraat etti. Her mahkeme kafasına göre bir karar verdi. Sonunda AYM'ye gitti. AYM oybirliğiyle hak ihlali var dedi. Aldığı kararı ilgili mahkemeye gönderdi, gereğini yap dedi. Ama bizim yeni Zekeriya Öz'ümüz Saray'dan aldığı talimatla "ben senin kararını uygulamam, ne demek anasaya ne demek karar" dedi. "Saray ne istediyse ben aynen onu yazarım altına da imza atarım. Ben gücümü Saray'dan alıyorum. Bu kararı vereceğim ki yarın beni Saray daha üst makamlara getirsin. Ben yeni Zekeriya Öz'üm" diyor. AYM'nin bağlayıcılığı ve üstünlüğü maddesi ihlal edildi. Anayasa hükümleri herkesi bağlar ama beni bağlamaz diyor.

HSK'nın bir yasası var. Bu yasaya göre hakimler hakkında soruşturma açılabilir. Başkanı kim? Adalet Bakanı. Bütün bu haksızlıklar karşısında Adalet Bakanı çıkıp tek cümle kurdu mu, kurmadı. O koltukta sessiz kaldığın için mi sürekli oturuyorsun? Acaba oturup bir vicdan muhasebesi yaptın mı sen Adalet Bakanı olarak. Anayasayı ihlal eden bir hakim hakkında soruşturma açmamız gerekir dedin mi? Benim için koltuk değerlidir, memleket yanabilir mi dedin sen? Onun da oturup bir vicdan sorgulaması yapması lazım.

'BU DEVLETİN ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTÜNE DÖNÜŞMESİDİR'

Sadece Enis Bey bağlamında söylemiyorum bunu. Müyesser Yıldız aylardır hapiste. Devletin sırlarını ifşa ettin. Yazılar nerede? Hala yayınlanıyor. Hangisi kardeşim, hangisi? Selahattin Demirtaş... Beraat eder başka bir dosya, beraat eder başka bir dosya. Ahmet Altan, tahliye tekrar içeri, tahliye tekrar içeri. Osman Kavala, o da içerde.

Sen Adalet Bakanıysan bu yanlış giden düzene bir çomak sokmayacak mısın? Yasaların sana verdiği bir yetki var. Kamu yararına kararları bozabiliyorsun ama onu yapmıyorlar. Yapmak istemiyorlar. Saray beni görevden alır diye.

Eleştiriye tahammül edemeyen birini eleştirdiğinizde eviniz basılıyor, hapse atılıyorsunuz. Her işverenin tepesinde "mal varlıklarına el koyarım" tehdidi var. Bu nedir? Devletin aşama aşama organize suç örgütüne dönüşmesidir.