Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Osmanlı İmparatorluğu yüzünü batıya dönmüştü. Doğudan batıya dört nala koşan at misali, zihni ve istikameti Balkan coğrafyası, Orta ve Batı Avrupa oldu. Doğu ve Fars coğrafyası, impartorluğun Batı’dan ayrı parçasını koruma kaygısından öteye geçmemiş ve bir temel yayılma alanı olmamıştır.
Fatih Sultan Mehmet’in, imparatorluğu Avrupa’nın yeni Roma’sı olarak tahayyül ediyor olması, Batılıların onu Roma Kayseri olarak adlandırması, basit bir öykünmenin tezahürü değildi.
İstanbul’un fethi bu büyük devlet stratejisinin somut olarak dünyaya ilânı; bir tarihi gelişim yasasının zorunlu sonucuydu.
Fatih Sultan Mehmet’in büyüklüğü buradan geliyor. Tek başına cesaret ve atılım tarihi değiştirmeye yetmez. Varolan koşulların, hangi büyük dönüşümlere yol açacağını anlayanlar tarihi değiştirebilirler.
Fatih Sultan Mehmet büyük bir bilinç ve tarihin akışını kavrama gücüne sahip olduğu için insanlık tarihine yön verdi.
Bu nedenle, bir 29 Mayıs’ı daha geride bırakırken, İstanbul’un fethi kutlamalarını, genel geçer söylemlerin dışında, fethin insanlık tarihine etkileri çerçevesinde gerçekleştirme zorunluluğunu unutmamak gerekir.
TARİHİN YASASI
Her tarihsel olay, kendi yasaları içerisinde değerlendirilir. Tarihsel materyalizm bunu berrak biçimde anlatır.
Uygarlığın tarihi doğanın elverdiği şartlar içerisinde yeni yaşam biçimleri ve toplumsal sistemler kurulduğunu gösterir. Her bir siyasal sistemin ve tarihsel dönemin dayandığı toplumsal gelişim yasaları vardır ve özel olarak her bir tarihsel olay, yaşandığı dönemin şartları ile ele alındığı sürece doğru anlaşılabilir. Olaylar ve sonuçlar sıkı neden-sonuç ilişkileriyle, meydana geldikleri tarihsel süreç içerisinde açıklanabilir.
FETİH VE İLERLEME
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi, bir zorunluluktu. Fethin başarıyla tamamlanması ise bir devrimci sonuç doğurmuştu.
Orta Çağ imparatorluk dönemi kapanıyor, yerine Yeni Çağ’ın iyi örgütlenmiş feodal dönem imparatorluk yapısı geliyordu.
Bin yılı aşkın süredir varlığını sürdüren Doğu Roma İmparatorluğu’nun, fetihle birlikte yıkılmış olması, bir devrin kapanıp, diğerinin başladığının biricik göstergesi olamaz, fakat ileri bir devlet örgütünün tarih sahnesine çıkmasını gösteriyor olması nedeniyle tarihî bir öneme haizdir.
YENİ VE İLERİ BİR KUVVET
Fatih Sultan Mehmet yönetimindeki Osmanlı Devleti, Bizans’tan çok daha iyi örgütlenmiş bir orduya sahiptir. Savaş tekniği ve egemenlik kurma pratiği açısından daha ileri bir devlettir.
Gelişiminin zorunlu sonucu olarak fethetmek zorundadır. Bu, yeni çağın iyi örgütlenmiş feodal devletinin gelişim yasasıdır.
Dünyanın en önemli şehri İstanbul’un fethi, işte tam bu nedenle, toprak kazanma ve ganimetçi ya da kutsal bir görevi yerine getirme gerekçeleriyle açıklanamaz.
Fatih Sultan Mehmet dönemin en büyük siyasetçi ve devlet adamı olarak tarihsel gelişim yasasını gördü. Osmanlı devleti yükselişini, ancak, etrafında konumlandığı İstanbul’u alıp, batıya yayılarak gerçek bir egemenliğe dönüştürebilirdi. Bu bir tarihsel ödevdi.
O dönemin devlet gelişim yasası fethetmekti. Fethedilen ülke, şehir ve yerlerin tarımsal ürün, asker, vergi ve sağlayacağı her türlü artı değer ile devlet mekanizmasını sürekli yeniden üretmek ve geliştirmekti.
Fatih sayesinde Osmanlı, dönemin ilerici kuvveti olmuştu. İlerleme, fetih ve fethedilen topraklara yeni devlet anlayışını taşıyarak gerçekleşti. Bu, Yeni Çağ’ın ilerleme yasasıydı ve kendi yasasına uygun değer ve yönetim yasalarını da üretti. Kardeş katli dâhil, ele geçirilen topraklarla ilgili mülkiyet ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi, devlet yönetimi ve toplum hayatındaki tüm düzenleme ve hiyerarşik sistem, dönemin koşulları içerisinde anlam kazanır.
Dolayısıyla 21. yüzyılın ilerleme yasalarından bakarak İstanbul’un fethini anlayamayız.
Bugünün değerleriyle fethi yargılamak tarihî gerçekliğe ters düşen, sığ bir anlayıştan öteye gidemez.
1453 yılının fetih anlayışla, bugün siyaset yapmak iddiası ise çağın dışına düşmektir. Ne toplumsal bir dayanağı bulunabilir ne de başarı şansı vardır.
ÖNCÜ BİR RÖNESANS HÜKÜMDARI
Bana göre Fatih Sultan Mehmet, Mustafa Kemal Atatürk ile birlikte Türk tarihinin en büyük lideridir.
Temel düsturu bilim olan ilerici bir karakterdir. Yaşam ve toplumu, gerçeklere bakarak anlamayı tercih etti. Mükemmel bir tarih bilincine sahiptir ve belki de hayatı tüm gerçekliğiyle kavrıyor olması buradan ileri geliyor. Antik tarihe meraklıdır. Binlerce ciltlik kitaba sahip olan bir kütüphanesi vardır. Klasik Yunan mitolojisinin temel eseri İlyada ve Odesa’nın kopyasını hazırlatmıştır. Coğrafyaya özel bir merakı vardır ki bu İstanbul’un fethinde, stratejisini başarıyla uygulamasını sağlamıştır. Kendisinden önceki büyük tarihî şahsiyetler, Büyük İskender, Roma imparatoru Augustus… tüm bunların hayat hikâyesini çok iyi bilmektedir.
Osmanlı Türkçesinin yanı sıra Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince bildiği söylenir. Din dâhil her konuda tartışmaya açık olduğunu göstermiştir.
İstanbul Ortodoks Kilisesine patrik olarak atadığı Gennadios ile Hristiyanlık akdi üzerine müzakereye girişmiştir.
Gerçek bir Rönesans hükümdarı olarak tarihinin öncüsü olmuştur.
Hiç kuşku yok ki bugünü 1453’teki dünya ile ya da 1453’ü bugünün dünyası ile yorumlamaya çalışanların Fatih Sultan Mehmet’in yanında yeri yoktur.