Dr. Fikret Bayır yazdı…
Karadeniz’de sular iyice ısındı!
Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin Yunanistan ağırlıklı olarak bölgede askeri yığınak ve tatbikatlar yapması; Boğazlar ve Rusya’ya yönelik bir hamle/gözdağı olarak değerlendiriliyor.
ABD Başkanı Biden’ın, Rusya devlet başkanı Putin’i “katil” olarak nitelemesinin hemen ardından, Ukrayna doğusunda yer alan Donbass bölgesinden “sınır çatışması” haberleri gelmeye başladı.
Konu, yoğun iç gündem nedeniyle, medyamızda geniş olarak yer almıyor.
Oysa Karadeniz bölgesinde, tarihsel dönüşüme tanıklık ettiğimiz “final” günleri yaşıyoruz.
İlk bakışta ABD ve Rusya arasında jeopolitik ve ekopolitik bir güç mücadelesi izlenimi veren gelişmelerin, Türkiye’ye de önemli etkileri/yansımaları var.
Rusya ve ABD’yi cepheden karşı karşıya getiren ve yeniden “Soğuk Savaş” çağrışımı yapan bu olayların kökleri 2014 yılına kadar gitmektedir.
Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra, ABD ve Avrupa Birliği’nin (AB), eski Varşova Paktı üyesi orta ve doğu Avrupa ülkelerini AB ve NATO’ya çekme gayretleri, doğal olarak, Rusya’nın tepkisini çekti ve bölgede iç karışıklıklar yaşanmaya başladı.

İlk olay Ukrayna’da patlak verdi.
Rusya yanlısı cumhurbaşkanı Yanukoviç’in AB ile ortaklık antlaşmasını imzalamaması, ülkeyi karıştırdı. Özellikle başkent Kiev ve ülkenin batı kesimlerinde geniş çaplı protesto ve sokak olayları meydana geldi. Protesto ve gösterilerin büyüyerek kontrolden çıkması üzerine, Yanukoviç 21 Şubat 2014’de ülkeyi terk edip Rusya’ya kaçtı.
Ukrayna’da Batı yanlısı yeni bir hükümet kurulmasını, Rusya’nın Kırım’ı işgal ve ilhakı izledi.
Benzer gelişmeler, Ukrayna doğusunda, Rusya sınırındaki Donbass (Donetsk ve Lugansk) bölgesinde de meydana geldi. Bu bölgelerdeki iç karışıklık ve protesto eylemlerini, 24 Mayıs 2014’de, bu bölgenin de bağımsızlık ilan edip, Ukrayna’dan ayrılması girişimi izledi. De facto kurulan bu devlete “Novorossiya (Yeni Rusya)” adı verildi.
Gündemdeki sınır çatışmaları işte bu Donbass bölgesinde Novorossiya ile Ukrayna arasında meydana gelmektedir. Rusya ise alarm konumunda ve sınıra yığınak yaparak, gelişmeleri takip etmektedir.
Peki, bu son gelişmeleri niçin “final” olarak tanımladık?
Konunun Türkiye ile ilgisi ve daha önemlisi oluşturduğu riskler/fırsatlar nedir?
***
Kırım’ın işgal ve ilhakı ile Novorossiya’nın kurulması karşısında ABD ve AB adeta dondu kaldı.
Rusya’ya ekonomik yaptırımlar ve G8 üyeliğinin askıya alınması gibi tedbirler hariç, güçlü bir karşılık verilemedi.
Aslında Ukrayna ve Kırım meselesinde yaşananların bir benzeri, 2008’de Gürcistan’da da meydana gelmişti.
Rus nüfusun yaşadığı Güney Osetya ve Abhazya bağımsızlık ilan edince, ABD’nin desteğini alan Gürcistan Cumhurbaşkanı Şaakaşvili, 8 Ağustos 2008’de bu iki bölgeye askeri müdahalede bulundu.
Gürcü birliklerini, eski askerlerden oluşan paralı ABD’li danışmanlar yönlendiriyordu.
Rusya aynı gün karşı müdahalede bulundu ve her iki bölgeden de Gürcü kuvvetlerini çıkarıp, 26 Ağustos 2008’de bu iki bölgenin bağımsızlıklarını tanıdı.
Gerek Gürcistan (Güney Osetya ve Abhazya) ve gerekse Ukrayna (Kırım ve Novorossiya) olayları şunu göstermişti:
– Rusya Karadeniz çevresinde Rus nüfusun yaşadığı bölgeler konusunda tavizsiz davranmaktadır.
– ABD ve AB’nin aksine, tereddütsüzce askeri harekât yapmaktadır.
– Rusya bölgedeki Rus nüfusunu örgütlemiştir ve askeri harekât, yerli nüfusun iş birliği ile yapılmaktadır.
– Gürcistan müdahalesi ile Karadeniz’in doğusu, Ukrayna (Kırım ve Donbass) ile Karadeniz’in batısında Rus varlığı ve kontrolü pekiştirilmiştir.
– Donbass çatışmaları Ukrayna’nın doğu ve güneyine yayılabilir ve Karadeniz’e erişimine kısıt oluşturabilir.
– ABD ve AB, Rusya’nın askeri müdahalelerine NATO veya AB askeri yapısı ile karşılık verememiş ve sadece ekonomik karşı tedbirler almaya gayret etmiştir.
Peki, bu ekonomik karşı tedbirler yeterli olmuş mudur?

ABD kaya gazı/petrolü teknolojisi ile 2008’den itibaren petrol üretimini arttırmıştır. 2008’de kendi ihtiyacının %30’nu karşılarken, üretim artışı ile bu oranı %75’lere çıkarmış, müteakiben ihracat yapacak konuma gelmiştir.
ABD’nin Suudi Arabistan ve Rusya gibi ana üreticilerden biri olması ve üretim artışı petrol fiyatlarını düşürmüştür.
2008’de 165 doları gören Brent petrol, 2014’de 35 dolar düzeyine indi. Bu seviye, bölgelere göre değişmekle beraber, 45-50 dolar düzeyindeki genel üretim maliyeti dikkate alındığında, petrol üreticileri için zarar ve iflas riski taşımaktaydı.
ABD yüksek üretim ve düşük petrol fiyatları ile Rusya ekonomisini test etmek ve hırpalamak niyetindeydi. Ama bu seviye, sadece Rusya değil başta Suudiler olmak üzere, diğer üreticileri de zora soktu. Örneğin Irak kuzeyindeki siyasal yapı, batma noktasına geldi. Peşmergelerin maaşını bile ödeyemez duruma düştü.
Ocak 2016’da petrol fiyatı 29 dolara inince “OPEC +” (OPEC ve Rusya) toplantısı ile günlük üretimde 2.4 milyon varil kesinti yapma kararı alındı.
Üretim azalması ile petrol fiyatları yeniden yükselmeye başladı ve Haziran 2018’de 75 dolar düzeyine geldi.
Son iki yılda ABD-Çin ticaret savaşları ve koronavirüs salgını nedeniyle talep azalmasına bağlı olarak petrol fiyatları düşmeye başlayınca, Mart 2020’de yeniden OPEC + toplantısı yapıldı.
Ancak bu toplantıda Rusya, yeni bir üretim azaltması ile fiyatların yükseltilmesine yanaşmadı. Zira Rusya, 570 milyar dolar döviz rezervi ile düşük petrol fiyatlarında bile bütçe açığını dengeleyebileceğini hesaplıyordu. Rusya’ya göre, Suudi devleti ve ABD’nin özel petrol şirketlerinin, düşük seviyeli petrol fiyatlarından göreceği zarar daha fazlaydı.
Nitekim ABD’de birçok özel petrol şirketi battı/batma noktasına geldi.
Yani şimdi sıra Rusya’daydı. Enerji-politik üzerinden ABD ve ortağı Suudları sıkıştırmaya başlamıştı.
Biden’ın, Putin’e “katil” diyecek kadar öfkelenmesinin tek sebebi, sadece bu olmasa gerek.
ABD ve AB’nin NATO çerçevesinde oluşturduğu Trans-Atlantik ittifakına karşı, Rusya’nın Çin ile oluşturmakta olduğu Pasifik ittifakının gittikçe güçlenmesi ve aralarındaki ticarette ABD doları kullanmaktan vazgeçmeyi planlıyor olmaları, ABD için büyük bir tehdittir.
Bretton Woods antlaşmasından bu yana, ABD dolarının uluslararası rezerv para olması rahatlığına vurulan ilk darbe, AB’nin kendi rezerv parası euroyu tedavüle sürmesiydi.
Şimdi Avrasya bölgesinde de dolar dışında bir rezerv para yaratılması düşüncesi, ABD’yi çok hırçınlaştırıyor.
Pandemi döneminde de gördük. ABD sıkıştıkça, altın karşılığı olmadan, dolar basıp küresel ölçekte tedavüle sürüyor. Zaten 1973’den beri, dolar için altın karşılığı aranmıyor. ABD canı istediğinde faizleri yükseltip, dünya piyasalarındaki doları toparladığında, başta Türkiye gibi finansal anlamda kırılgan ülkeleri, döviz kuru üzerinden ezebiliyor.
Yani ABD’nin parası, silahlı kuvvetlerinden bile değerli ve etkili olabiliyor.
Şimdi, Avrasya’da yeni bir rezerv para oluşturmak demek, ABD’nin oyun alanını iyice daraltmak anlamına gelecektir.
Bu durumda ABD, abartılmış bir Rusya kampanyası ile Türkiye ve Almanya başta olmak üzere NATO’yu Rusya’ya karşı toparlamak ve bir araya getirmek istiyor.
Rusya’yı Karadeniz’e indirmemek veya hiç olmazsa Karadeniz’de hapsedip sıcak denizlere ulamasına engel olmak, küresel ticarette Rusya’yı tecrit etmesi bakımından önemliydi.
Arap Baharı sonrasında Rusya, çoktan sıcak denizlere indi! Gitti Suriye’ye yerleşti.
Şimdi asıl kavga, Doğu Akdeniz’den sonra Karadeniz’de de olduğu düşünülen enerji kaynaklarına el atabilmek!
Karadeniz’de münhasır ekonomik bölge antlaşmaları ile kıyıdaş ülkeler arasında adil bir ekonomik yapı kurulmuş durumda.
ABD’nin Dünya’nın öbür tarafından gelip, Karadeniz’in enerji kaynaklarına saldırmasının önlenmesi, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin ortak hassasiyeti olmalı.
Gelelim niçin “final” sahnesi dediğimize!
2014 Kırım krizinde, ABD Rusya’ya yaptırımlar uygularken, Almanya ve AB ülkelerinden istediği desteği göremedi. Çünkü AB ve Rusya, enerji alışverişi konusunda neredeyse karşılıklı bağımlı haldeler.
Arada geçen süreçte, Rusya’nın (Türkiye hariç) AB ülkelerine verdiği gazın fiyatını petrole bağımlı olmaktan çıkarıp ucuzlatması, aradaki siyasi rekabet ve gerginliğe rağmen, enerji konusunu bir koz/silah olarak kullanmayacağını ve Avrupa nüfusunu kış mevsiminde dondurmayacağını açıklaması, ABD’nin elini zayıflatıyor ve onu yalnızlaştırıyor.
AB ülkeleri Rusya ve Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirmeye devam ediyorlar.
Bu nedenle ABD’nin NATO üzerinden Rusya’ya yönelik girişimleri “tatbikat yapmak” düzeyinin ötesine geçemeyecek gibi görünüyor.
Üstte anlattığımız gibi, Rusya tatbikatlar ile zaman harcamıyor!
Hele Avrasya ortak para birimi de geliştirilip tedavüle sokulursa, 2008’den beri ekonomisi sallanan ABD için tehlike çanları daha kuvvetli çalmaya başlayacak demektir.
Peki, bu denklemde NATO üyesi Türkiye nerede?
Türkiye’nin bu denklemdeki yerini jeopolitik ve ekonomi politik olarak ayrı ayrı ele almak gerekiyor.
Türkiye NATO içindeki yükümlülüklerini yerine getirirken ABD’ye paçayı kaptırmamalıdır.
ABD’nin Karadeniz’e erişimi konusunda, Montrö çerçevesinde dikkatli ve titiz davranmalıdır.
İnşası düşünülen İstanbul Kanalı’nın (Kanal İstanbul), siyasi/ekonomik maliyetlerinin çok iyi hesap edilmesi gerekmektedir.
Yeni bir kanal ile Montrö rejimi dışında Karadeniz’e erişim sağlanması, sadece ticari gemileri kapsasa bile, Karadeniz’deki jeopolitik ve ekopolitik dengeyi bozar, Türkiye’yi Rusya ile karşı karşıya getirir.
Konu çok hassas!
Dikkatli ve hesaplı olmak gerekiyor. “Montrö bile iptal edilebilir” diyen siyasetçiler, devlet adamı ciddiyet ve sorumluluğu içinde olmalıdırlar.
Türkiye NATO içinde kalırken, Avrasya ekonomik bölgesinde Rusya, Çin ve bölge ülkeleri ile temas ve ilişkileri geliştirecek inisiyatifler oluşturmalıdır.
NATO üyesi Avrupa ülkelerinin kendi aralarında AB’yi kurmaları ve hatta AB’nin askeri/güvenlik yapısını oluşturmalarını hatırlarsak, Türkiye’nin Avrasya işbirliği için önünde hiçbir engel kalmaz.
Ancak gözden uzak tutmamak gereken konu, Türkiye’nin finansal kırılganlığıdır.
Merkez Bankası başkanı değişimi sonrasında oluşan durum, neredeyse Türkiye’nin elinde faizden başka silah olmadığı izlenimini uyandırmaktadır. Oysa faiz tedavi etmez, sadece kısa bir süreliğine semptomları yok eder.
Asıl tedavi, savunma sanayindeki dinamik yapıya benzer şekilde, katma değerli endüstri kollarında küresel rekabete girilebilecek teknolojik üretim yapmak ve muhakkak bütçe/cari fazla vermeyi sağlamaktır.
Sağlam bir reel/sanayi sektörü olmadan, Türkiye’nin Avrasya ekonomik işbirliği düşüncesi de AB macerası gibi hayal kırıklığına dönüşebilir!
Düşünsenize, bu günkü iktisadi durumumuzla, oluşturulabilecek bir Avrasya ortak para birimine katılabilir miyiz?
Katılırsak, milli paramızı ve gerektiğinde ekonomiyi ısıtabilecek araçlardan milli para basma hakkımızı kaybedebiliriz. Bu durum Türkiye’yi, tıpkı Yunanistan’ın AB içinde düştüğü zavallı duruma düşürebilir.
Sonuç olarak, iç siyasetteki yoğun gündemin dışında, Türkiye’nin çevresinde olup bitenlere bakması ve geleceğe yönelik sağlam siyasal ve ekonomik hazırlıklar yapması gerekmektedir.
Karadeniz’e en uzun kıyısı olan ülke olarak Türkiye’nin, önündeki fırsat ve riskleri iyi görmesi gerekiyor.
Bu gün daha (biraz) zaman vardır.
Sonra, geç kalmanın maliyeti yüksek olabilir…
Her bir kelimesine katıldığım enfes bir sunum yazısı olmuş. Ellerine sağlık Fikret hocam.
Çok doğru ve yerinde bir tespit. abd nato kanalı ile rusyaya karşı Türkiyeyi kullanmak istiyor !!! Özellikle ekonomide şu Kırılgan günleri yaşadığımız dönemde halk bankası gibi davaları Ve yaptırımları kılıç gibi tepemizde tutuyor !!!!
Akp ye güvenilmez.