Kabak Çekirdekleri

Temel Borga Budak yazdı

Kabak Çekirdekleri

Cumhuriyet Halk Partisi Kurultayı sırasında ve sonrasında derin endişeye kapılan parti tabanı için 2. Muharrem İnce ayaklanması farklı bir heyecan yarattı. Sade bir bakış açısıyla; 

İnce’nin isyanı parti yönetimi üzerinde bir baskı unsuru olacak, parçalanma olasılıkları dostlarıyla iktidara yürümeyi ana hedef olarak açıklayan Kılıçdaroğlu ve ekibini kısmen fabrika ayarlarına dönmek zorunda bırakacaktı. İnsanlar tutunacak bir dal aradıkları zaman bu fikirler oluşur. Zira ihanet, homo sapiens türü için yüzleşmesi en zor travmadır.

Fakat bu düşünce korlanmış son umut kalıntılarını ateşleyen bir kıvılcım tadında; dilden dile, whatsapp gruplarından, telefon trafiklerine kadar her iletişim aracıyla yayılırken bugün açıklanan MYK adeta bir TOMA’nın basınçlı suyla müdahalesi gibi umudun ateşini bir daha küllenmemek üzere söndürürken, hüzün dört bir yanı sardı.

Namık Kemal’e atfedilen şu sözü hatırlayalım; “Gerçeğin kıvılcımı, fikirlerin çatışmasından çıkar.” Said Nursi’nin bu cümleyi sahiplenmesi ve risalelerinde kullanması üzerine nüktedan bir tavırla konuya dahil olan Süleyman Nazif; “Ancak kabakların çatışmasından sadece kabak çekirdekleri çıkar.” cümlesiyle tarihe notunu düşmüştü. Halimiz budur.

Bu süreçte beni arayan değerli parti mensuplarımıza aktardığım bu cümleler daha önce de “Kurultay Oyunları” yazımda belirttiğim üzere ve malumun ilanıyla tescillendiği üzere üzülerek belirtiyorum ki bir kez daha haklılık tarafında yer almamıza sebep oldu. 

Mevcut CHP yönetimine son eleştiri olarak kaleme aldığım bu yazı aynı zamanda yeni bir mücadelenin de başlangıç manifestosu, içten dışa değişimi ateşleyecek kıvılcımdır.

Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya kitabında aktardığı şu anektoda dönelim ve Beyoğlu’nda yer alan İngiliz karargahına uğrayıp, Yüzbaşı Armstrong ile görüşelim. Armstrong diyor ki;

“Bir gün Dolmabahçe Sarayı’na yakın olan Beşiktaş iskelesinden bir kayığa binerek Üsküdar'a gidiyordum. Sular henüz sisliydi. Güneş doğmamıştı. Boğaz’ın kıyılarına beyaz köşkler, saraylar, camiler ve duvarlı bahçeler sıralanmıştı. Birçoğu haraptı.

Üsküdar’a giderken akıntı bizi Yunan zırhlısı AVEROF ile hemşerisi Kılkış’ın yanından geçirdi. Bir nöbetçi bana baktı. Ben bu gemilerin burada emniyetle durabilmelerine şaşıyordum. Müttefiklerin tarafsız bölge ilan ettikleri yerdeydiler. 

Düşman tarafından hiçbir gemi burada duramazdı. Yunanlılar, Osmanlı başkentini üs olarak kullanmakta, buradan Karadeniz ve Marmara kıyılarına akın ederek Türk köylerini ateşe tutmaktaydılar. Türklerin de bu gemileri batırmaya girişmediklerine şaşırıyordum. 

Küçük bir çabayla batırmaları mümkündü.

Üsküdar eski bir tuhaf yerdir. Caddeleri, Beyoğlu sokakları gibi dik ve dolambaçlı. Evlerinin damlarına yağan yağmur, geçenlerin başlarına dökülür. Üsküdar iptidai, mutaassıp, garip ve henüz on yedinci asırda yaşayan bir yer. 

Mesafece Avrupa’nın biraz ötesindeyken, asrımızdan üç asır geriydi.

Üsküdar Mutasarrıfı şişman, tembel ve yetersiz bir adam benimle Türkçe konuşmaktan utanarak Fransızca söylemek isterdi; “Padişahla birlikte kalanlar işte böyle bir işe yaramaz adamlar, iyi Türklerin tamamı Mustafa Kemal ile beraber.”

Değerli Yurtseverler;

Cumhuriyet’in 2. yüzyılını Serok Ahmetler, Babacanlar, Abdullah Güller, Meral Mommyler, Temel Dedelerle demokrasiyle taçlandıracaklarını, şekillendireceklerini ifade edenler böyle işe yaramaz adamlardır. Kabaklar çarpışmış, kabak çekirdekleri etrafa saçılmıştır.

Karşı cephede yer alan bizler günün ilk ışıklarıyla kabak tarlalarına girip, kabak çiçeklerini toplayan, pirincimizle, zeytinimizle, kuş üzümlerimizle harmanlayan ve koklamaya doyamayan Türk Gençleri olarak bir asır önce olduğu gibi bugün de Mustafa Kemal ile beraberiz. 

Vatanın her sathında nöbet tutan, bu toprakların her köşesine aşkla bakan yurtseverler için gözlerde yaşlara, yüreklerde endişeye yer yoktur. İnancımız yüksek, özgüvenimiz tamdır.

Dün olduğu gibi bugün de mutlak zafer bizimdir.