Kapitalizmin yeni silahı: Netflix

Buse Erdem yazdı...

Kapitalizmin yeni silahı: Netflix

Son yıllarda dijital medyanın yükselişine dijital içerik platformlarının da katılması büyük bir yarışın başlamasına sebep oldu. Her ne kadar Amazon Prime, Hulu gibi kuruluşlar da piyasada bulunsa da bu yazıda pastanın yarısından fazlasını yiyen Netflix olmuştur. Peki sizce neden bu kadar Netflix bağımlısı haline geldik? Gerçekten izlemekten keyif aldığımız için mi yoksa başka sebepler yüzünden mi?

Dijital medyanın hayatımıza hızla girmesiyle birlikte kamusal alanlarda etkinliği azalan bizlerin boş zaman değerlendirme pratiklerinin, bulunduğumuz yüzyılda önemli ölçüde değişime uğradığı aşikar…

Öyle ki teknolojinin gelişmesi ve tüketim kültürünün hayatımıza hızla adapte olmasıyla birlikte, kitle iletişim araçları bireylere tüketecek içerik bombardımanı yapmaya başlamış ve bir yandan da topluma adeta ‘tüketime zaman harca!’ demiştir. Böylelikle sadece McLuhan’ın ‘küresel köy’ünde yaşamaya başlayan toplum aracın zihinlere ekmeye çalıştığı mesajları kabullenmekle kalmakla yetinmeyip, beraberinde içeriği de hızlıca tüketmeye çalışmaya başlamıştır.

Bauman’ın da vurguladığı üzere ‘geri kalmama’ psikolojisiyle insanlar, toplumun diğer fertlerine tüketim konusunda yetişmeye ve onları yakalamaya çalışmaya adapte olmuşlardır. ‘Netflix’ içeriklerini tüketen toplum aslında farkında olmadan bir ‘zaman tüketimi’ döngüsüne de girmişlerdir…

Hepimizin en az bir kere duyduğu o basit cümleyi düşünelim: ‘Falanca diziyi izledin mi ’ ya da ‘ Filanca filmi gördün mü, platforma yeni düşmüş, hemen izle’… Elbette ki film ya da dizi izlenmesi ile değil anlatılmak istenen sorun… Sorun ‘artık toplumda daha fazla dizi, film ya da içerik tüketen bireyleri sistemin aşıladığı güdüdür. Peki nedir bu güdü?

Rafine zevkler yaratan, bilgilendirmeye ya da ruhunuzu harekete geçirmeye odaklanan, kültürel ve sanatsal olarak sizi beslemeye yönelik bir eyleme yönelten istek mi; yoksa geri kalmamak, vakit öldürmek, sıkılmamak ya da konuşulanlardan haberdar olmak için sizi ‘tüketmeye’ sevk eden bir mecburiyet hissi mi? Zannımca ikincisi…

Çünkü tam olarak Kapitalizm’in istediği budur. ‘Arzuların’ ‘isteklere’ , ‘isteklerin’ de ‘ihtiyaçlara dönüştüğü bu sistemde artık engel olamadığınız güdüleriniz ‘zamanınızı’ da tüketmeye başlamıştır. Sistem bireyin sıkılmasını reddeder. Bireyi yalnız bırakmaz, mutsuz olmasını istemez, sürekli vakit geçirecek bir şeyler bulması için kişiyi kamçılar… Sürekli güncellenen içerikler, çıkan yeni diziler, filmler tüketime yabancılaşmış, “tüketerek günceli yakalama” amacına sahip bireyler ister. Ve amacını gerçekleştirmesi için bu çarkı döndürecek ‘tüketici’lere ihtiyaç duyar. Bireyler olarak bizler de bedel olarak zamanlarımızı tüketiriz…

PEKİ GEÇMİŞTE BU NASILDI?

Yakın içerik tüketimi tarihimize bakacak olursak 80’lerde en önemli medya tüketim araçlarının televizyon, radyo, gazeteler,dergiler ve tek bir Televizyon kanalı olan TRT olduğunu görebiliriz. Sinema’nın etkisini yitirdiği bu dönemde radyo programları, kaset çalarlar dinlenir ve birkaç tane büyük gazete ve mizah dergileri okunur ve dolayısıyla herkes aynı şeyleri izler, dinler, aynı haberleri okur ve aynı içerikleri tüketerek bunlar üzerine konuşur ve iletişim kurardı.   90’lara geldiğimizde ise özel televizyonlarla beraber TV’deki içerik seçenekleri artmış, o dönem yayınlanan filmler, diziler, yarışmalar, haber ve tartışma programları makul sayıda ve kaliteli bir içerik sunmaya başlamıştı. 90’ların ikinci yarısından itibaren TV’lerdeki kanal ve program sayısı artarken içerik kalitesi düşmeye başlamış, 80 lere göre 90’lar şaşırtıcı bir biçimde radyonun altın çağı olmuştu.

CD ve DVD oynatıcıların ortaya çıkmasıyla birlikte 90’ların ikinci yarısında film içeriğinin evde tüketilmesi daha popüler hale gelmiş olsa da sinema ise hala popüler değildi. Elbette o dönemlerde de sunulan içerikleri tüketmek sosyal ortamlarda geri kalmama güdüsü ile beslense de edebi eserlerin yeri, birbirinden kitap alıp verme alışkanlıkları, öğrenme isteği , teknolojik ürünlerin sunduğu içeriklerin yanında azımsanacak bir konumda değildi.

Günümüze geldiğimizde ise tüketim kültürü nasıl ki 80’ler ve 90’larda teknolojik gelişmelerle biçim değiştirdiyse bugün de aynı şekilde farklılaşmıştır.

Teknoloji sayesinde yaşamın giderek hızlanması, 80’lerde bir ayda gerçekleşebilecek türde farklı gelişmenin, artık bir günde hatta birkaç saatte olabilmesi, bireylerde neler olup bittiğini sistemli olarak öğrenme isteğini arttırmış ve popüler olan filmleri, dizileri izlemek, kitapları okumak, içerikleri tüketmek bunların konuşulduğu sohbetlerden, ortamlardan geri kalmamak önemli bir durum haline gelmiştir. Netflix, Hulu, Amazon Prime gibi içerik platformları da tam bu noktada yukarıda anlatılan sebeplere zemin sağlayan bir platform olarak ortaya çıkmış ve kişiyi sonu olmayan bir döngünün içerisine hapsetmiştir.

Peki Netflix kullanım pratiği bir kitap okuma ya da herhangi bir hobiye ayrılan zaman kullanımına benzemekte midir? Tamamen evet diyemeyiz. Burada asıl düşünülmesi gereken neden diğer hobilere göre daha çok bu platformların tercih edildiğidir…

Cevap aslında çok basit… Günümüzde tüketilecek içeriğin kısa ve parçalı halde olması, o an için tüketimi kolaylaştırsa da uzun vadede daha çok vaktin tüketime harcanmasını sağlamaktadır.( Örneğin, iki saatlik bir filmi sinemada izlemek ile parçalı olarak 45’er dakikalık 12 bölümlük bir dizinin bir sezonunu izlemek arasında fark bulunur. ) Netflix’in kullanıcıyı bu denli kendine bağlamasının ve zaman tüketmesini sağlamasının bir başka sebebi de , tüketim sürecinde kullanıcıya durdurma, geri sarma, hızlı oynatma veya ileriye atlama gibi özellikleri sunarak tüketiciyi içeriğin kendisinden uzaklaştırıp ve kullanıcıyı salt olarak tüketme fikrine yöneltmesi ve “kontrol bende” hissi uyandırmasıdır ki sinema veya kitap kullanımında bunları yapmak mümkün değildir(ileri sar, durdur vs) Ve bu da tam olarak çağımızın yeni sorunu ‘zaman tüketimi’ ne neden olmaktadır…

Öyleyse çıkarabileceğimiz sonuç bugün bireyler daha rahat bir tüketim fikrini benimsiyorlar. Bireyler, sıkılacakları içerikleri tek bir seferde izlemek yerine, parçalı hale getirerek ve içerikte hızlandırmalar veya atlamalar yaparak kontrolu ele almaktan keyif duyuyor ve izle-tüket formuna alışıyorlar.

Böylelikle izleme etkinliği , sıkılma veya tahammülsüzlük yerine tüketim toplumuna uygun bir biçimde konformist bir yaklaşımla gerçekleştiriliyor. Bu durum aslında bireylerin , özellikle de çabuk dikkati dağılan, sıkılan Y kuşağının anlama ve anlamlandırmaya yönelik bir seyir zevki değil, ‘tüketim için tüketim’ odaklı bir izleme kültürü benimsediklerine işaret ediyor.

Maalesef bu doyumsuz tüketim alışkanlığına sahip olmak ise bireyde, toplumun diğer fertlerine tüketim bağlamında ‘yetişerek’ güncel ve çağdaş oldukları hissi uyandırıyor ve çark tam da sistemin istediği gibi dönmeye devam ediyor…

Kaynakça

80’ler ve 90’larda içerik tüketimi- Ümit Büyükyıldırım

Az Daha Fazladır: Dijital Seyir Platformlarının Tüketim Kültürü Açısından İzleyicilerin Seyir Alışkanlıklarına Olan Etkisi. Erciyes İletişim Dergisi .