Ken Loach’un son filmi üzerine

Özlem Kalkan yazdı

Ken Loach’un son filmi üzerine

Uusta yönetmen Ken Loach, Altın Palmiye kazandığı I, Daniel Blake’ten üç yıl sonra yeni filmiyle Cannes Film Festivali’ne geri döndü.

Loach’un yeni filmi Üzgünüz Evde Yoktunuz (Sorry We Missed You) dünya prömiyerini geçtiğimiz ay 72. Cannes Film Festivali’nde yaptı. Film, Altın Palmiye için yarıştığı festivalde eleştirmenler ve sinemaseverler tarafından ilgiyle karşılandı.

Ken Loach’ın önceki filmi I, Daniel Blake’den bir sahne

Senaryosunu yönetmene daha önce pek çok kez eşlik eden arkadaşı Paul Laverty‘nin yazdığı filmin oyuncu kadrosunda Kris HitchenDebbie HoneywoodRhys Stone ve Katie Proctor var. Filmin yapımcısı ise Loach’un diğer projelerinde de bir araya geldiği Rebecca O’Brien.

KAPİTALİZM SEN NELERE KADİRSİN

1930’ların “Büyük Bunalım”ından beri, merkez kapitalist ülkelerdeki düşük büyüme hızı, yükselen işsizlik, eksik istihdam oranları ve düşük kapasite kullanımıyla karakterize edilen kalıcı durgunluk hiç bu kadar belirgin olmamıştı… Bu da ”Büyük eşitsizliği ve düşük ücretle çalışmak zorunda bırakılan insan yığınlarını oluşturmakta” diyen Thomas Piketty, Karl Marx’tan 150 yıl sonra yazdığı 21. Yüzyılda Kapital adlı eseriyle, küreselleşmeyle “vasıflı emeğin ücreti artışıyla eşitsizliğin azalacağı” mitini de yıkmış oldu!

Marx gibi radikal bir çözüm  -işçi devrimi- önermeyip bir çeşit sosyal demokrasiyi savunuyor olsa da bugün Avrupa’nın en büyük sorununu yine Marx gibi emek-sermaye çelişkisi olarak görüyor.

AVRUPA’DAKİ EKONOMİK BUHRAN FİLME KONU OLURSA

İşsizlik, kriz, kapitalizm, eşitsizlik ve esnek güvenceli işler gibi ekonomik alt başlıklar defalarca film ve belgesellere konu oldu ancak bu konuları Ken Loach kadar bir ekonomist edası ve didaktik olarak filme aktaran yönetmen neredeyse yok diyebilirim.
Yeni liberalizmin karşısına böylesine dikilip Avrupa’nın göbeğinde bağımsız sinema yoluyla kapitalizmin bir insanın hayatında geldiği en aşağılayıcı noktayı böylesine çırılçıplak anlatmak büyük iş.
Marx ve Piketty’nin teorilerini film yapan Loach, “loser”ların dünyasını sahici ve basit mekanlarla, iyi oyunculuklarla ve günlük konuşma diliyle destekleyerek bu soruna mercek tutuyor.
İşçi haklarının yönetmeninin Altın Palmiye, Cannes, BAFTA gibi ödüllerle taçlandığını biliyoruz. Loach tam 83 yaşında, şaşırtıcı olan da bu… 3 yıl evvel I Daniel Blake ile yine bir kapitalizm eleştirisi yapmış, yaşına rağmen enerjisi şaşırtmıştı. Daniel Blake, Thatcher döneminde gerçekleşen özelleştirmelerin sonucu bozulan sosyal hizmetlerin kıyıcı eleştirisini filme aktararak 2  Altın Palmiye’yi de kapmıştı.
Ken Loach Altın Palmiye Ödülü aldığında
Onun için amaç film çekip sanat yapmanın çok ötesinde; çünkü yarattığı farkındalık ile mecliste bile tartışılan bir yönetmen olmayı başardı!
”Üzgünüz,size ulaşamadık” filminin gösteriminden sonra yapılan basın toplantısında da lafını sözünü esirgemedi; en yaşlı yönetmen, en devrimci fikirlerle yine herkesi büyüledi.

BİR KARGO ELEMANININ MARATONCU KÖLEYE DÖNÜŞEN HİKAYESİ

Bugün İngiltere’de çalışan nüfüsun 1/6’sına tekabül eden 4.7 milyon insan, “kısa süreli” ve “esnek” diye tabir edilen güvencesiz işlerde çalışıyor.
Az evvel Thomas Piketty’nin sözleriyle giriş yaptığım durumu canlı betimleyen bu istatistik, özellikle 2008 krizinden sonra Kıta Avrupa’sında ciddi anlamda yaşanmaya başladı.
Marx, küreselleşen dünya ile tanışamadan hayata veda etti belki ama, fabrika sisteminin gelişmesi ile ücretli emeği disiplin altına alan yönetime ve vasıfsız işçi yaratılması anlamına gelen ”fordist” üretime, işçi haklarının gaspı olarak nitelediği bu duruma karşı çıktı. Kıyasıya eleştirdi. 21 yy.’da ise “fordist” üretimin yarattığı,”vasıfsız sözleşmeli ve ne iş olsa yaparım” şeklinde bir çalışan modeli yaratıldı.

FİLMİN KONUSU

Londra’nın emekçi mahallelerinden birinde 2 çocuğu ve eşi yaşam savaşı veren Rick’in hayatına bakıyoruz bu kez. Tesadüfen tanıştığı bir iş sistemi ile içinde bulunduğu dar boğazı aşmaya çalışan genç adam, ailesini rahat yaşatmak, bir ev ve iş sahibi olmak için çırpınmaktadır. Bir kargo firması ona bu imkanı verecek gibi gözükmektedir. Umutlar filizlenir; kendi işinin patronu olacaktır…
Gerçek öyle midir?
Ken Loach’ın vasıfsız emekçiyi anlattığı son filmi Sorry We Missed You
İngiltere’de özellikle 2008 yılı itibariyle yaygınlaşan ‘‘sözleşmeli çalışma” yani işçinin haklarını tamamen yok sayan bir çeşit köleleştirme sistemi. İşçi belli bir işverenle ”çalışabilir” durumda olduğunu kanıtlayarak ”kendin için” ve takım ruhunu yakalayarak (!) ve de ”maaş değil ücret” sloganlarıyla işe alınıyor. Ric’in bu kargo işini yapabilmesi için arabası olmalıdır. Karısının arabasını satar; oysa Abby’nin de bakmakla yükümlü olduğu yaşlı hastaları vardır ve arabasız çalışmak zorunda kalır. Rick kendi minibüsü ile merkezden sürekli kontrol edilerek, belli bir kotayı doldurma zorunluluğu ile işe başlar. Başta çok cazip görünen bu iş daha sonra başına bela olmaya başlar. Saniyesi saniyesine teslim edilmek zorunda olan kargolarda gecikme, park yeri sorunu, evde bulunmayan alıcılar, bulunamayan adresler gibi küçük görünen sorunlar ücretten kesilmektedir!
Ve buna günde 14 saati aşan bir çalışma süresi de dahildir. Abby ve Rick günün 4’te 3’ünü Londra’nın bir ucundan bir ucuna iş için arşınlamakta, evdeki ergen oğullarına ve yeni yetişmekte olan kızlarına vakit ayırmakta zorlanmaktadırlar. Birbirleri ile iletişim kurmaya zaman bulamayan çift eve gelir gelmez yorgun düşmektedir haliyle. İş yerinde “paydos” diye bir kavram da yoktur. İş ne zaman biterse…
Sorunlar başlayınca izin almak veya işverenden avans istemek gibi kişisel haklarından da mahrum olduğunu görür… Hak yoktur… Yerine çalışacak adam ise hemen hazırdır!
Hayatları geçirdiği bir kaza ile de altüst olur. Yeniden toparlanmanın, aile olmanın ve parasal sorunları aşmanın yeni bir yolu var mıdır?
Finale doğru gittikçe sertleşen film 19 yy’dan bu yana kapitalizm içinde yaşayan insanlığın işçi hakları konusunda sınıfta kaldığını gösterdi bize!
Marx’dan önce Piketty’den sonra…
İyi seyirler!