Sabahattin İsmail yazdı…
Kısa adı “TEPAV” olan “Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı”, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili bir çalışma yapmış…
Tek cümleyle özetlemek gerekirse, ” Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönmemizi ve sorunun Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası içinde çözülmesini ” öneriyorlarmış…
Ben aradım, ama bu çalışma metnini bulamadım, Hasan Erçakıca Facebook sayfasında uzun uzun anlattı, ondan dinledim…
Bu büyük bir safsatadır…
NİYE SAFSATADIR?
Bu safsatayla ilgili görüşlerim şöyledir:
1- İngiltere adadan ayrılırken egemenliği iddia edildiği gibi Kıbrıs Cumhuriyeti’ne değil, iki ayrı eşit kurucu halka devretmiştir. Niye?
Çünkü egemenlik, zaten Halkların özden gelen doğal haklarıdır. Doğal haklarını iade etmiştir. BM şartına göre de, egemenlik, devletlere değil, halklara aittir. Devletin egemenliği onu kuran halkın egemenliğinden kaynaklanır…. Örneğin, sömürge halkıysanız, egemen değilsiniz ve egemen devletiniz de yoktur…
İngiltere daha 1954 BM görüşmelerinde, ardından 1955 Londra Konferansı’nda, ve 1959-1960 Zürih ve Londra Anlaşmalarında, Kıbrıs’ta iki ayrı eşit halk olduğunu kabul etmiş ve ” her iki halkın da ayrı Self-determinasyon hakkına sahip olduğunu” beyan etmiştir .
Kıbrıs Cumhuriyeti, egemenlik hakkına sahip olan bu iki eşit halkın, eşitlik temelinde kurucu ortaklığına dayalı olarak kurulmuştur.
Fonksiyonel bir federasyon olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliği, bu iki eşit halkın özden gelen egemenlik haklarının bir kısmını merkezi devlete bırakmasından kaynaklanmıştır.
Sonraki tüm BM Planlarında da ” Merkezi devlet egemenliğinin, iki halktan neşet edeceği yer almıştır..
Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlayarak egemen bir devlet olmaktan çıkarmayı, bizi de egemen bir halk olmaktan çıkarıp Yunan vatandaşı Müslüman azınlık cemaati yapmayı hedefleyen Rum ortağımız, bize saldırınca, bir kısmını merkezi devlete devrettiğimiz egemenlik haklarımızı geri aldık, egemenliğimizi kanla, canla, silahla savunduk ve 15 Kasım 1983’de ilan ettiğimiz KKTC’de konsolide ettik. Böylece Kıbrıs sorununu bizim açımızdan esasen çözmüş olduk… Egemen devlet-egemen halk statüsünü terk etmek artık söz konusu olamaz.
62 yıldır, Egemenliğini silahla koruyan bir halka bunu teklif etmek dahi hakarettir. Dolayısıyla biz kendi açımızdan sorunu çözdük. Başka bir arayışa girmeye, hele hele 1960’a dönmeye hiç gerek yok… Sorun Rumlar için vardır.
Çünkü onlar için Kıbrıs sorunu, “KKTC’yi iptal ettirmek, Türk askerini adadan çıkarmak ve egemenliklerini tüm adaya yaymak” sorunudur.
Bu hedeflerine varana kadar Kıbrıs sorununu çözmekten söz edeceklerdir.
Biz de ” çözüm olsun” diye değişik formülleri görüşmeye oturursak, onların çözümüne hizmet etmeyi, istedikleri hedefe ulaşmalarına yardımcı olmayı, egemenliğimizden vazgeçmeyi ve ne kadar taviz vereceğimizi görüşüyor olacağız.
O nedenle boşuna çözüm formülleri üretmekten ve “ille de müzakere, ille de ortaklık, ille de Kıbrıs Cumhuriyeti” arayışından vaz geçilmelidir…
2- 960 antlaşmalarında iki halk egemenliklerinin kısıtlanmasını kendi imzaları ile kabul etmişlerdir. Buna göre Rumlar, egemenlik hakları içinde olan Self-determinasyon haklarını Enosis yönünde kullanmayacaklarını, Türkler de egemenlik hakları içinde yer alan Self determinasyon haklarını taksim yönünde kullanmayacaklarını taahhüt etmişlerdir. Bazı egemenlik haklarını da merkezi devlete devretmişlerdir. Ne ki Rum liderliği attığı imzaya sadık kalmamıştır.
İmzalarını çiğneyenler ile, 1960 düzenine dönüp yeniden ortaklık kurmaya kalkmak aptallıktır!
3- Esasen, çok zor durumda kaldığımız 1968-1974 arası Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşü müzakere ettik, hatta Kıbrıs Cumhuriyeti içinde geniş OTONOMİYİ bile kabul ettik. Ne ki Makarios, “Bir daha Enosis’i yasaklayan bir anlaşmaya imza atmam” diyerek, otonomiyi bile reddetti. Yani Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşün mümkün olmadığını ikinci kez gördük.
4- Enosis amaçlı Yunan darbesi sonucu gerçekleşen Türk Barış Harekatı ve 1975 Nüfus Mübadelesi Anlaşması ile her iki halkın egemenliklerini kendi bölgelerinde kullanacakları fiziki, demografik ve siyasi şartlar oluşmuştur…
Nitekim 30 temmuz 1974 Cenevre Anlaşması ile tüm taraflar adada, artık meşru bir Kıbrıs Cumhuriyeti olmadığını adada iki ayrı otonom yönetim olduğunu kendi imzaları ile teyit etmişlerdir. Ne ki her zaman olduğu gibi Rum tarafı ve destekçileri bu imzalarına yine sadık kalmamıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşecekse, nüfus mübadelesi anlaşması, iki kesimlilik ve KKTC ne olacaktır?
5- 1977-79 doruk antlaşmalarında 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönmek yerine, iki kesimli, iki toplumlu yeni bir federal ortaklık kurulması kabul edilmiştir. O günden 2017 Crans Montana’ya kadar bunun için görüşmeler olmuş ve 2004’te referandum yapılmıştır.
Bir başka deyişle Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüş, 1977-1979 Doruk anlaşmaları ile tümüyle geçersiz kılınmış ve yeni bir düzen kurulması taraflarca kabul edilmiştir.
Ne ki Rum liderliği, bırakın 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşü, Doruk anlaşmalarında kurmayı kabul ettiği yeni bir federal ortaklığı bile reddetmiştir. Böylece 1977 ve 1979’da attığı imzaları da bir daha ve yeniden çiğnemiştir.
İmzalarını her fırsatta çiğneyenlere nasıl güvenip egemenliğinizden vazgeçeceksiniz?
Bu gerçeğe karşın, hala 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönülebileceğini düşünmek, gerçeklerden kopmaktır, akıl tutulmasıdır
6- Esasen 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönmek için, Kıbrıs’ta son 62 yılda yaşanan her şeyi yaşanmamış kabul etmek ve statükoyu 21 Aralık 1963 öncesine taşımak gerekir.
Bunun da anlamı, Türk askerlerinin çekilmesi, Rum ve Türk göçmenlerin geri eski evlerine dönmesi, TC kökenli vatandaşların adadan çıkarılması, 1974’de çizdiğimiz sınırın, nüfus mübadelesi anlaşmasının ve KKTC’nin iptali, Kuzeydeki mülkiyet sisteminin çökmesi, 1974 sonrası eski Rum mülkleri üzerinde yapılan tüm yatırımların geçersiz olması, Rumların devleti bizimle 1960 esasında paylaşması, veto ve ayrı oy çoğunluğu hakkımızı kabul etmesi, her şeyi bizimle yüzde 30/70 ve 40/60 oranında paylaşması, RMMO’yu lağvetmesi, silahlarını denize atması, AB üyeliğinin ve yaptıkları askeri işbirliği anlaşmalarının son bulması, vb…. gerekir. Sizce bunlar mümkün mü?
Tarih, 65 yıl geri çevrilebilir mi?
Bunlar deli saçmalığı değilse nedir?
7– Peki Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüş mümkün değil de, federasyon mümkün mü?
50 yıldır süren federasyon görüşmeleri Rumların hakimiyetçi, hegemonyacı, Enosisci politikaları nedeniyle bir sonuca ulaşmadı. 1985-86 Cuellar planlarını, 1992 Gali Planını, 1994 GYÖ paketini, 2004 Annan planını reddettiler.
2017 Crans Montana sürecini çökerttiler. Buna karşın hala “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönülsün” demek hayal görmek değilse nedir,?
8- Aslında bu görüşü yeni değil. Annan planı sonrası Ali Erel, Mustafa Akıncı, Şener Elcil, Şener Levent ‘in de aralarında bulunduğu 80 civarındaki sol görüşlü kişi Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki haklarımızın iadesi adı altında girişimde bulundular.
Rum yönetimi ve kamuoyu “köprülerin altından çok sular aktı” diyerek onlarla alay etti. Ciddiye bile almadılar. Aklımda kaldığına göre Rum yargısına da başvurdular ancak başvuruları reddedildi. Yani kendi yandaşlarını bile içlerine almayı reddettiler.
9- Kıbrıs sorunu 1974 Barış Harekatı ile bizim açımızdan çözülmüştür.
Çözüm adına Rumlarla varılacak her anlaşma, egemenliğimizin yok edilmesine neden olacaktır. Bizim için en doğru yol, Devletimizi yeniden yapılandırarak ve Anavatan ile her alanda entegrasyona giderek daha güçlü hale gelmektir. Refah seviyesini daha da yükseltmektir. Tanınma talep etmektir. İlle de hakimiyetçi, hegemonyacı, soykırımcı Rum yönetimi ile ortaklık kurmak, bunun için tavizler vermek, 11 yıllık direnişimiz ve 1974 Barış Harekatı ile elde ettiğimiz tüm kazanımlardan vazgeçmek zorunda değiliz. Herkes kendi devletinde, iyi komşular olarak, yan yana barış ve işbirliği içinde yaşayabiliriz. KKTC, 1.5 asırlık varoluş savaşımızın meyvesidir.
Bir kere göndere çekilen bayrak inmez. İnmeyecektir.
Bir kere göndere çekilen bayrak inmez. İnmeyecektir.