Av. Ayça Sezer Naz yazdı…
Okulda nasıl bir öğrenciydiniz, ödevlerinizi eksiksiz yapar mıydınız?
İş yerinizde talimatlara uyar mısınız, ast-üst ilişkisine güveniniz nasıldır? Vazife sizin için kutsal mı, görev insanı mısınız?
Belki de anne baba sözü dinleyen hayırlı bir evlatsınız.
Cevaplarınız hep evetse; sıradan bir kötü olmaya çok yakınsınız.
İlginç bir giriş olsa da yukarıda yazılanlar deneysel açıdan biraz gerçeklik taşıyor. 1960’larda Stanley MİLGRAM diye bir adam sosyal bir deney yapıyor.
Konu: legal bir amirin talimatlarını vazife gereği uygulayan kişilerin diğerlerine zarar verme potansiyelini ölçmek.
Denekler talimatları yerine getirirken, bir elektroşok makinesi yardımıyla muhataplarına şiddet uygular. Sonuçta bir kısım denek ölümcül dozlarda şiddete başvururken bir kısım denek itaati reddederek görevi bırakır. (Okurun kendini itaatsiz gruba dâhil ettiğini tahmin edebiliyorum.)
Şimdi itaatsiz grupta olduğumuzu varsayarak bazı yaşanmış şiddet olaylarına bakalım.
15 Temmuz gecesi kendi Meclisini bombalayan, mermi yağdıran FETÖ mensupları çıldırmış mıydı? Hiroşima’ya atom bombası bırakan pilot muhtemelen tek bir hareketiyle en çok can alan kişidir. Peki, bu en büyük katilin adını bilen var mı?
Büyük toplumsal faciaların, soykırımların failleri kim?
Örneğin doğrudan Hitler’in elinden ölen bir Yahudi duydunuz mu?
Holokost’un Nazi kamplarından sorumlu Adolf EİCHMANN yargılanması sırasında, milyonlarca insanın ölümüyle suçlandığı halde en ufak pişmanlık göstermemiştir. Yaptığı her şeyin yasalara uygun olduğunu, emirleri uyguladığını, talimat dışına çıkmadığını ifade etmiştir.
Süreç boyu psikologlarca gözlenen Eichmann’ın Dünyanın en sıradan adamı olduğuna karar verilir. Kişisel hayatında sevecen ve sakindir. İyi bir baba, iyi bir arkadaş iyi bir görev adamıdır.
Nihayetinde Eichmann İsrail tarihine, idam edilen tek suçlu olarak geçer.
Düşününce, Eichmann dahi canavarca özellikler sergilemiyorsa geçtiğimiz yüzyılın büyük katliam ve yıkımlarının arkasındaki canavarlar kim o zaman?
Milyonlarca insanı yok eden, hasta eden, ailesiz ve yurtsuz bırakan kötülük nasıl oluştu? Bunun cevabı bir terim aslında: İnsandışılaştırma.
Şimdi bir hayal kuralım. Diyelim siz önemli ve otoriter bir kişisiniz. Toplumun bir kesimiyle de çıkar çatışmanız var.
Basit ve göz yumulabilecek bir söylemle hedef kitlenizi işaretlediniz. Örneğin; ‘o alevi’ , ‘o sağcı’ , ‘o laik’ veya ‘o dinci’ gibi..
Sonraki aşamalarda sırasıyla sosyal ayrışma ve hukuken yok sayma gerçekleşir.
Güvenilir, itibarlı bir otoriteyseniz yani insanlar ağzınızın içine bakıyorsa; hedefe yönelik hakaret ve alaylarınız, haysiyet kırıcı, davranışlarınız takipçilerinizden onay görür.
Sondan bir önceki aşama, işaretlediklerinizin fiziksel birer hedefe dönüştüğü aşamadır. Bu kişiler bir topluluğa mensupsa ‘Tür’ olarak algılanırlar. Sonrası İMHA..
İmha türe yönelikse aşağıdan yukarıya bir sistematik olacaktır.
Aslında bunu da; altındaki sisteme aldığı kişi kadar puan kazanan saadet zinciri üyelerine benzetebilirsiniz.
Piramit yukarı çıktıkça, muhattabiyet ve aktif davranış azalacak, sorumluluk ve yıkım çoğalacaktır.
Reelde kimse kimsenin cebinden cüzdanını yürütmediği halde büyük çaplı bir soygun gerçekleşecektir.
Zincirde bulunan hiç kimse kötü niyet, talimat dışı davranış veya sorumluluk kabul etmeyecek ve nihayetinde elimizde tek bir hırsız kalacaktır.
Görüldüğü gibi ayrıştırma ve itaat kültürü ahlaken kördür ve tehlikeli insanlar yaratır. Düşünemeyen ve inisiyatif alamayanların cehenneminde Adolf EİCHMANN’lar her yerdedir. Maksatlı dokunuşlar bu tür sistemleri domino taşı gibi yıkarlar.
Buna da tek bir çare vardır ve o çareyi de Atatürk; ‘Cumhuriyet bizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister’ diyerek çok güzel ifade etmiştir.
Sevgiyle kalın.
Harika bir tespit, harika bir yorum. Kutluyorum Ayça Hanım.
Ne kadar güzel ve sıradışı bir yazı
Harika yazınız için varolunuz .