Kusura bakmayın Kemal Bey

Temel Borga Budak yazdı

Kusura bakmayın Kemal Bey
Kusura bakmayın Kemal Bey

Cumhuriyet gazetesine röportaj veren Kemal Kılıçdaroğlu; hayatını gericilikle mücadeleye adamış, aklını ve vicdanını kiraya vermemiş, sümüklü imamlara itaat ederek kolay yoldan mutlu olmak yerine, itiraz etmeyi seçmiş Türk Gençlerine “Kantin Solcuları” diyor.

Cumhuriyet yıkılırken, Cumhuriyetin generalleri, amiralleri Silivri zindanlarına atılırken sümüklü imamın icazet bekleyen, Kraliçe’nin boğaza demirleyen zırhlısına giderek Kraliyet Onur Ödülünü gururla yakalarında taşıyanlara ise “Dostlarım” diyor

Laikliğin cenaze namazını kılınırken, Atatürk’ lanet okunurken neden ses çıkarmadınız diye soranlara, sorgulayanlara, tepki gösterenlere “Marjinaller” diyor

Hafızalarımızda yer alan “İki ayyaş” travmasını canlandırmaktan hiç çekinmeden, en ufak duygudaşlık hissetmeden, kendisini eleştirenlere “rakı masasındakiler” diyor

Şöyle bir Fenerbahçe Başkanı hayal edin; daha fazla taraftarı var onları kazanarak Fenerbahçe’yi büyüteceğiz teziyle Galatasaray’ın şampiyonluğunu savunsun, bu formanın renkleri Galatasaray taraftarını irite ediyor düşüncesiyle takımın renklerini değiştirsin, kanarya olmaz Galatasaray taraftarının ilgisini çekmek önermesiyle takımın sembolünü çita yapsın, yıldız oyuncularını kadro dışı bıraksın, alenen Fenerbahçe’ye kumpas kuranları da yönetim kuruluna alsın üzerine de tüy dikerek altyapıdan Fenerbahçe kültürüyle yetişen forma için kan ve ter akıtmaktan çekinmeyen oyunculara da holigan veya fanatik desin

Peki taraftarlar böyle bir başka için ne der?

Buradan sonra “Can Yücel” efsanesiyle devam etmek istiyorum;

Yıllar önce gazetede yazmaya başlayan değerli şairimizin Can Yücel yazısında göt'ü; “g*t” olarak yazmayıp da aleni olarak göt yazdığı için soruşturma geçirerek tutuklanması ve sonra da beraat etmesi olayını mutlaka duymuşsunuzdur.

Hakim şaire sorar: Sayın Yücel neden böyle yazdınız? Biliyorsunuz ki bu tür kelimeleri yazmak yasaktır ve suçtur. Ve cezasıda oldukça ağırdır.

Can Yücel: “Valla Hakim bey, bizim köyde göte göt derler de ondan.”

Biraz da şehir efsanesi tadında anlatılan bu olayın aslı biraz daha ilginçtir. 

Şöyle ki; Can Yücel, mahkemedeki sözlü savunmasını "Bizim köyde göte göt derler" diye bitirir. Lakin, ancak öncesinde şu fıkrayı anlatır;

Bir köyde ateşli bir hasta vardır. Köylüler hastayı kasabanın doktoruna götürmek durumdan kalırlar. Koca devletin koca doktoruna. Doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere. Köylüler tabi "tamam dohtor bey" diyip köye giderler. Ve köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüsün ne demek olduğunu bilemez. Bu nedenle bir türlü hastaya ilacı veremezler.

Hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. Bunun üzerine köylülerden biri, doktora, yani koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna cesaret edemez. 

Ne cüret değil mi devletin doktorunu arayacak bi köylü... 

Neyse durumun vehameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. Bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, "biz ne yapacaamızı bilemedik dohtor bey" der. Karşıdan doktor cevap verir, muhtar köylülere döner: "Makattan verin dedi dohtor" der. 

Yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar falan, ama makatın ne olduğunu bileni yine bulamazlar. Artık hastanın durumu iyi ağırlaşmış, gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyor. İhtiyar meclisi toplanır. Son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. Yine kimse aramaz istemez doktoru. Nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bi yandan söylenmektedir: "çok kızacak dohtor çok!" diye.

Sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor bir şeyler söyler yine. Telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner ve merak içerisinde bekleyen köylülere beklenen cevabı verir;

"Çok kızacak demiştim; 'götüne sokun' dedi."

Kusura bakmayın “Kemal Bey”, Can Yücel haklı...