1. Haberler
  2. Analiz
  3. Kuyruklu yalanlar dizisi: İkinci bölüm

Kuyruklu yalanlar dizisi: İkinci bölüm

featured

Ali Yıldız yazdı…

“Yalandan kim ölmüş.” böyle deniyor. Belki de bu yüzden; yalan ve yalancılar hep aramızda. Ödünler koparıldıkça, iştahlar daha da kabarmaktadır. Aynı koro, yine iş başında, bağırıp çağırmaya başlar. Çünkü yobazın, toprak ağası feodalin, şeyhin, şıhın işinin bozulmasına izin verilemez. Yalan, ahalinin en can alıcı yerine vurulur: 

“Hepsi komünist olmuş bunların, oğlanlar kızlarla bir arada, fuhuş yapıyorlar!” 

Hedef tahtasına oturtulan, bu kez Köy Enstitüleri olmuştur. O Köy Enstitüleri ki, öyle adamsendeci, kervan yolda düzelir anlayışıyla organize edilmemişti. Mustafa Kemal, eğitime önem veriyordu. Köy okullarının açılması için, çalışmalar başlatmıştı. 1940 yılında, Köy Enstitüleri kuruluş yasası çıkarıldı. Dünyadaki eğitim sistemleri incelenmiş, uzmanlar üzerinde uzun tartışmalar yapmıştı. Dünyada başka örneği yoktu, tamamen bize aitti. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ȃli Yücel, İsmail Hakkı Tonguç’u görevlendirmişti. Köyler dolaşılacak, zeki çocuklar toplanacaktı. Her konuda, titizlikle çalışılıyordu, okulların kurulacağı yerler, demiryollarına yakın olmalı, verimli araziler seçilmeliydi. Okutulacak derslerden saatlerine kadar, işleyişle ilgili yönetmelikler hazırlandı. Sıra, en önemli soruna gelmişti. Ülke yoksuldu, projenin bütçesi nereden bulunacaktı? Çok azını devlet karşılayacak, gerisini öğretmen ve öğrenciler üstlenecekti. 

Öyle de oldu. İzmir Kızılçullu’dan başlayarak, Kırklareli Kepirtepe’den Van Erciş’e, Trabzon Beşikdüzü’den Aydın Ortaklar’a, Kayseri Pazarören’den Diyarbakır Dicle’ye, Erzurum Pulur’dan Adana Düziçi’ne kadar, Türkiye’nin her köşesine eşit olarak yayılan 21 Köy Enstitüsünü, öğretmenlerin gözetiminde öğrenciler yaptı. Sadece okul değil, yatakhane, öğretmen evi, ambar, ahır, samanlık, elektrik santrali, su deposu, balıkhane, sulama kanalı ve kilometrelerce yol yaptılar. Hiç kimseye gereksinim duymuyor, kendileri ekip biçiyor, ekmeklerini pişiyor, giysilerini kendileri dikiyorlardı. Binlerce dönüm araziyi, tarım yapılacak hale getirmiş, bir o kadar ağaç dikmiş, bağ ve bahçe yapmışlardı. Dersleri arasında yok yoktu; coğrafya, matematik, psikoloji, pedagoji, sosyoloji, ziraat, makine, sağlık, terzilik, motor, balıkçılık, arıcılık, sütçülük, demircilik, ipekböcekçiliği, dokumacılık, biçki dikiş, ev idaresi, marangozluk, duvar örme, aşçılık… Bütün derslerini uygulamalı, fizik, kimya derslerini laboratuvarlarında yapıyor, sinema salonlarında film izliyor; kızlı erkekli, en ünlü tiyatro eserlerini sahneye koyuyorlardı. Bütün öğrenciler, mandolin, bağlama, piyano, akordeon, keman çalmayı öğreniyordu. Klasik müzik plaklarından, Mozart, Beethoven, Vivaldi dinliyor; mezun olana kadar, en az 150 klasik kitap okuyor, yazarlarını kendileri seçiyordu, bunlar arasında, Shakespeare, Zola, Tolstoy vb. isimler vardı. 

Bütün bunlar, 1940’lı yılların Türkiye’sinde oluyor, bazı derslerine akademisyenler giriyordu. Öğrenciler de boş durmuyor, köylülere okuma yazma öğretmeye, modern tarım teknikleriyle tanıştırmaya gidiyorlardı. Köy Enstitülerinden, birçok yazarımızın çıkmasına, şaşırmamak gerekiyordu: 

Fakir Baykurt, Tahsin Yücell Ümit Kaftancıoğlu, Mahmut Makal, Pakize Türkoğlu, Mehmet Başaran, Ali Dündar, Mehmet Uslu, Dursun Akçam. 

YARIM KALAN DEVRİM 

Mustafa Kemal, ne zaman toprak reformuna el atacak olsa, isyanlarla uğraşmak zorunda kalmış, eli kolu bağlanmıştı. Meclis’te bu konu açıldığında, en çok itiraz eden iki isim vardı, Emin Sazak ve Adnan Menderes. İkisi de CHP’liydi, daha sonra bu ikiliye diğerleri de eklenecekti ama; en etkili isim, AP’den Van milletvekili seçilecek olan, Bruki/Burukan aşiret lideri Kinyas Kartal’dı. Ortak özellikleri, üçünün de köy ağası olmasıydı. Toplak ağalarının anlayışı ile Köy Enstitülülerin arasında asırlar vardı. Bir tarafta, sözü emir kabul edilenler; diğer tarafta her hafta cumartesi günü, öğrencilerin öğretmenlerini açık açık eleştirebildiği, özgürlük ortamı söz konusuydu. Öğrencilere, ancak isimleriyle hitap edilebiliyordu, “çocuklar” vb. sıfatların kullanması yasaktı. Öğretmenler, aşağılayıcı ifadeler söyleyemez, dayak atamazdı, resmi genelgeye göre; bu gibi bir durumlarda, öğrenciler de karşılık verme hakkına sahipti. 

Köy Enstitülerini en iyi, Çifteler ve Hasanoğlan Köy Enstitülerinde müdürlük yapan, Rauf İnan’ın Anısı” anlatabilir:

“Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne gelen Cumhurbaşkanı İnönü’ye, özel olarak yemek çıkarılınca okul karıştı! Cumhurbaşkanı için özel yemek çıkması, tam bir adalet ve eşitlik duygusuyla yetiştirilen öğrencilerin, itirazına yol açtı. 

Cumartesi toplantısında öğrenciler: 

“Okulumuzu ziyarete gelen Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye niçin ayrı yemek verdiniz?” diye sormuşlar, okul Müdürü Rauf İnan da yanıtlamıştı:

“Evet İsmet İnönü bizim cumhurbaşkanımız ama, biz o yemekleri cumhurbaşkanı olduğu için değil, şeker hastası olduğu için verdik. Bizim hasta olan arkadaşlara ayrı yemek verdiğimizi de biliyorsunuz zaten! Öğrenciler bu açıklamayı kabul etti ve sorun düzeltilmiş oldu.”   

Bu gençler köylere gidiyor, köy ağasının, aşiret liderinin, din adamı geçinen şeyhin, düzenini bozuyorlardı. 

SİZİN YAPMANIZA GEREK YOK, BİZ VERELİM  

 Kurtuluş Savaşı döneminde, Mustafa Kemal’in Lenin’le kurduğu dostluk sonucunda, alınan Sovyet yardımları unutulmuş, Türkiye’de ABD tarafından estirilen, komünizm düşmanlığı yükselişteydi. Tek partinin Milli Şefi İsmet İnönü’ye, “mıntıka temizliği” yaptırılıyordu. CHP, adı sonradan İMF olarak değişecek olan, Bretton Woods anlaşması imzalamış, Sovyet desteğiyle yapılan beş yıllık kalkınma modelinden vazgeçmiş, toprak ağalarının baş düşmanı Köy Enstitülerini kapatarak, İmam Hatip Okulları açmaya başlamıştı. Sosyalist akademisyenler, üniversitelerden atılıyor; 4 Aralık 1945 günü Tan gazetesi basılıyordu. Türkiye bağımsızlığını kaybediyor, yeniden müstemleke oluyordu. “Kırk Kuşağı” olarak adlandırılan, toplumcu yazar ve şairlerin hepsi hapisteydi. Tercüme Bürosu’nun kapatılma sürecinde, Hasan Ȃli Yücel’le beraber, İsmail Hakkı Tonguç da görevlerinden alınmıştı. CHP’nin yeni Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, 1946 yılının TBMM tutanaklarına geçen konuşmasında, Köy Enstitülerini kapatmakla övünüyordu.

Amerika’nın isteği doğrultusunda, 1946’da çok partili seçimlere gidilirken, her şey tıkır tıkır işliyordu. DP iktidara gelmiş, her istenileni yapmaya hazırdı. 1947’de ABD, Truman Doktrini çerçevesinde, komünizm tehdidi altındaki ülkelere sözüm ona askeri/mali destek verilmek üzere, Marshall Yardımı’nı başlatıyor; ulusal kuruluşlar kapatılarak, Türkiye felce uğratılıyordu. Dünyada örnek alınacak Köy Enstitüleri yerine, 27 Aralık 1949’da imzalanan Fullbright Anlaşması’yla; Türk eğitimi de ABD’nin eline geçmişti. 

Günümüzde de yürürlükte olan Fullbright Anlaşması’nın 5. maddesine göre, komisyon dörder Türk ve ABD’li toplam sekiz azadan oluşacak, misyon şefi/komisyon başkanı ABD’li olacaktı: 

Misyon Şefi komisyonda reylerin tesavisi(eşitliği) halinde katî reyi verecek ve komisyon başkanını tayin edecektir. Başkan, komisyonun fiili azası sıfatıyla rey hakkını haiz bulunacaktır.” deniliyordu. (1)

Türk “millȋ” eğitimine, her olasılıkta ABD’liler karar verecekti. Anlaşmanın 7. Maddesinde ise:

“Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı tarafından tayin edilecek şekilde komisyonun faaliyeti hakkında her sene bir rapor tanzim edilerek Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine ve ABD Dışişleri Bakanına tevdi olunacaktır.” eklenmesiyle, alınan kararlar, ABD Dışişleri bakanının onayına bırakılıyordu. O tarihten bu yana, fon, burs, hibe ve teşviklerle, başarılı Türk öğrencileri, ABD’ye taşınmaktadır. 

AL SANA DEMOKRASİ 

1950’den itibaren, 10 yıl boyunca iktidara yerleşecek olan, Başbakan Adnan Menderes’in DP iktidarı, hızını alamamıştı. Başbakan, parlementoya sorma gereği bile duymadan, Kore’ye asker göndermiş, Türkiye 1952 yılında NATO’ya alınmıştı. İşte asıl yıkım, şimdi başlıyordu. Nuri Demirağ Uçak Fabrikası ile Traktör Fabrikası’nın kapısına kilit vurulacak, Eskişehir Tank Fabrikası, Kırıkkale Silah Fabrikası, NATO standartlarına uymadığı gerekçesiyle kapatılacaktı. NATO demek gladio demekti. Türkçe, “Kısa Kılıç” anlamına gelen gladio ile, Türkiye kan gölüne dönecek, provokasyonlar/cuntalar birbirini izleyecekti. Siyasal İslamcılar, ABD’nin yanında yer alıyor, cihat çağrıları yapıyorlardı. 

Bizim gibi ülkelere, her türlü karanlık provokasyonu tezgahlayan, eski bir CIA ajanı Philip Agee, ABD’nin demokrasiden ne anladığını, şöyle aktarıyordu: 

“Operasyonlarımızın U.S merkezli çok uluslu şirketler için yararlı işletme koşullarını nasıl hazırlandığını göstermeye çalışacağım. Bu koşullar, siyasal egemenlik ile birlikte, bizim temel amacımızı oluşturuyordu. Liberal demokrasi ve çoğulculuk denen şey sonuçta bu amaçlarımız için bir araçtı. ‘Özgür seçimler’ demek gerçekte bizim desteklediğimiz adaylara gizliden para ödeyerek müdahale etmemiz demektir. ‘Hür sendikalar’ demek, bizim kendimize bağlı sendikalar kurma hürriyetimiz demekti. ‘Basın özgürlüğü’ demek bizim hazırladığımız materyalleri kendisi yazmış gibi yayınlayan gazetecilere ödeme yapma özgürlüğümüz demekti. Seçilmiş bir hükümet ABD’nin iktisadi ve siyasal çıkarlarını tehdit etmeye başlarsa görevden uzaklaştırılmalıydı. ‘Sosyal ve iktisadi adalet’ halkla ilişkilerde hoş kavramlardı, hepsi o kadar.” (2) 

Sonuç olarak, Siyasal İslamcı, aşiretçi feodal etnikçiler, hesaba katılmadan; ülkemizin yarım kalan devrimi ne inşa edilebilir ne de gerçek demokrasiye ulaşılabilir. 

Köy Enstitüsünün kurucularından İsmail Hakkı Tonguç, öngörülü Cumhuriyet devrimcisiydi, ne demişti: 

“Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı, öbürü de kolayı, oyun olanı… Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Bu zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir. İkincisi kâğıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın, demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kâğıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu, oyundur, kolaydır. Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz de demokrasinin kolayını seçtik. Çok şeyler göreceğiz daha…”  

[email protected] 

Notlar: 

1- TBMM.gov.tr, 

https://www5.tbmm.gov.tr › kanuntbmmc032.

2- Mustafa Yıldırım, “Project Democracy” Sivil Örümceğin Ağında, Ulus Dağı Yayınları, 15. Basım, syf: 56-57.  

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!