Ömrümde ilk kez bir yazının başlığını yazıyı yazmadan önce atıyorum, çünkü sahne net: Milletin ihtiyaçlarına karşılık veremeyen ve vermesi denklemsel açıdan mümkün olmayan bir siyaset, tarihin çöplüğünü boylamıştır. Utanç ve ayıp, bu absürtlükte ısrar eden tüm siyasi aktörlerindir. Muhalif kitleleri parselleyen ve “tıpış tıpış” hayatın gerçekliğine aykırı bir programın ardında güden masa, sahip olduğu etki gücünü hegemon güçlerin çıkar çatışmaları sonucu yitirmiş ve etkisizleşmiştir. BREXIT devreye sokulmuş ve ABD, Avrupa’yı Rusya ile terbiye etmektedir. Bundan böyle, Türk milletinin ihtiyaç ve arzuları yeni oluşacak siyasette belirleyici olmak zorundadır ve olacaktır. Enkazdan Çıkan Sonuçlar’da belirttiğim üzere: “Millet; olağanüstü şartları olağanüstü tedbirlerle aşmayı vaadedecek siyasi kadroları beklemektedir. Eğer umduğunu bulamazsa, onları bağrından çıkaracak tarihsel birikime de sahiptir.”
Bugünkü küresel konjonktürde; kim olursa olsun, Türkiye’yi AB ile uzun soluklu bir flörte sokamaz, Parlamenter Sistem’e geri dönemez, kamuculuğa karşı sıcak para ekonomisini dayatma vakti geride kalmıştır, Federasyon Programı ve Türksüz Anayasa hendeklere gömülmüştür. Denenebilir, fakat başarılamaz çünkü “zamanın ruhu” buna uygun değildir ve nihayetinde; “Rüzgara karşı tüküren, kendi yüzüne tükürür.” Utangaçça da olsa ısrar edilirse, dağılma kaçınılmazdır.
Fiili olarak 2017’deki Cumhurbaşkanlığı Sistemi Referandumu’na dayanan CHP ve İYİP işbirliği; önce Saadet Partisi ve Demokrat Parti ile genişlemiş, ardından Şubat 2022’de Davutoğlu ve Babacan’ın da katılımıyla “Altılı Masa” hüviyetine bürünmüştü. Oluşumun amacı, 2023 yılında yapılacak Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ne bir bütün olarak gitmek ve Türkiye’nin önüne bir yol haritası koymaktı. Fakat zamanla görüldü ki; birçok farklı ideolojiyi ve ekolü sandalyelerinde barındıran “Masa”, bu ekolleri uzlaştırmak bir yana, özellikle Babacan ve Davutoğlu’nun ajandasını takip ediyor ve masanın diğer üyelerini yalnızca onay ve meşruiyet makamı olarak kullanıyordu. Zaten, dünyanın üçüncü bir paylaşım savaşının içerisinde bulunduğu kutuplaşma ortamında, ilgili ekollerin uzlaştırılabilmesi akla ve mantığa aykırıydı. Türk halkı, bir sene boyunca, aday belirleme bahanesi ile oyalandı.
Şu anki vaziyette; “Akşener ayıp etmiştir”, “Kılıçdaroğlu dayatmada bulunmuştur”, “Erdoğan ellerini ovuşturuyor” laflarına değinmeyi kendime ve okurlara zül sayıyorum, ortalık zaten dedikodudan geçilmemekte, meraklı olanlar takip edebilir. Siyaseti gündelik ve magazinel bağlamdan çıkarıp uluslararası güç dengeleri ve dış politika ekseninde incelenecek bir mevzu haline getirmek öncelikli gayemiz olmalıdır. Aksi halde; yoldan geçen her arabanın ardından havlayan bir sokak köpeği gibi savrulur ve yönlendiriliriz. Hayır, bizler “o arabanın” saat kaçta o yoldan tekrar geçeceğini anlayacak yahut en azından deneyeceğiz.
Altılı Masa’daki çatırdama ve kopuşlar, tekil olarak ele alırsak, egemen güç odaklarının kendi aralarındaki iç hesaplaşmalarından öte bir anlam ifade etmemektedir. Kemalistler, bu “tiyatro”nun bir tarafı yahut parçası, isteseler de, olamazlar zira masada kendilerine ayrılmış bir koltukları dahi yoktur. Bağımsızlıkçılar ve İlericiler, ancak, hakim yapıların çıkar çatışmalarını gözeterek, takip ederek ve yeri geldiğinde harlayarak siyasette var olabilirler ve ilerleyebilirler.
Şahsen baktığım yerden; ne Kılıçdaroğlu ne de Akşener, birer siyasi aktör olarak, birbirlerinden daha muteberdir. Bu bağlamda görüşlerimi Matrix’ten Çıkmak ve “Erdoğan’sız AKP”nin adı “Altılı Masa” olmuş yazılarında yeterince temellendirdim, aynı lafları tekrarlamak niyetinde değilim. Artık üzerinde durulması gereken, isimlerden ziyade, var olan çatışmalardan nasıl faydalanılabileceği olmalıdır.
Siyasetin önünde iki acil ihtiyaç bulunmaktadır: Birincisi Tayyip Erdoğan iktidarının sona erdirilip içerisinde bulunulan tıkanmışlık aşılarak tarihin tekerleğinin dönmesine müsaade edilmesi, İkincisi Türk Milleti’nin hassasiyet ve gereksinimlerinin iç politikada yeniden belirleyici konuma oturtulması.
Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin %50+1’i gerektiren yapısı, “anahtar parti” kavramını da siyaset dilimize iyice yerleştirdi. Varolan sistemde ve siyasi yapıda; %5-10 bandında oy potansiyeli barındıran her ideolojik ve konsolide oluşum Cumhurbaşkanlığı seçilmek için onayı alınması gereken makam konumundadır. Belki Cumhurbaşkanı çıkaramaz yahut iktidar partisi olamaz, fakat Cumhurbaşkanı’nı belirleme gücünü haizdir. Uzun bir süredir HDP’nin bu konumda bulunuyor oluşu, esasında hayatın gerçekliğinden kopuk bir dayatmadır. Kemalist hassasiyet, “Altılı Masa” ve öncülleri eliyle zihnen rehin alınmış ve meydan boşaltılmıştır. Ve; bugün itibariyle, o boşluğu doldurma olanağı doğmuştur. Önümüzdeki seçimin asıl işlevi, iktidar değişirken milletin “Ben de buradayım” haykırışına imkan sağlaması olmalıdır.
Elbette; bu tek bir seçimde oluşabilecek ve sürdürülebilecek bir durum değildir, fakat madem Fetret Devri’ndeyiz, önümüzdeki yıllar için pek çok “erken seçim”e tanık olacağımız tahmininde bulunmak da deha olmayı gerektirmiyor. Gelecek 5 yılın programı bu olmalıdır ve bu program çerçevesinde Türk aydınına büyük görev düşmektedir.
BUNDAN SONRA NE OLABİLİR?
*“Masa”nın parçalanacağının anlaşıldığı gecenin ilk saatlerinde, Kemal Kılıçdaroğlu TİP ve Sol Parti’ye ziyaretler planladı. Belli ki İYİP’in kopuşunun yaratacağı boşluk, başını HDP’nin çektiği Emek ve Özgürlük İttifakı ve çevresiyle doldurulmaya çalışılacak. Eğer bu durum gerçekleşirse, masadan yeni kopuşlar şaşırtıcı olmaz ve ideolojik olarak uzun süredir SHP’lileşen CHP, oy tabanı ve seçmen kimliği bakımından da bir SHP halini alabilir.
*CHP medyasında kopartılan yaygaranın aksine, eğer Merkez Sağ’ı dolduracak güçlü bir odak belirmezse, İYİP’in tarihe karışması mümkün değildir. Cumhur İttifakı’nın çöküşünün yaratacağı seçmen hareketi, SHP’ye değil Merkez Sağ’a yönelik gerçekleşeceğine göre İYİP’in önümüzdeki günlerde süreci ve algıyı doğru yönetebilmesi, varlığını koruması ve hatta güçlendirmesi için yeterli olacaktır.
*Deprem Süreci’nin doğru yönetilemediği ve bazı bakanların buna tepki olarak istifa edebileceğine yönelik “sızdırılan” dedikodular, bir amaca hizmet ediyor olmalı. Siyasette Avrupa Birliği etkisi zayıflatılmış iken; İngiltere’nin el yükseltmesi beklenebilir. Bu bağlamda Gül ve iltisaklı bulunduğu isimlerden bir hamle şaşırtıcı olmaz. “Altılı Masa”da kanat çırpan kelebeğin, Cumhur İttifakı’nda da sarsıcı bir etki yaratıp yaratmayacağını zaman gösterecek.
Bunlar dışında; siyasetin ve olası ittifakların durumu noktasında daha net bir resim çizebilmek adına, 1-2 hafta beklemekten zarar gelmez.
CHP, öncelikle Atatürk ve Kuruluş İlkelerine aykırı düşüncelere sahip bilinen kişileri partiden uzaklaştırmalıdır. Güven duyulmasını sağlamalıdır.
Gerçekçi, değerli bir analiz bence varolunuz.