Mavi Vatan'ın güney cephesi: Doğu Akdeniz

Mustafa Solak yazdı...

Mavi Vatan'ın güney cephesi: Doğu Akdeniz

“Mavi Vatan” kavramını kitap, makale ve konuşmalarında sürekli işleyerek Doğu Akdeniz’in 21. yüzyılda Türkiye’nin en cid­di çekim alanı olacağını belirten Emekli Amiral Cem Gürdeniz’in “DOĞU AKDENİZ (Mavi Vatan’ın Güney Cephesi)” kitabı yayınlandı.

Gürdeniz, kitabında Mavi Vatan’da yaşanan krizinin temelini, tarihsel süreci, emperyalistlerin hedeflerini, emperyalistlerin ve Yunanistan’ın saldırılarını ve buna karşı Türkiye’nin yanıtlarını ortaya koyuyor.

Sayın Gürdeniz, Doğu Akdeniz’in Türkiye için jeopolitik önemini de ortaya koyarak Türkiye’nin ittifaklar politikasını hayata geçirerek Mavi Vatan’daki milli çıkarlarını koruyabileceğini ortaya koyuyor. Bunun için emperyalistler arasındaki uzlaşmalıklardan yararlanmak gerektiğini, dahası Rusya, Çin gibi Asya ülkeleriyle dayanışma gösterilmesini savunuyor. Joe Biden'in iktidarında ABD'nin Doğu Akdeniz'deki daha da saldırganlaşacağını göz önüne getirirsek, Gürdeniz’in ittifaklar potansiyelinin değerlendirmesine yönelik önerisi giderek önem kazanıyor.

MAVİ VATAN, DENİZDEKİ MİSAK-I MİLLÎ'DİR

Cem Gürdeniz Mavi Vatan’ı “bir sembol, bir tarif ve aynı zamanda doktrin” olarak tanımlıyor:

“Sembol olarak; Türkiye’nin 21. yüzyılda yüksek stratejik hedefi ile olması gereken devleti ve halkı ile denizcileşmesi­nin sembolüdür. Tarif olarak; Türkiye’nin ilan edilmiş veya edilmemiş tüm deniz yetki alanları (iç sular, karasuları, kıta sahanlığı, Mün­hasır Ekonomik Bölge) ile akarsu ve göllerini kapsamına alır. Mavi Vatan, tam anlamıyla, 26-45 doğu boylamları ve 36-42 kuzey enlemleri arasındaki ana vatanımız üzerindeki stratejik egemenliğimizin denizler ve deniz diplerindeki uzantısıdır.”

Ege ve Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan üzerin­den emperyalizmin Mavi Vatan’dan 200 bin km²’ye ya­kın bir alanı çalmaya yeltendiğini belirten Cem Gürdeniz, bu nedenle sözkonusu durumu “İkinci Sevr” olarak tanımlıyor. Hatta Gürdeniz bu kavramı, Ege ve Doğu Akdeniz’de karşı karşıya kaldığımız bir konjonktürde “karadaki Misak-ı Millî’nin denizdeki karşılığı” olarak görüyor ve Mavi Vatan’a sahip çıkmanın İkinci Sevr’i engellemek olduğunu anlatmaya çalışıyor.

DOĞU AKDENİZ'İN TÜRKİYE İÇİN JEOPOLİTİK ÖNEMİ

Peki Doğu Akdeniz’i Türkiye için bu kadar önemli kılan sadece deniz yüzeyi alanına sahip olmak mıdır?

Cem Gürdeniz deniz ticaretinin yaklaşık %20’sinin Akdeniz’de yapıldığını, Ortadoğu ve Hazar petrollerinin önemli kısmının Türk Boğazları’ndan günde 2,5 milyon varil, Ceyhan terminallerinden 0,5 milyon varil, Süveyş ve SUMED boru hattından 5,5 milyon varil ham petrol ve türevlerinin Avrupa ve dünya pazarlarına Akdeniz üzerinden ulaştırıldığını vurguluyor. Türkiye için Doğu Akde­niz; Orta Doğu’nun Avrupa’ya açılım alanı ve Suriye üzerin­den Mezopotamya ve Kafkasya’ya, Süveyş Kanalı yolu ile de Arap Yarımadası, Basra Körfezi ve Hint Okyanusu’na erişim arteridir. Ayrıca Doğu Akdeniz geleceğin enerji maddesi olan yoğun gaz hidrat yataklarına da sahip. Dahası Bakü-Tiflis-Ceyhan ile Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı da İskenderun Körfezi’nin enerji arz güvenliğini öne çıkarmaktadır. 30 Ekim 2017’de Bakü, Tiflis ve Kars ara­sında hizmete giren demiryolu hattı, İskenderun Körfezi’ni Çin’in ‘Demir İpek Yolu üzerinden Asya Pasifik ekonomik altyapı sistemine bağladı.Güneydoğu Anadolu Projesi’yle tarımsal endüstri ve bölgedeki su kaynaklarının ihraç edilme potansiyeli İskenderun Körfezi’ni bölgesel ekonomi ve lojistiğin ağırlık merkezi haline getiriyor.

Kıbrıs Adası’nın çevresindeki doğal gaz rezervlerinin 15 trilyon metreküp civarında olmasının bölgeyi hem jeopolitik hem de jeoekonomik bir çekim merkezi haline getirdiğini vurgulayan Gürdeniz’in şu tespiti de ayrıca dikkate değer:

“Kısaca Doğu Akdeniz 21. yüzyılda Türkiye’nin en cid­di, en öncelikli çekim alanı olacaktır. Zira bu stratejik bölge Türkiye’nin üç alandaki hayati jeopolitik ve ekonomik çıkar­larının kesişme noktasıdır.”

ATLANTİK'İN DOĞU AKDENİZ HEDEFİ

Gürdeniz Mavi Vatan krizinin ana nedenini “Doğu Akdeniz dip­lerinde yatan enerji kaynaklarına sahip olma mücadelesi”, üst aklı ise Avrupa Birliği ve Amerika olarak belirtmektedir. Atlantik sistemin temel hedeflerini şu şekilde açıklıyor:

“Baş­ta İran’ı etkisiz kılarak İsrail’in güvenliğine katkı sağlamak, Arap Dünyası’nın bölünmüşlüğünü devam ettirmek, Rusya ile Çin’i çevreleyerek küresel güç mücadelesinde üstün gel­mek, enerji arz güvenlik tekelini elde bulundurmak olarak özetlenebilir. Bu süreçte Türkiye önüne engel olarak çıkıyor­sa Türkiye de hizaya sokulması veya gerekirse dönüştürülme­si gereken ülkeler listesine alınır.”

TÜRKİYE'NİN ATLANTİK'E YANITI VE SINIRLILIĞI

Cem Gürdeniz, Batının Türkiye’ye yönelik düşmanlığına karşı ülkemizin özellikle 15 Temmuz 2016 FETÖ darbe girişiminden sonra bağımsızlıkçı tutumuna dikkat çekiyor. Gürdeniz “Başarılı olsaydı Atlantik sistemin tüm çıkarları karşılanmış olacaktı. Bu safha sonrası hükümet ve devlet birlikteliği ile Atlantik sistemden uzaklaş­ma süreci başladı” diyor. Dahası Türkiye’nin FETÖ darbe girişimi sonrasında, ulusal çıkarlarının ve Mavi Vatan mücadelesinde Libya’nın ne denli önemli oldu­ğunun farkına vardığını da dile getiriyor. Bu nokta önemli. Çünkü mevcut iktidar döneminde gayrimilli birçok davranışın yanında Türkiye’nin Atlantik sistemden uzaklaş­ma sürecinin başladığına dikkat çekmek, çelişki gibi görünse de Türkiye’nin vatan ve millet bütünlüğünü savunma mecburiyetini göstermektedir. Bu mecburiyet, Türkiye’nin Atlantik’ten Avrasya’ya doğru makas değiştirmesini beraberinde getiriyor. Değerli amiralimiz de zaten komşu ülkeler yanında Rusya, Çin, Pakistan gibi Asya, hatta İtalya, İspanya gibi Avrupa ülkeleriyle, toplamda Avrasya ile milli çıkarlarımız temelinde ilişki geliştirmemiz gerektiğini belirtiyor.

Bu mecburiyet dolayısıyla Türkiye Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını savunmak için 27 Kasım 2019 tarihinde Libya UMH Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez Al Sarraj ile ‘Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nı imzalayarak Libya’yla denizden komşu olmuştur. Dahası sismik araştırma ve sondaj ge­milerimiz gerek Türkiye gerekse KKTC kıta sahanlığı içinde faaliyet gösteriyor. Türkiye 2019’da  “Mavi Vatan-2019” ve “De­nizkurdu-2019” tatbikatlarıyla Doğu Akdeniz’de büyük bir güç olduğunu göstermiştir.

'ATLANTİK SİSTEME TESLİM OLAN BİR TÜRKİYE MAVİ VATAN'I KAYBEDER'

Cem Gürdeniz bu noktada “Türkiye’nin hayati jeopolitik çıkarları Amerika’nın küresel liderlik çıkarları ile çatışma aşamasına” girdiğini ve “er veya geç iki taraf da nihai kararlarını vermek zorunda” kalacaklarını, dolayısıyla ülkemizin tek başına gücünün sınırını bilmesini, müttefiklerimizi doğru seçmemizi ve emperyalist bloktaki çatlaktan yararlanmamızı öneriyor. Çünkü düşmanlar da kendilerine müttefik arıyorlar. Fransa, Afrika’da ve Akdeniz’de Türkiye’nin karşısına çıkmasından rahatsızdır. ABD birlikte Yunanistan’ı silahlandırmaktadır. Gürdeniz, ülkemizin Rusya’dan S-400 almasının “ABD’de ve NATO’da deprem etkisi” yarattığını belirten, Türkiye’nin, ABD’nin CAATSA yaptırımlarıyla karşılaştığını, 5 Ekim 2019’da ABD ve Yunanistan arasında ‘Karşılıklı Savunma İşbirliği Antlaşması’ imzalandığını belirtiyor. Bu antlaşmayla ABD’ye, Yunanistan’a ait tüm askeri üslerin kullanıl­ma izni sağlandı. Hatta ABD’ye, silahların ve askeri teçhizatın ‘acil müdahale’ içinde değerlendirilen saldırı görevle­rine yönelik kullanım yolu açılmıştır.

Cem Gürdeniz antlaşmayla Dedeağaç Limanı’ndan ABD askerinin yararlanacak olmasını, “Türkiye ve Rusya’nın stratejik çıkarlarını doğrudan etkileyebilecek bir gelişme” olarak değerlendiriyor. Çünkü liman ABD’nin Balkanlara yöne­lik stratejik yığınaklanmasında önemli olanaklar sunabilecek. Dahası Gürdeniz ABD ve Yunan kara kuvvetleri, 2020 Ey­lül ayında ilk kez Batı Trakya Bölgesi’nde ortak zırhlı birlik tatbikatı yapmalarının “bugüne kadar sınırlarımıza en yakın bölgede yapılan en büyük tahrik” olduğuna dikkat çekiyor. 26 Haziran 2019’da onaylanan ‘Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji İşbirliği Yasası’ ile, bölgede yal­nızca bir enerji denklemi kurulmadığını, ”jeopolitik bir tahki­mat” yapıldığını, ABD ve İsrail; Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni korurken Türkiye ve Rusya’yı bölgeden çıkarmayı amaçladığını vurguluyor.

Bu gelişmelerden dolayı Gürdeniz şu uyarıyı yapıyor:

“Gerileyen tek kutuplu sistem dinamiklerini ve değişen küresel düzen gerçeklerini kavra­yamadan Atlantik sisteme teslim olan bir Türkiye, KKTC’yi ve Doğu Akdeniz’deki Mavi Vatan’ı kaybeder. Sonucunda denize çıkışı olan, kukla bağımsız Kürdistan’a ‘Evet’ de­mek zorunda kalır ki bu da vatanı kaybetmekle eşdeğerdir.”

Zaten Irak Kürt Bölgesel Yönetimi lideri Mesut Barzani’nin partisi KDP’nin yayınladığı haritada, Kürdistan’ın Akdeniz’e açıldığı gösterilmişti.

TÜRKİYE İTTİFAKLAR POLİTİKASI GELİŞTİRMELİ

Bu nedenlerden dolayı Gürdeniz ülkemizin tek başına gücünün bir yere kadar olduğunu, düşmanlarımızın işbirliğine karşı ittifaklar politikası geliştirme mecburiyetimizi dile getiriyor. Kimi ülkelerin Türkiye’yle anlaşmaları onların lehine olacak. Mısır, Türkiye ile bir sınır antlaşması yapmak yerine Yunanistan ile yaparsa 15 bin km²lik büyük bir alan kaybedecek. İsrail, GKRY ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Sınırlandırma Antlaşması yapmak yerine, Türkiye’yle anlaşsaydı 16.344 km² deniz alanı kazanacaktı. Boru hattı maliyetinin, rezervlere göre terci edilir olmayışından dolayı, İtalya EastMed Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’nden geri çekilebilir. Fransa, İtalya ve İspanya gibi ülkeleri de rahatsız etmektedir.

Gürdeniz, İtalya ve İspanya’nın Türkiye’ye açık bir düşmanlık içinde olmadığını, İspanya’nın Doğu Akdeniz’e şu ana kadar bir tek savaş gemisi göndermediğini, Türkiye’ye yönelik ambargo ve yaptırım öner­gelerine karşı oy kullandığını, bu yüzden de Türkiye’nin İtalya ve İspanya’yı Malta ile birlikte kendi yanında tutmaya çalışmasına önem veriyor.

Pakistan 21-23 Kasım 2019 tarihinde Akdeniz Kalkanı Harekâtına katılmış, ticari gemi bilgilerini Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızın geliştirdiği bir iz aktarım sistemi üzerinden paylaşmakta, Ürdün Kraliyet Deniz Kuvvetleri mensubu iki gözlemci personel Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na katılmıştır. Arnavutluk, Azerbaycan, Cezayir, Gürcistan, Libya, Tunus’un da Akdeniz Kalkanı Harekâtı’na dahil olmaları konusunda önemli ilerlemeler kayde­dilmiştir. Gürdeniz, Azerbaycan, Kazakistan ile doğal gaz antlaşmalarımız olan Türkmenistan’a savaş gemisi kiralanarak onların da Akdeniz Kalkanı’nda yer almalarının düşünülmesi gerekliliğinin altını çiziyor.

Amiral Cem Gürdeniz, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de karşısına çıkan yedi ayrı rakip bloğa karşı Rusya ile ortak hareket etmesi gereğini de vurguluyor. Karadeniz’de de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesi, hatta ortadan kaldırılması yönündeki AB ve ABD çabalarına karşı “ancak Rusya ve Türkiye bölgede sağlam durduğu sürece, rejimin varlığını koruyacağını” söylüyor.

Dolayısıyla ülkemizin Mavi Vatan’da Mısır, Libya, Tunus, Cezayir, İtalya, İspanya, Rusya, Çin, Türk Cumhuriyetleri, Pakistan, Ürdün, hatta Balkan ülkeleriyle ittifaklar politikası geliştirme olanağı var. Bunların yanında Gürdeniz özellikle Çin, Rusya gibi Asya güçleriyle müttefiklik ilişkisinin geliştirilmesine vurguluyor.

NATO'YA GÜVENMEYELİM

Türkiye’nin 1946 sonrası Avrupa-Atlantik blokta yer al­masının ve 1952 sonrası NATO üyeliğinin “Anadolu jeopolitiğini emperyalizm emrine” sunduğunu vurgulayan Gürdeniz’e göre NATO’dan ve ABD’den İdlib konu­sunda yardım istemek, Doğu Akdeniz jeopolitiğinde önemli tavizlere yol açacaktır. Dahası ülke içinde FETÖ ile mücadeleye de olumsuz yansıya­caktır.

MAVİ VATAN SORUNLARI NASIL ÇÖZÜLÜR?

Gürdeniz kitabının son bölümünde “Mavi Vatan sorunları nasıl çözülür?” sorusuna yanıt veriyor. Kitabı okuduğunuzda daha fazlasını göreceksiniz ama burada bazılarını maddeler halinde özetleyelim:

1) Gelecek dönemde sismik ve sondaj faaliyetlerimizin 28 derece doğu boylamının batısına doğru kaydırılması, deniz yetki alanlarının tescili bakımından en önemli devlet uygulaması olacaktır.

2) Doğu Akdeniz’de Münhasır Eko­nomik Bölge ilan etmemiz son derece etkili bir durum üstün­lüğü yaratır.

3) Mısır ile karşılıklı deniz sınırlandırma antlaşmasının imzalanması Mavi Vatan’a en büyük hizmet olacaktır.

4) İlk milli gemimiz olan TCG Heybeliada Korveti, Atmaca Füzesi ve Akya Torpidosu’nda örneklendiği üzere artık kendi savaş gemisini ve silahını yapabilen Cumhuriyet Donanma­sı, savunmanın bu en pahalı yatırımını ve yeteneğini katma değer üretmek üzere sivil sektöre devrederek, ulusların de­nizcileşme sürecindeki en önemli lokomotif sektör olan gemi inşa sektörüne taze kan vermeye devam etmelidir.

5) Sivil ter­sanelerin savaş gemisi üretimine destek sağlayacak şekilde, gerek belirli gemi tiplerinde uzmanlaşma ve gerekse küçük tersanelerin iş bölümü kurarak konsorsiyumlar üzerinden re­kabet edebilir düzeye getirilmeleri öne çıkarılmalıdır.

6) Güdümlü mermi ve torpido gibi stratejik önem­deki silahların milli olarak geliştirilmesi hedeflenmelidir.

7) Cumhuriyet Donanması’nın AR/GE’ye ve özellikle silah ve özgün denizaltı inşa projeleri ile marjinal faydası yüksek ve kuvvet çarpanı özelliği taşıyan insansız su üstü ve su altı araçlarının geliştirilmesi gibi seçilmiş (niche) yetenek alanlarına yönelmeLİDİR.

8) KKTC ve Doğu Karadeniz’de (Çam Burnu) yeni üslerin geliştirilmesine devam edilmelidir. Ayrıca Arap Denizi, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Adriyatik De­nizi ve Kuzey Afrika’da özellikle Libya’da mevcut ikili ant­laşmalar vasıtasıyla geçici/kalıcı üslenme olanaklarının sağ­lanması hayata geçirilmelidir.

9) Denizcilik Bakanlığı kurulmalıdır.

10) TCG Nusret Gemisi’nde 2011 yılında örneklendiği üzere, deniz tarihimizin kahraman gemileri yüzer müze formatında inşa edilmelidir.

11) Deniz tarihi sempozyumlarının düzenlenmesine devam edilmelidir.

12) ‘İyi denizci denizde yetişir’ prensibinden hareketle, tüm okullarda gemicilik eğitimleri ile başta yelken ve yüzme ol­mak üzere su sporlarına önem verilmelidir. Bu kapsamda en kısa zamanda yelkenli okul gemisine sahip olmak hedeflen­melidir.

13) Sismik ve sondaj gemilerinin tamamen millileş­tirilmelidir.

Ülkemizin Mavi Vatan’daki karşılaştığı sorunları ve bunların tarihsel sürecini ortaya koyan değerli amiralimiz, çözümü de ortaya koyarak yol gösterici nitelikte bir kitap hazırlamış. Mavi Vatan konusunda üretilecek politikaların tespiti ve geliştirilmesi hususunda her vatanseverin yararlanması gereken eser. Emeğine sağlık