1. Haberler
  2. Analiz
  3. Mehmet Uçum ‘millet’ kör, ‘devlet’ sersem mi sanıyor?

Mehmet Uçum ‘millet’ kör, ‘devlet’ sersem mi sanıyor?

featured

Muhsin Türkseven yazdı…

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un kaleme aldığı “Terörsüz Türkiye’ye Geçiş” yazısı, hukuk ve milli güvenlik açısından vahim bir tablo ortaya koyuyor. Çünkü satır aralarında PKK’yı “münfesih” ilan eden, Öcalan’ın çağrısını “tarihi adım” diye sunan bir yaklaşım var. Bu, ne hukukla bağdaşır ne de milletin vicdanıyla.

Terörist başı Öcalan’ın 27 Şubat çağrısını “geçiş sürecinin dönüm noktası” göstermek, devletin kendi otoritesini terör örgütü liderinin sözleriyle meşrûlaştırması anlamına gelir. Devlet, bir terörist başından meşrûiyet mi arıyor?

Devlet, kendi varlığını, bütünlüğünü ve güvenliğini yıllarca hedef almış bir örgütün başına atıfta bulunarak politika üretemez. Bu, sadece hukuk devleti ilkesini zedeler değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarını da tartışmaya açar.

Unutulmamalıdır ki, Öcalan ve örgütü; Güneydoğu’da şehirleri hendeklerle bölen, kadın-çocuk demeden sivil halkı katleden, güvenlik güçlerimize pusu kurarak on binlerce cana kıyan dünyanın gelmiş geçmiş eli kanlı en vicdansız bir yapının merkezindedir. Böylesine kanlı bir sicile sahip bir ismin, “demokratik siyaset” söylemleriyle meşrû zemine taşınması, milletin hafızasına hakarettir.

Devletin dili, terör örgütüyle arasına en kalın çizgiyi çeken dil olmalıdır. Teröristten “çözüm ortağı” üretmeye kalkışmak, kamu vicdanında en ağır kırılmaya yol açar. Bu nedenle terörist başı Öcalan’ın çağrısını “tarihi adım” olarak lanse etmek, sadece yanlış değil; aynı zamanda devletin kendi meşrûiyetini zayıflatan, PKK’ya siyaseten nefes aldıran tehlikeli bir hatadır.

Yazıda sıkça “münfesih PKK” ifadesi geçiyor. Ancak saha gerçeklerine bakıldığında ortada bırakın silahı gömmeyi, hâlâ Suriye’de, Irak’ta ve Avrupa’da faaliyet gösteren; Türkiye içinde hücre yapılanmalarını canlı tutan, ayrılıkçı tabanını sürekli konsolide eden bir örgüt vardır. Kandil’deki kamplar hâlâ faaldir, Suriye’de YPG adıyla varlık sürmektedir, Avrupa’da diplomatik görünümlü yapılanmalarla propaganda ve finans desteği sağlamaktadır.

Bu şartlarda “münfesih PKK” ifadesi fiili duruma aykırı değil, aynı zamanda milletle alay etmektir. Silah bırakma, yalnızca sözle değil; somut ve denetlenebilir adımlarla olur. Bütün unsurlarını lağvetmeyen, yurtdışı uzantılarını kapatmayan, elindeki silahı güvenlik güçlerine teslim etmeyen bir örgüt için “silah bırakma”dan bahsetmek, hakikati tersyüz etmektir.

Millet çok iyi biliyor ki PKK hiçbir zaman gönüllü olarak silah bırakmamıştır, bırakmayacaktır. Çünkü örgütün varlık nedeni silahtır. Bugün “silah bırakıldı” söylemi ancak taktiksel bir manevradır; devleti ve milleti gevşetmeye, güvenlik önlemlerini sulandırmaya dönük bir aldatmacadır.

Bu nedenle, PKK sahada fiilen varlığını sürdürürken “geçiş süreci”nden bahsetmek, milletin aklıyla dalga geçmektir. PKK silah bırakmadığı sürece hiçbir süreçten, hiçbir normalleşmeden, hiçbir geçişten söz edilemez. Söylenen her şey boş bir hamaset, yazılan her satır ise milletin gözünü boyamaya dönük siyasi makyajdır.

Gündeme getirilen “geçiş süreci kanunu” önerisi, ceza ve infazda indirimden tutun, kayyumların kaldırılmasına kadar geniş bir af paketinin kapısını aralıyor. Bu, Anayasa’nın 14. maddesine, milli güvenlik ilkesine ve şehitlerimizin aziz hatırasına aykırıdır. Böyle bir yasa, teröre af demektir. Bu kurnazca yürütülen sürecin adına Af değil “geçiş” dense de sonuç değişmez: Teröristlere ödül verilmiş olur.

PKK’nın taktik manevrasına kanarak güvenlik önlemlerini hafifletmek, terör örgütüne yeniden yapılanma fırsatı tanımaktır. Devletin doğru tavrı; örgüt tamamen tasfiye edilene kadar silahlı mücadeleyi sürdürmek, Öcalan’ı muhatap almayı kesin bir şekilde reddetmektir.

Hülasa

Kör-topal ve gayri şeffaf ilerleyen bir sürecin öne sürdüğü isimlerden birisi olan Mehmet Uçum ve onun gibi düşünenler şunu asla unutmamalıdır:

Ortada sanki terör örgütü silah bırakmış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne biat etmiş, devletin hukukuna teslim olmuş da bu “geçiş süreci” onun üzerine inşa ediliyormuş gibi bir müzakere süreci havası oluşturuluyor. Oysa fiili tablo tam tersidir.

Hâlâ câri olan bir PKK üst yapısı vardır. Kandil’den ve diasporasından yapılan açıklamalar doğrudan devleti tehdit etmektedir. Suriye’deki uzantısı YPG/PYD, milli güvenliğimizi tehdit eden en kritik kırmızı çizgilerimizi ayaklar altına almakta; orada kurduğu yapılarla Türkiye’nin güneyinde fiili bir terör koridoru inşa etmektedir. Üstelik bütün bu faaliyetler ayrılıkçı-bölücü taleplerle açıkça meşrulaştırılmakta, Batı’da propaganda zemini bulmaktadır.

İşte bu yaklaşım, Doğu Akdenizden Ortadoğu’ya kadar burnumuzun dibine kadar gelmiş ve çöreklenmiş olan ABD-İsrail küresel yayılmacılığının ekmeğine yağ sürüyor. Bölgesel dengeleri zayıflatacak, Türkiye’nin güvenlik sınırlarını aşındıracak ve dış güçlerin bölgedeki nüfuz hedeflerine hizmet edecek bir “yumuşama” siyaseti, ülkemizin menfaatlerine karşıdır. Dış güçler, bölünmüş, ikna edilmiş veya meşrûiyetini sorgulayan devletleri kendi çıkarlarına göre şekillendirir; bu nedenle içeride sergilenen görüntü, dışarıda fırsatçılara davetiye çıkarır.

Devletin sorumluları şunu iyi bilmelidir: Milli güvenlik ve stratejik bağımsızlık, kısa vadeli siyasi manevralara kurban edilemez. Eğer bu sürecin gerekçeleri bizlere başka aktörlerin jeopolitik hedefleriyle örtüştüğü izlenimi veriyorsa, bunun sonuçları ağır olur.

Önce terör örgütü gerçekten varlığını sonlandırmalı, silahı bırakmalı, devletin koşulsuz otoritesine teslim olmalıdır. Bunu da tüm tabanına deklare etmelidir. Ancak o zaman hukuk adına yeni bir süreçten bahsedilebilir.

Bugün yapılan ise sahadaki gerçekliği görmezden gelmek, milleti kandırmak, bir tiyatro oynamaktan ibarettir. Bu tiyatroda terör örgütü kendini aklamaya, devlet ise meşûuiyetini kaybetmeye zorlanmaktadır.

Bu millet bir kez kandırıldı, ikinci kez aynı oyuna gelmeyecek. Geçmiş Çözüm sürecinin faturası ve mili egemenlik haklarımıza verdiği ağır hasarlar hâlâ aziz milletimizin travmatik hafızasında yerini korumaktadır. Eğer devlet yeniden bu yanlış yola girerse, hem milli güvenlik hem de siyasi meşrûiyet ağır darbe alır.

Etmeyin eylemeyin!

Kadim ve kaideli Türk devlet geleneğimizde “devlet” böyle çalışmaz!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!