Milli Merkez’den Cumhuriyet Bayramı mesajı

Milli Merkez Hareketi, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı için mesaj yayınladı. Mesajda parlamenter sisteme geçişin önemine vurgu yapıldı.

Milli Merkez’den Cumhuriyet Bayramı mesajı

TBMM 17. Dönem Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un başkanlığını yaptığı Milli Merkez Hareketi, Cumhuriyet Bayramını kutlayan bir mesaj yayınladı. Dış politikadaki gündem maddelerine değinilen mesajda, “gerçeklikte, akılcılıktan ve tutarlılıktan uzak yaklaşımların” terk edilmesi istendi. Parlamenter sisteme geçiş çağrısının da yapıldığı Milli Merkez Hareketi’nin açıklaması şöyle:

“Cumhuriyeti’mizin 100. yılını idrak etmenin arifesinde bulunduğunuz şu sırada en önemli görevlerimizden biri de, uluslararası planda yapayalnız kalmamıza yol açan bugünkü dış politikamızın gözden geçirilmesinin sağlanmasıdır. Bu bağlamda, ilk yapılacak iş gerçekçilikten, akılcılıktan ve tutarlılıktan uzak yaklaşımların terkedilmesidir.”

‘ESEFLE ŞAHİT OLMAKTAYIZ’

Günümüz iktidarının, dış politikada, hamaset söylemleriyle yaratılan geçici heyecanların, sonuç almayı ve çıkarları etkin şekilde korumayı sağlamadığını anlamaları gerekmektedir.

Milli menfaatlerimizi esas almayan ideolojik, duygusal ve neye hizmet ettiği anlaşılamayan maceracı dış politikanın ülkemizi yalnızlaştırdığına ve güvenilmez bir konuma sürüklediğine esefle şahit olmaktayız. Dünyanın çok kutupluluğa evrildiği bir dönemde Türkiye büyüklüğündeki ve coğrafyasının verdiği avantajlarla bölgeler arası güç yansıtma potansiyeli olan bir devletin Yunanistan karşısında bile yalnızlaştırılmış olması kabul edilemez.

Küresel jeopolitik dengelerin yeniden şekillenmeye başladığı günümüzde ülkemizi kuzeyden çevreleyen Karadeniz’de ABD liderliğindeki NATO ülkelerinin Rusya’yı kuşatma gayretleri nedeniyle kuvvet yığması, 2. Dünya Savaşı sırasında bile burayı barış içinde tutmamızı sağlayan Montrö Sözleşmesini tartışmaya açmakta, bu denizdeki sükuneti istikrarsızlaştırmaktadır.

 Bu durum, komşumuz Yunanistan’ı hem Ege’de hem Kıbrıs’ta sonu silahlı çatışmaya varabilecek bir takım genişlemeci arayışlara yöneltmektedir. NATO içinde müttefik olduğumuz Yunanistan, ABD ve Fransa ile yaptığı ikili askeri işbirliği anlaşmaları, Ege Denizi’ndeki ada ve kayalıklara ve Lozan Antlaşmasını ihlâl ederek gayrı askeri statüdeki adalara asker çıkartması, Türkiye karşıtı hasmâne tavırları ve silahlanma çabalarıyla Ege’deki barışı tehdit eder hale gelmiştir. ABD, AB, Mısır ve İsrail ile anlaşmalar yapan Yunanistan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki Deniz Yetki Alanlarındaki hak ve menfaatlerine karşı eylemlerini sıklaştırmaya başlamış bulunmaktadır.

Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki kırmızı çizgisinin, bir kere daha, net olarak belirlenmesi ve sonuna kadar savunulması önem arz etmektedir. Bu kırmızı çizgi ülkemizin ve KKTC halkının 1959-60 (Londra ve Zürih) Antlaşmaları ile elde ettiği hak ve çıkarların sonuna kadar korunması olmalıdır. 

‘SÜRDÜRÜLEMEZ HALE GELMİŞTİR’

Bir yandan Kıbrıs sorununda doğru olan iki devletli çözüm seçeneğini benimseyip, öte yandan da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası arenada tanınmasını sağlamaya yönelik halâ sistemli ve tutarlı adımlar atılmaması üzüntü vericidir. Suriye savaşında baştan yapılan ve sonradan devasa boyutlar kazanan ve tehlikeli hale gelen hatalarda ısrar etmenin Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla alâkalı bir tarafı olmadığı ortadadır. Taliban ile görüşürken Suriye yönetimini ısrarla dışlamanın Türkiye’ye maliyeti sürdürülemez hale gelmiştir.

Oysa Türkiye mevcut çok kutuplu dünya düzeninde ulusal çıkar odaklı politikalarla, hem içinde bulunduğu Batı dünyasından faydalar temin edip, aynı bloktaki bazı devletlerden gelen hasmâne girişimleri etkisiz hale getirebilmek hem de ekonomik çıkarlarını en üst seviyeye taşımak için de yükselen küresel güçlerle dengeli ilişkiler kurabilecek kapasiteye sahip bir ülkedir.

PARLEMENTER REJİM VURGUSU

Yüzyıl önce varlığımıza kasteden batılı emperyalistler bugün de Karadeniz’den, Irak ve Suriye’den, Akdeniz ve Ege’den; Türk Devleti’nin varlığını, Türk vatanının bölünmez bütünlüğünü tehdit etmeye kalkmaktadırlar. Bu kadar büyük tehdit, Türk Milletinin tamamının iradesinin temsil edildiği TBMM öncülüğünde, yeniden kesin kuvvetler ayrımına dayanan lâik, demokratik parlamenter rejime dönmekle göğüslenecektir.

Türk Milleti’nin tarihte olduğu gibi bugün de, yarın da; devletin bekasına ve Cumhuriyetimizin sonsuzluğuna yapılan saldırılara sessiz kalmadığı ve kalmayacağı, vatanın ve milletin bölünmesine müsaade etmeyeceği, Cumhuriyetimizi ilelebet muhafaza ve müdafaa azim ve kararında olduğu bilinmelidir. Gazi Mustafa Kemâl Atatürk başta olmak üzere, İstiklâl Savaşının kahramanlarını, şehitlerini saygı ve rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla anarken, Türk milletinin Cumhuriyet Bayramını kutluyoruz.”