Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) 18 Şubat, 1952 yılında üye oldu. 18 Şubat’ta 73. yılı doldu.
SOĞUK SAVAŞ ÜRÜNÜ
Bir soğuk savaş ürünü olan NATO, teorik olarak 32 üye ülkenin oy birliği ile karar almakta ve her bir üyenin birbiri ile müştereklik ilişkisini içermektedir; fakat pratikte yüzde yüz ABD’nin kontrolündedir.
Tarihî olarak, misyonunu Sovyetler Birliği’nin yayılmacı girişimlerini önlemek olarak açıklayan bu Atlantik Örgütü, Sovyetler ve Doğu Bloku yıkıldıktan sonra, işlevsiz kalması gerekirken, ABD’nin stratejik derinlik ihtiyacı doğrultusunda hazır kıta bir silahlı örgüt olarak başka ”tehditler” icat etmeye devam etti.
AB, WASHINGTON ÇELİŞKİSİ, NATO’NUN ABD GERÇEĞİNİ KRİSTALİZE ETTİ
Güncel olarak ise, AB ülkelerinin kendi ortak savunma örgütünü kurma arayışıyla, pratikte tam bir Amerikan silahlı yapılanmasına döndü çünkü AB, Ukrayna-Rus savaşından kaynaklanan ticari-ekonomik kayıplarını ABD eksenli bir politikanın sonucu olarak tespit etti ve Trump’ın Ukrayna Savaşı’nın Rusya lehine bitirme girişimi ile Putin’i yanına alıp, asıl tehdit olarak gördüğü Çin’i yalnızlaştırma politikası ile iş birliğinin fiilen bozulduğunu, kendi yakın dönem askerî ihtiyaçları ile çelişeceğini gördü. Üstelik, Trump’ın 500 milyar dolarlık Ukrayna değerli madenlerini açıktan istiyor olması, Zelenski’nin ise bu emperyalist talebe, zorunlu biçimde ”evet” demesi, AB ile ABD arasında ortaya çıkan ticarî askerî çelişkiyi daha da derinleştirdi.
Trump öncesi dönemde de Washington, Avrupa’nın büyümesini istemedi fakat küçülerek kendine bağımlı kalmasının koşullarını oluşturdu.
DE GAULLE 70 YIL ÖNCE SÖYLEDİ
Avrupa’da son yıllarda oy oranını arttıran sağ partiler bile ”ABD’ye müttefik olarak nasıl güveneceğiz?” sorusunu sormaya başladı. Almanya’da AfD lideri Chrupalla Kuzey Akımı sabotajının arkasında ABD’nin olduğunu söyledi.
Aslında Avrupa, bu gerçeği 1960’lı yıllarda itiraf etti. Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle “NATO, bizi savunmuyor, bizi ABD adına kontrol altında tutuyor” dedi.
NATO’NUN SİLAHI TÜRKİYE’YE DOĞRULTULDU
Sovyetler Birliği ve onun uluslararası savunma iş birliği örgütü Varşova Paktı yok; Batı Atlantik Blogu’nun Avrupalı olanları ABD ile müttefiklik ilişkisini sorgularken, Nato’ya neden ihtiyaç var, Türkiye 53 yıldan beri süren üyeliğini bundan böyle hangi amaçla sürdürecek (?)…
Ege ve Doğu Akdeniz’de bize silah doğrultan Yunanistan’a karşı, ABD, NATO üyesi olan bu iki ülkeden hangisinin yanında olacak?
Son 20 yıllık gelişmeler, çok açık biçimde Türkiye’ye yönelen namlunun arkasında, üyesi olduğumuz NATO’nun varlığını gösteriyor.
PKK’ya 25 bin TIR silah veren, NATO’nun hiyerarjik örgütlenmesinde, en yukarıda ABD var.
ATATÜRK VE ULUSAL DEVLET GERÇEĞİ, VETO HAKKI UYDURMASI
Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile birlikte Türkiye’ye karşı Noble Dina ve Nemesis tatbikatlarını yapan Nato donanmaları; Türkiye’nin NATO içerisinde ”veto hakkı”nın olması, bu gerçekler ışığında baktığımızda pratikte hiçbir koruyucu işlev görmüyor.
ABD, Ortadoğu’da vekil tayin ettiği PKK’ya 25 bin TIR dolusu silah taşıyıp, milyonlarca dolar para yardımı yaparken, veto hakkının esamesi okunmuyor.
NATO, Atatürk ve Atatürk’ün kurduğu ulusal devlete karşı, çünkü üyesi olduğu ülkeyi vekil tayin ettiği terör örgütü marifetiyle bölmeye çalışıyor.
”Our Boys (Bizim Oğlanlar) işi bitirdi” diye tarif ettikleri, 12 Eylül 1980 Darbesi, öncesindeki 12 Mart 1971 Darbesi, Ergenekon-Balyoz tertipleri, 15 Temmuz 2016 Darbesi, Nato’nun Türkiye’ye karşı silahlı harekâtlarıdır.
Ayrıca Nato, PKK ve IŞİD aracılığıyla 40 yıla yakın bir süredir Türkiye’ye karşı savaşıyor.
Atlantik cephesinin asli üyesi Fransa’da, 65 yıl önce eski Cumhurbaşkanı De Gaulle’in tespit ettiği şekliyle Nato’nun bir ABD çıkar örgütü olduğu gerçeğini, temelde biz 73 yıldır yaşıyoruz. Türkiye’nin 1952’de Nato’ya üye olmasıyla birlikte, komünizmle mücadele adı altında kurulan, illegal militarist Süper NATO örgütü ve onun siyasetteki uzantıları, binlerce vatan evladının ölüme neden oldu, ülkeyi iç savaş noktasına getirdi.
Türkiye, kendisini hedefe koyan bir ABD örgütünün üyesi olmaya devam edemez, bu örgütün ülkemizdeki üslerinden sağlanan bilgi ve lojistikle ABD-İsrail Ortadoğu’da masumların kanını dökmeye devam ediyor.
KÜRESEL GÜNEY, BRICS, ÇOK KUTUPLU DÜNYA
Türkiye’nin yeri çok kutupluluğu temsil eden yükselen Güney ve onun, çok daha kapsayıcı olması beklenen örgütlenmesi BRISC’te olmalı.
BRICS ya da son şekli ile BRICS artı şu anda, NATO’ya alternatif bir silahlı örgüt değil, ayrıca yönetimsel bir eşgüdümü sağlayacak bir programa sahip olduğunu henüz söyleyemeyiz; fakat potansiyeli çok büyük bir stratejik denge unsuru; Batı’dan bağımsız bir finans sistemi oluşturarak doların dünya hâkimiyetine son verecek adımları atıyor.
İleride askerî adımları içeren bir ileri örgütlenmeyi beraberinde getirmesi olası; Trump’ın Putin’le kalıcı ittifakta mutabık kalıp, Çin’le Rusya’nın arasına nifak sokması ve böylece iki büyük üye ülke arasında doğacak çelişki üzerinden BRICS’i dağıtması en küçük olasılık.
BRICS’in bünyesindeki Yeni Kalkınma Bankası ilerleyen dönemde Küresel Güney’e elverişli koşullarda kalkınma kredileri ya da proje finansmanı sağlayabilir. Böyle bir gelişme çok kutuplu ve dengeli ticari ilişkiler açısından Türkiye’ye geniş olanaklar sağlar. BRICS’in ardılları olarak kabul edilen Türk Devletleri Teşkilatı ve Şangay İşbirliği Örgütü, çok kutuplu dünyanın önemli dayanakları.
Bu koşullarda Türkiye, BRICS ve güvenliğimizi sağlayacak, sürdürebilir çok kutupluluğun teminatı olan Küresel Güney’in bir parçası olabilir.
Bunu başaracak olan, hızla Cumhuriyetimizin geleneksel dış politikasına dönme iradesi olan bir millî hükümettir.
Millî hükümet ülke çıkarlarını başat mesele olarak kabul edip, dış siyaseti içerdeki politikaya malzeme etmemeli. Başka devletlerin egemenlik haklarına saygı duymalı, iç işlerine karışmamalı.
Atatürk’ün bölge merkezli dış politika anlayışı çerçevesinde ”Yurtta Sulh Cihan’da Sulh” ilkesine bağlı kalmalı.
Hırsızların yönettiği ülkeler NATO için çocuk oyuncağıdır.