Neden 'Turuncu Kutu'?

Dr. Semih Dikkatli yazdı...

Neden 'Turuncu Kutu'?

Bazen sizlere ‘Kara Kutu’ diye sunulan şeyler turuncu çıkabilir.

Tarih: 8 Ocak 2003…

Yer: Diyarbakır 8’nci Üs Komutanlığı tarafından sivil havacılığın kullanımına açılan pisti…

Olay: Diyarbakır’da THY uçağı düştü.

Olayın olduğu gün Diyarbakır Asker Hastanesi’nde[1] Psikiyatri Uzmanı olarak çalışmaktaydım. O zamanlar rütbem yüzbaşıydı. Havacı, aynı zamanda “uçuş doktoru”[2] ünvanı taşıyan biriydim ve o sıralar olayın yaşandığı üste bulunan lojmanlarda ikamet ediyordum. Pek evimi göremezdim o ayrı…

O dönemde tüm Diyarbakır Asker Hastanesi personeli gibi gecemiz, gündüzümüz hastanede geçerdi. Yoğun çalışma temposuna rağmen şikâyet edenimiz pek olmazdı. İşimiz asker, polis bölgede görev yapan güvenlik güçlerinin sağlığıydı çünkü… Onlar en ağır çatışmaların içinden, ağır yaralarıyla, şehit bedenleriyle acil kapısından girerken bizim şikâyet edecek yüzümüz kalmazdı.

Böylesine yoğun günlerin ardından baştabibimiz bir akşam yemeği tertip edelim istedi ve Diyarbakır Dedeman Oteli’nin havuzbaşında doktorlar olarak toplandık. Tabii nöbetçiler acilde görevinin başındaydı.

Mükellef bir sofranın etrafında oturmuş, baştabibimizin ilk kadehi kaldırmasını bekliyorduk. O da rakı kadehini masasından eline aldı, kaldırdı ve hepimize çalışmalarımızdan dolayı teşekkür eden bir konuşma yapmaya başladı. Tam konuşmasını sonlandıracakken cep telefonu çaldı ve arayan numarayı görür görmez yüzü attı. Bize döndü ve “Hayırdır? Kolordu komutanı arıyor. Yine bir çatışmadan yaralılar geliyor herhalde” dedi. Telefonu açtı ve beş saniye sonra yüzü kül gibi oldu. Telefonunu kapatır kapatmaz bize döndü:

- Herkes kadehini bıraksın, gece uzun olacak, THY uçağı piste çakılmış…

Asker Hastanesi’nin tüm doktorları aynı anda, zaten 300 metre mesafede bulunan hastanemize intikal ettik.

Bir kısmımız acilde hazırlık yaparken, bir kısmımız hemen 8’nci Üs K.lığı’ndaki arama kurtarma faaliyetlerine katılmak için ambulanslara bindik. Havacılar olarak en öndeydik tabii…

Gittiğimizde ortam felaketti. Uçak ana olarak üç parçaya ayrılmış, enkaz büyük bir alana yayılmıştı. Soğuk bir havada çamurun içindeydik. Bazı bölümlerde yangın başlamıştı. Bu acil durumlar için sürekli hazır halde bulunan üs itfaiyesi harika bir iş çıkarıyordu.

İşte o enkazdan, kimi yanmış tam yetmişbeş ölü beden ve biri 1,5 yaşında beş yaralı insan çıkardık. Hastanemiz doktorları yaralılardan ikisini hemen ameliyata alırken ‘bebek’, çocuk hastanesine ve diğer iki yaralı devlet hastanesine yönlendirildi.

O gece uçağın ‘Kara Kutu’sunu arayan askerlerden biri, yanımızda arama kurtarma işini koordine eden astsubayın yanına gelerek önce tekmil verdi ve ardından konuşmaya başladı:

-Komutanım, ‘Kara Kutu’ bulamadık ama şu ileride turuncu, değişik bir şey var.

Astsubay şaşkın cevap verdi,

-Evladım, ‘Kara Kutu’ işte o… O kutunun adı karadır ama kendi, kolay farkedilsin diye turuncudur.

İçinde bulunduğumuz felaket durum olmasa buna gülerdik ama acı içindeydik.

İşte bazen sizlere ‘Kara Kutu’ diye sunulan şeyler turuncu çıkabilir.

‘Kara Kutu’nun içeriğini iyice incelemeden kaza-kırım raporu düzenlenemez ve kazayla ilgili söylenen her şey spekülasyondan öteye geçemez. O zamanlar da uçağın ‘Kara Kutusu’ açıldığında kaptan pilotun son sözünün “Nerede lan bu pist?” olduğu anlaşılmıştı. [1,2,3]

İşte ben de bugünlerde başka bir ‘Kara Kutu’yu açtım ve uzun uzun inceledim. Her cümlesinde yeni bir hayal kırıklığı yaşadım. Doğru düzgün bir kaynakça dizimi bile olmadan, cümlelerden bağımsız konmuş dipnotlarıyla, çarpıtılmış, yanlı bilgilerle karşılaşınca içimden “Hadi oradan” dedim. Antidepresanlar, diğer psikiyatri ilaçları, psikiyatrlar ve terapi yöntemleri hakkında yazılanları görünce “Yuh Artık” diye geçti içimden…

Modern tıp hakkında söyledikleri, yarattığı komplo teorileri, Kurtuluş Savaşı Kahramanları hakkında yönelttiği suçlamalar, doktorları rüşvetçi, cahil, saf göstermesiyle birlikte Kara Kutu beni benden aldı. İçimde derin bir öfke oluştu. Yine de; aşı karşıtı cümlelerini, Pasteur ve penisilin hakkında söylediklerini görene kadar öfkemin dışa vurumunu engelleyebilmiştim. En son orada devrelerim yandı muhtemel ve işte o andan itibaren Kara Kutu’nun her satırını ayrı ayrı inceleyerek eksik ve yanlış bilgileri bulmaya ve kamuoyunun karşısına bilimsel kanıtlarla çıkmaya karar verdim.  

Bu çabaya başladığımda ise başka bir zorlukla karşılaştım. Kara Kutu’nun neredeyse her cümlesinde büyük yanlışlar, çarpıtmalar vardı. Hepsine karşı cevapları bir kitaba toplamaya kalksam 2000 sayfalık bir kitap olabilirdi. Bunun üzerine öncelikli olarak uzmanlık alanımla ve Kurtuluş Savaşı Kahramanları ile ilgili iddiaları yanıtlayarak bir ilk kitap oluşturmaya karar verdim.

İşte elinizde tuttuğunuz bu kitap, uçaklarda bulunan iki ‘Kara Kutu’dan ilkinin açılması ve gerçeklerin ortaya çıkması gibi algılanabilir. Balığın büyüğü arkadan geliyor. İkinci kitap biraz zaman alabilir elbette ama gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Ben burada en erken şekilde gerçeklerin anlaşılması için bir katalizör[3] görevi yapıyorum o kadar…

Yoksa yazdıklarım yeni şeyler değil, tıp literatürü yazdıklarımı içeren yüzbinlerce yayınla dolu…

TURUNCU KUTU KİTABINI YAZMA İHTİYACI NEREDEN DOĞDU?

Ülkemiz 1980 darbesinden itibaren teslim edildiği sağ iktidarlar eliyle hızla gerici unsurların eline bırakılmış, FETÖ marifetiyle ordusu, eğitimi, devlet kadroları ele geçirilmiş, medya etkisiz kılınmış, üniversiteler diz çöktürülmüştür. ÖSYM aracılığıyla yapılan hilelerle her alanı çekirge gibi istila eden gerici unsurlar, yabancı istihbarat servislerinin desteğini alarak şeriatın son çivisini Cumhuriyetimizin kapısına bir daha açılmamak üzere çakmak üzere faaliyetlerini hızlandırmıştır. 

Bu faaliyetleri gerçekleştiren kişi, kurum, vakıf ve dernekler marifetiyle kandırılan iyi niyetli ama saf bazı insanlar da bu gerici çabaya bilmeden çanak tutmaktadır. İşte Sayın Soner Yalçın benim için böyle bir figürdür. Kendisine yüklenen misyonun farkında olmadan, kendisinin kulağına üflenen komplo teorileriyle güya Türk insanını bilgilendirmeye çalışırken bilmeden büyük bir gafleti yaşamaktadır. ‘Kara Kutu’da, tüm doktorları aldıkları eğitimin sahte olduğunun farkında olmayan saftirikler olarak değerlendirmiş ve bizleri bu saflıkla hastalarımıza zarar vermekle suçlamıştır. O tüm doktorları böylesi bir saflıkla suçladığına göre, ben de kendisi ve birkaç uzantısını aynı saflıkla suçlayabilirim herhalde…

Ülkede her alanda hızla oluşturulan gerici, bölücü faaliyetler için ele geçirilmesi gereken son kale, modern tıp kurumları ve sağlık çalışanlarıdır. Bu alanda da ülke geriye götürülebilirse, şeriat amacını gerçekleştirecek ve ülkemiz koyu bir karanlığa bürünecektir. İşte, modern tıp konusuyla ilgili yaygara bence bu nedenle kopmaktadır. Şu anda modern tıp hakkında atıp tutanlar bir zamanların ‘Yetmez ama Evet’ diyen liboşlarına benzemektedir.

Canan Karatay, Ahmet Rasim Küçükusta, Oytun Erbaş, Yavuz Dizdar, Ümit Aktaş, Cankat Tulunay gibi modern tıp ve meslektaşlarına sürekli laf çakan doktor tayfası ile Soner Yalçın aynı suyun laciverdidir.

Bu kitapta çoğunlukla Soner Yalçın’ın ‘Kara Kutu’sunda ‘Depresyon’, ‘Antidepresanlar’ ve ‘Kurtuluş Savaşı Kahramanları’ hakkındaki asılsız iddialarına yanıt vereceğim. Arada bir de o çok konuşan meslektaşlarımdan da söz edeceğim elbette… Çünkü Soner Yalçın’ın iddialarının büyük bölümünün yukarıda ismi geçen doktorların yazdıklarından alıntılandığını, hatta bazılarının yazılanlara bizzat destek olduğunu düşünüyorum.

Şimdi, ‘Kara Kutu’ya dönecek olursak; öncelikle bir araştırmacı gazeteciden beklenmeyecek kadar dağınık, belgeden yoksun ve dedikodu kıvamı yüksek bir kargaşa çıkmış ortaya…

Kara Kutu’yu ikiye bölerek incelemeyi tercih ederim.

İlk olarak ‘vahşi kapitalizm’ hakkındaki görüşlerimizle başlayalım, görüşlerimiz diyorum çünkü birçok meslektaşımın da sağlık sisteminin paraya odaklı gidişatıyla ilgili olumsuz düşündüğünü biliyorum.

Vahşi kapitalizm; insan ögesiyle değil, kendi kazancıyla ilgilenir. Bunu yaparken de sağlık dâhil her şeyi kullanır. Uzun yıllardır sağlık konusunda yaşanan yozlaşma da ortadadır. Hem dünyada hem de Türkiye de kazanç odaklı bir vahşi alan yaratılmıştır. Bu alan yaratılırken elbette patronlar birçok alandan insanları, kurumları ve medyayı satın almış ve şekillendirmiştir. Bunları yapmamış olmalarını düşünmek akılla bağdaşmaz.

Soner Yalçın kitabında bu bağlantılara kâh belgelerle kâh dedikodularla yer verirken sanki bu gerçekleri ilk kendisi keşfetmiş, müthiş şeyler bulmuş gibi davranmaktadır. Ayrıca ilaç firmaları, Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (Food and Drug Administration, FDA), siyaset, patronlar hakkında söylediği şeylerin birçoğunu belgelendirmemiş olması, ara boşlukları kendisinin doldurması, kendi istediği belgeleri seçip diğerlerini dışarıda bırakması da bir araştırmacı gazeteciye yakışmamıştır. Ama daha çok yakışmayan şeyler var ki bu iddialarda asıl eleştireceğim bu alanlardır.

Şimdi ana başlıklarıyla eleştirilerimi sıralamak isterim:

  • Söylediği her şeyi genellemesi ve modern tıbbı tümüyle yok sayan ve aşağılayan tavrı,
  • Tüm doktorları zan altında bırakan dedikodu kıvamında söylemleri ve onları araştırmadan her söylenene inanan kişiler olarak yaftalaması,
  • Kendi lehine olan her söylem, belgesel, yazı, doktor ve olayı tek tek seçerek karşı görüşlere hiç yer vermemesi,
  • Eleştirdiği kurumların verilerini kendi işine gelince kullanması,
  • Eleştirdiği kapitalist düzenin medyasında her gün yer bulması,
  • Özellikle ilaçlar konusuna girerek uzmanlığı olmayan konularda yıkıcı yorumlar yaparak kamuya zarar vermesi ve bu nedenle ilaçlarını bırakan insanların göreceği zararı gözetmemesi,
  • Aşılar hakkında söylediği sözler nedeniyle oluşan aşı karşıtı sürecin salgın hastalıklara neden olacağı gerçeğini görmemesi,

10- Psikiyatri hakkında söylediklerinin neredeyse tamamının yanlış olması… 

Soner Yalçın’a bazı sorularım var:

- Bu söylemler nedeniyle, iyileşmeden ve doktoruna danışmadan ilaç bırakan biri intihar ederse sorumluluğu alacak mısınız?

- İlacı bırakan, doktoruna güvenini kaybeden bir psikiyatri hastasının hayatını nasıl götüreceğinden, ailesinin neler yaşayacağından haberiniz var mı?

- Hiç atak halinde mani[4], şizofreni[5], yeğin depresyon[6] gördünüz mü?

- Her sıkılıyorum diyene ilaç yazdığımızı nereden çıkardınız?

- Hiç “dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu”[7] olan birini gördünüz mü?

- Yaramaz çocuklara ilaç yazdığımızı nereden çıkardınız?

- Bu çocuklar ilaç kullanmazsa gelecekte nasıl bir hayat yaşayacaklarını biliyor musunuz?

- Böyle bir çocukla yaşamanın zorluklarından, üstelik tedavi olmazlarsa çocukların acılarından haberdar mısınız?

- İlacı kesen biri insanlara bireysel ya da topluca zarar verirse sorumluluğunu alacak mısınız?

-İnsanlara aşı olmayın, ilaç içmeyin, antidepresanları bırakın derken hangi sorumluluğu alıyorsunuz?

-İddialarınız sonucu ilaçlarını bırakan biri intihar ederse ya da kalp krizi geçirir, şeker komasına girer, felç geçirirse size nasıl bir yaptırım uygulanabilir?

-Sizin söylemlerinizle ilacını bırakan biri yeniden ortaya çıkan hezeyanları nedeniyle başkalarını öldürürse, siz nasıl bir sorumluluk alacaksınız?

-Doktorları hedef göstermeniz dolayısıyla hezeyanı olan bir hasta doktorunu öldürürse sonucu kim üstlenecek?

-Mesela Aralık 2019 içinde intihar eden iki doktorun intihar etmelerine ya da sağlıkçılara uygulanan şiddette sizin aşağılayıcı söylemlerinizin ufacık da olsa katkısı olmuş olabilir mi?

-Ülkede aşı yaptırmayanlar artarsa ortaya çıkan salgın sırasında acı çekerek ölmek üzere olan bir çocuğun ellerini tutup gözlerinin içine bakarak acısına ortak olabilecek misiniz?

Daha soracak çok soru var ama bu Kara Kutu’ya bir arkadaşımın söylemiyle, ‘vahşi kapitalizmin ve bunun sağlık alanındaki yansımalarının sorgulaması’ olarak da bakabiliriz.

Keşke, Soner Bey bazı konulara at gözlüğüyle bakmasa, uzmanlığı olmayan konulara girmeseydi. Keşke, doktorlara genellemeci yaklaşmasa, kendisine itiraz edenlere ergen demeseydi. Keşke, modern tıbba çağımızın vebası demeseydi ve kitabını satmak adına popüler ve bayağı söylemlerde bulunmasaydı. Keşke, doktorlara açıktan meydan okuduktan sonra cesur davransaydı ve bizlerle iddialarını tartışmaktan kaçınmasaydı.

Oysa ben meydan okumasına cevap verdim ve dedim ki “Sayın Yalçın, kitabınızı okudum, istediğiniz mecrada sizinle konuları karşılıklı değerlendirelim ve tartışalım. Siz bana sağlığın ekonomipolitiğini anlatın ben de size tıp ve özellikle psikiyatri uygulamalarını anlatayım. Hoşunuza gitmezse araştırmacı gazetecilik nasıl yapılır onu tartışırız belki…”

O ne cevap verdi? Köşesinden bize saldırdı, tehdit etti. İşte bu kitabın yazılması zorunluluğu buradan doğdu.

Şimdi bu kitapta ‘Kara Kutu’daki yanlışları ele alırken, bu yanlışları destekleyen diğer herkese de cevap vermek ve bu cevabı verirken bir gerçeğin altını ısrarla çizmek isterim:

“İlaç endrüstrisinin güçlü firmalarının bir kısmı, kârlarını daha da arttırmak maksadıyla özellikle Amerika ve İngiltere’de türlü yolsuzluklara karışmış; bazı rüşvetçi doktorlar, eczacılar, haberciler, televizyoncular, bürokratlar sayesinde de kârlarını katlayarak bugüne gelmişlerdir. Tüm bu yolsuzluklara katılan insanların cezalandırılması, şirketlerin sıkı denetim altına alınması çok önemlidir. Ancak tüm bunlar yapılırken ilaç şirketleri, ilaçlar, doktorlar, eczacılar ve habercilerin tamamını işe yaramaz göstermek de olmaz. Böylesine bir konu incelenirken herkesin sorumlu davranması ve öncelik olarak insan sağlığını gözetmesi gerekir. Bununla birlikte yapılan yolsuzlukların hepsinin karşısına dikilmek de ayrı bir insan olma sorumluluğudur. Kimse ilaç firmalarının ve onlardan aldıkları rüşvetlerle kamuoyunu yanıltan insanların yaptıklarını kabul edecek değildir elbette... Ancak kimse de kapitalist sistemin yarattığı yozlaşmadan payını alan modern sağlık sisteminin tamamımın yararsız olduğunu, doktorların tümünün rüşvetçi olduğunu, ilaçların işe yaramaz olduğunu iddia etme lüksüne de sahip değildir. Sapla samanı karıştırarak ilaç, aşı ve doktorlara karşı çıkanlar ileri de oluşacak ölümlerin, intiharların, şiddetin de doğrudan sorumlusu olacaklardır.”

Konu insan ve sağlığı olunca kimsenin topyekûncu davranma lüksü olamaz. Her açıdan gerçekleri görmek ve buna göre davranmak mutlak şarttır. İşte bu mantıktan yola çıkarak böylesine kirli bir saçmalığın eleştirisi işine girdim. Amacım birçok namuslu insanın dışında gelişen sahtekârlıkları savunmak değil, amacım halk sağlığı açısından doğruları ortaya koymaktır. Konu Soner Yalçın’ın söylediği bazı gerçeklerin çarpıtılmasıyla, bir gerçeğin yanına yüz yanlışın eklenmesiyle ele alınamaz. Bu öncelikle modern tıptan şifa bulan insanlığa büyük haksızlıktır. Hele ki yaşanan bu yolsuzluklardan yola çıkarak, insanlara ilkel tıp yöntemlerini tavsiye etmek onların ölümüne davetiye çıkarmaktır. 

Şayet Soner Yalçın popülerliğini arttırma isteği ve daha fazla para kazanma hırsına yenik düşmeden, ilaç piyasasında olan bitenleri hiç bir veriyi, tarihi ve olayı çarpıtmadan ele alan bir kitap kaleme almış olsaydı, ona saygı duyar ve onu desteklerdim. Ancak o, birçok gerçeği, veriyi, tarihi, olayı çarpıtarak yazdığı Kara Kutu ile halk sağlığına ve modern sağlık sistemine ciddi zararlar vermiştir. Kendisi bizzat ciddi bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Yol yakınken, genelleştirmeci üslubu için herkesten özür dilemeli, hastalık, ilaçlar ve aşılar hakkında söylediği kastı aşan cümleleri geri çekmelidir. Gerçekten halka doğruları anlatma konusunda samimiyse bu tavrı ondan beklemek hakkımızdır. Şayet bu konuda samimi değilse, işte o zaman onun da başka bir komplonun parçası olabileceğini düşünmemek elde olmaz.

Aşılara, ilaçlara, modern tıbba karşı çıkan, modern tıp için “Çağımızın vebasıdır” diyebilecek kadar gözü kararan, tüm doktorları cahillikle suçlayan ve hemen hepsi için ilaç firmalarının piyonudur diyerek rüşvetle suçlayan, kendisi hapisteyken onun haklarını onu hiç tanımadan savunan Profesör Cem Say’ın yazısını sansürleyen, ardından ona ağır hakaretler içeren bir yazı kaleme alan, doktorlara “Önce kitabımı okuyun, sonra gelin hesaplaşalım, yüzleşelim” dedikten sonra çağrılarına cevap verenleri köşesinde tehdit ederek er meydanından kaçan birinden böyle sorumlu davranmasını bekleyecek değiliz elbette...

Söyleyecek daha çok şey var ama devamını “Turuncu Kutu”da okursunuz…

Şimdi kamuoyuna tekrar soruyorum:

“Sizin için attığı her imzanın, yazdığı her ilacın sorumluluğunu alan doktorlarınıza mı yoksa söylediği hakkında hiçbir sorumluluk taşımadan sizin ve çocuklarınızın gelecek sağlığı üzerinden sorumsuz ve haksız yere para kazananlara mı inanacaksınız?”

Haydi!

ŞİMDİ YÜZLEŞME VAKTİ…

[1] GATA ve Asker Hastaneleri 15 Temmuz darbe girişiminin ardından kapatılmışlardır. Bu TSK için büyük bir kayıptır ve süratle bu hastanelerin açılması mutlak bir gerekliliktir.

[2] Gülhane Askeri Tıp Fakültesi’ni (GATF) bitirdikten sonra, Eskişehir Hava Hastanesi içinde konuşlu Hava ve Uzay Hekimliği Merkezi’nde verilen bir eğitim sonrası, pilotların hem uçuş öncesi, sonrası ve sırasındaki sağlığıyla ilgilenen bir uzmanlık alanıdır.

[3] Katalizör; Kendisi değişmeksizin, kimyasal bir tepkimeyi sağlayan ya da tepkimenin hızının değişmesine yol açan madde. Başka şeyleri etkileyerek bir oluşuma yol açan ya da bir olayı, oluşumu hızlandıran şey.

[4] Manik Atak; Bipolar Bozukluk tanısı almış birinin içinde bulunduğu, çok para harcama, cinsel içerikte artma, kendini herkesten üstün görme, aşırı makyaj yapma, aşırı alışveriş, cinsel içerikli konuşma, uykusuzluk, teatral konuşma, herşeyi yapabilecek gücü ve yeteneği olduğunu düşünme, yargılama ve gerçeği test etme sorunlarıyla giden bir dönemdir.

[5] Şizofreni; Sanrı ve varsanılarla giden, gerçeği test etme yeteneğinde ve yargılamada ağır kusurlar oluşturan, insanların hasta olduğunun farkında olmadığı, sosyal mesleki ve ailevi işlevselliği aşırı bozan, özbakım dahil birçok yaşam olayını gerçekleştirmede isteksizlik yaratan bir bozukluktur.

[6] Yeğin Depresif Bozukluk; Majör Depresif Bozukluk ya da Ağır depresyon olarak tanımlanan; mutsuzluk, umutsuzluk, karamsarlık, beklentisizlik, enerjisizlik, uyku ve iştah sorunları, dikkat hafıza odaklanma zorluklarına neden olan ve sosyal, ailevi ve mesleki işlevselliği ciddi biçimde bozan, intihar düşünce ve girişimleri bulunan bir bozukluktur.

[7] Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHAB); Çoğunlukla genetik altyapısı olan, ciddi dikkat, odaklanma sorunlarına eşlik eden, aşırı hareketlilik, saldırganlık, uyum sorunları, kural tanımamazlıkla giden bir beyin hastalığıdır ve tedavisinde ilaç mutlak faydalı ve gereklidir.