1. Haberler
  2. Analiz
  3. Nedir bu, karabasan mı?

Nedir bu, karabasan mı?

featured

Ali Yıldız yazdı…

Her dönemin anlayışı, dili farklı. Son yıllarda, ağızlara pelesenk olan zırvalıklardan biri de şu: ‘O saatte orada ne işi varmış?’ Kadınlar, tacize ya da tecavüze uğradıklarında; çok kullanılan, bir soru bu. Soru değil aslında; haklı görmenin, onaylamanın, düpedüz itirafı. Böyle bir savunuya, ne denir: ‘Özrü kabahatinden büyük.’ Öyle ya, kadın dediğin evinde oturacak, her istediği saatte dışarı çıkmayacak.

Oysa kadınlar, sokak ortasında, tacize/tecavüze uğramakla kalmıyorlar. Evlerinde, çocuklarının gözleri önünde, öldürülenlere ne diyeceğiz?

“Ne yaptı da öldürüldü acaba?”

“…”

“Ölende mi kabahat öldürende mi?”

‘Dilin kemiği yok.’ Giyim kuşam üzerine, saçma sapan gerekçelerle, namus bekçiliğine soyunan, din kisvesi altında ahkâm kesenler sıra sıra; her geçen gün, giderek daha da çoğalıyorlar. Soralım:

“Kadınlar, etek veya şort giyebilir mi?”

“Zinhar!”

“Peki pantolon?”

“Bakarlar.”

Şöyle diyorlar, açık açık:    

“Giyerler giymesine de, giyenler sonucuna katlanır.”

Erkekler, pantolon da giyiyor şort da. Onlara bakmazlar mı? Senin Tanrın, cinsiyet ayrımcılığı mı yapıyor? Yasak, günah, sadece kadının saçı için mi var? Diyanet’in sergilediği rezilliklere bakmak bile, gözünü açmıyor mu?

Ülke karanlığa sürüklendiği sürece; yozun yobazın, kadınlara yönelik yasak listesi uzayacak. İşin Türkçesi bu. Kuyunun dibi yok. Afganistan’da, burka denilen giysisine tıkılmasına karşın, kadınlara uygulanan yasaklar, durdu mu dersiniz? Genç Cumhuriyetin, fabrikalarında çalışan kadınlarımızı anımsayalım. Saldırı veya ölümler, oluyor muydu? Yeşil Kuşak Projesi’nden, ‘Siyasal İslam’ uzanımına kadar; 1946’lardan itibaren, Amerikan reçetesinin sonuçlarını, yaşıyor olabilir miyiz? Eğer öyleyse; tüm dünyada yükselen fundamentalistlerin kazanımlarına, tarikatların eline düşen çocukların istismarına sessiz mi kalacağız? Vaka-i adliyeden mi sayacağız, ya da ‘Dünyanın birçok ülkesinde de oluyor.’ gerçeğinden hareketle; çocuk istismarını/kadın ölümlerini, ‘kader’ olarak mı yorumlayacağız?

DİNİME KÜFREDEN MÜSLÜMAN OLSA

“Tacize en çok, kadın ile erkeğin toplumsal hayatta keskin çizgilerle birbirinden ayrıldığı, Ortadoğu ülkelerinde uğradım.” diyen Gazeteci Nevşin Mengü, başından geçenleri şöyle aktarmıştı:

“Örneğin, sene 2008, Gazze Savaşı sırasında bir Cuma namazı öncesi, röportaj yapmak üzere bir milletvekilini bekliyordum. Benim üstümde çelik yelek var, altımda kot pantolon var. Cuma namazına gelen kalabalık tarafından çok yoğun tacize uğradım. Kameramanım ne yapacağını bilemedi. Dedim ki, hiçbir şey yapma, yapılabilecek hiçbir şey yok. Çünkü o kitleyi alevlendiğin an, işin Allah korusun toplu tecavüze dönme durumu olabiliyor. Onun haricinde İran’da seçim dönemi mitinglerini takip ederken, sınırsız tacize uğradığımı söyleyebilirim.” (Cumhuriyet, 18.01.2018.)

Cuma namazına gidenlerin, nasıl bir anlayışla doldurulduğunu, anlamak olası değil. Dahası da var, Mısır asıllı Amerikalı feminist Gazeteci Mona Eltahawy, başından geçenleri anlattığında, Müslüman kadın ve erkekler, 24 saatten az bir sürede 2.000 destek veriyor, kendi yaşadıklarını da ekliyorlar.

280.000 takipçisi olan Eltahawy, “İslamofobikler, ırkçılar ve Müslüman kadın düşmanlarına da meydan okuduğunu.” yazmasına karşın, inandıramadığı kişileri de listelerken:

“Taciz edilmeyecek kadar çirkinsin. / Bunları yazmak için para alıyorsun. / Meşhur olmak için yapıyorsun. / İslam’a saldırıyorsun. / Müslüman erkekleri kötü göstermek istiyorsun. / Fahişesin. / gibi sınıflandırılabileceğini söylüyordu.”   

Mona Eltahawy’nin paylaşımına göre, anlatacakları hac için Suudi Arabistan’a gittiği, çocukluk dönemine ilişkindi:

“Hacda cinsel saldıra uğradığımda 15 yaşındaydım. Travma geçirdim ve utanç içinde kaldım. Şu an 50 yaşındayım, utanmıyorum ve o zaman sahip olmadığım bir güce ve platforma sahibim.” (BBC Türkçe, 09.02.2018.)

İnanılacak gibi değildi, katılımcılar, daha da fazlasını anlatıyordu. O an hiçbir şey yapamadıklarını, kazara olmadığını geç kavrayıp, susmak zorunda kaldıklarını yazıyorlardı. İleti gönderenler arasında, aile içindeki baskılar nedeniyle; paylaşımlarını silmek zorunda kalanlar, çoğunluktaydı.

Kadın cinayetleri, çocuk istismarı, artan bireysel şiddet ve yaşadığımız tüm olumsuzlukların durdurulması, öncelikle Türkiye’nin her yönüyle yeniden inşasına bağlı. Yasal yaptırımlar, tabii ki ivedilikle ağırlaştırılmalıdır, ancak unutulmamalı; yasaları kimler yapıyor, kimler yapacak?

[email protected]

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 Yorum

  1. Alman devlet memuru den katıksız yalan

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!