1. Haberler
  2. Analiz
  3. Neo-Liberalizm’e karşıyım!

Neo-Liberalizm’e karşıyım!

featured

Prof. Dr. Nur Serter yazdı…   

Seçimlerden yaklaşık bir yıl önceydi. “Milletin Sesi Mitingi”nde CHP Genel Başkanı konuşuyordu. Konuşmanın en çarpıcı cümlesini söyledi;

“Ben neo-liberalizme karşıyım!”

Bu sözler büyük yankı yaptı. Demek ki CHP, Kamucu anlayışa, Karma Ekonomik Modele, tam bağımsız ekonomiye dönüş yapıyor, zincirlerini kırıp, atıyordu.

İnsan hafızası zayıftır. Bu nedenle çoğunluk, Genel Başkanlarının geçmişte yaptığı Turgut Özal güzellemelerini hatırlamadı. Türkiye’yi neo-liberalizmin ve emperyalist sömürünün kucağına atan, fırsatçı ve çıkarcı insan modelinin mimarı ve 12 Eylül Darbecilerinin güvenilir adamı Özal ile ilgili övgü dolu sözler unutulup gitmişti. Neo liberalizmin en vahşi savunucusu Friedmann’ın kitabını başucu kitabı yaptığını söyleyen ve ulusal kimliğimizi kültür emperyalizmi içinde eriten, idealizmi katleden, ahlaki deformasyonu başlatan bir siyasetçiye övgüler düzmek mümkün olabilir miydi?

Ama oldu…

Özal’ın 27. Ölüm yıldönümünde Kılıçdaroğlu onu; “örnek bir siyaset ve devlet adamı” olarak andı. 30. yıldönümünde ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından hizmete açılan “Turgut Özal Anı Mekanında” yine Özal’ı “Türkiye’yi içine girdiği krizden sağlıklı kararla çıkaran ve ekonomide atılım sürecini başlatan” kişi olarak niteledi.

Oysa takvimler 21 Mayıs 2022’yi gösterdiğinde, gür bir sesle haykırıyor, neo- liberalizme meydan okuyordu…

Acaba hatalar anlaşılıp, kararlı bir değişim mi başlatılmıştı? Ya da Batı dünyasında neo- liberalizmin pırıltısını kaybettiğinin farkına mı varılmıştı ?

6’lı masadaki ortaklarına bakınca, pek de öyle görünmüyordu. Masadakiler arasında neo-liberalizmin başat aktörleri koltuklarında sapasağlam oturuyorlardı.

Ancak en doğru tanıyı koymak için Ortak Mutabakat Metni referans alınabilirdi.

244 sayfalık metinde ipuçları aramak için yola çıkıldığında, özelleştirilen ve yabancılara satılan madenler, limanlar, Atatürk döneminin hem üretim hem de yaşam alanları olan fabrikalar, toplumun kanını emen enerji ve telekomünikasyon şirketleri ve özellikle de savunma sanayii ilk akla gelenler oluyordu. Hemen ardından da o meşum Gümrük Birliği Antlaşması hatırlanıyordu.

Gelin görün ki, “neo-liberalizme karşıyım” diyen Kılıçdaroğlu’nun iddiasını adeta yalanlayan bir Mutabakat Metni ile karşılaşıldı.

Hatta seçim sürecinde savunma sanayiinin devletin işi olduğunu söylenmesine karşın “Savunma sanayiinde özel sektörün önünün açılarak adil rekabetin sağlanacağı” vaadine bile yer verilmişti.

Geleceğin Türkiye’si için tasarlanan modelde neler yoktu ki…

Yenilikçi yabancı sermaye yatırımlarına güçlü teşvik sözü verilmişti.

Kamunun karar alma süreçlerine ve eylem planlarının hazırlanması ile uygulanmasına, özel sektörün en üst düzeyde destek vermesi amaçlanmıştı.

Gümrük Birliği Antlaşmasının güncelleneceği belirtilmişti.

NATO’ya katkılarımızın süreceği açıklanmıştı. Ama dahası da vardı; Türkiye’nin 1950’lerden bu yana verdiği Kıbrıs mücadelesi ve bu konudaki ulusal politikası da “iki toplumun egemen, siyasi eşitliğine” bağlanmıştı…

Mustafa Kemal Atatürk’ün adının anılmadığı, laiklik kavramının bir kez bile geçmediği Mutabakat Metni aslında malumun ilanıydı.

İsimleri ve amblemleri farklı ancak neo-liberal politikalara odaklı siyasi partilerle yol alan Emperyal güçler boşluk bırakmıyor, kuşatmayı farklı seçeneklerle güvenceye almayı sürdürüyor. Partilerin Tepe noktalarını tutmak ve çözülmeyi içeriden başlatmak, kesin sonuca ulaşmanın en kolay yolu.

Büyük Kaşif diye adlandırılan Kristof Kolomb, Bahama Adalarına ilk ayak bastığında onu karşılayan konuksever Arawak yerlilerini şöyle tanımlamıştı;

Bize papağanlar, pamuk kozaları, mızraklar ve daha birçok şey getirip bunları cam boncuklar ve çıngıraklarla değiş tokuş ettiler. Sahip oldukları herşeyi değiştirmeye hazırlar. Silahsızlar ve silahları tanımıyorlar. Mızraklarını kamıştan yapıyorlar. Gelişmiş sağlıklı vücutları, yakışıklı yüzleri var. Bunlardan iyi köleler olabilir.

Arawakların 250 bin olan nüfusu iki yıl içinde yarıya düşmüş, yıllar içinde ise yok olup gitmişti. Sömürge düzeni böyle başlamış, hızla yol almış ve son sömürgenin bağımsızlığa kavuşması için 1975 yılına gelinmesi gerekmişti.

Ancak Emperyalist kuşatmanın kendisine albenili yeni isimler takması gecikmedi. Başlatılan küreselleşme rüyası ile kıt kaynakların dünyada adil dağılımının sağlanacağı aldatmacası başlatıldı. Küresel sermaye ile ulus devletlerin ekonomileri teslim alındı. Neo-liberal politikaların ulus devletleri imha projeleri “bireysel hak ve özgürlükler” sosuna bulanarak yutturulmaya çalışıldı. Kimlik siyaseti ve inanç özgürlüğü kılıfı altında “böl ve yönet” politikaları uygulamaya sokuldu.

Ulusalcılık, ırkçılık ilan edilirken, “liberal-sol” diye adlandırılan bir ucube anlayışla SOL, yeniden dizayn edildi.

Devşirme solcularla, neo-liberalizmin paralı askerleri yanlarına aldıkları siyasal İslamcı, gizli karşı-devrimcilerle Türkiye’yi kuşatmakta el ele yürüdüler.

Siyaset yeniden şekillendiriliyor, Devrim’in Partisi de bundan payına düşeni alıyordu.

Tehlikenin farkında olan Kemalistler aşağılanarak dışlanırken, Atatürk’ün Partisi tüm ideolojisinden, tarihsel birikiminden, ilkelerinden soyutlandı, kimliksizleştirildi.

Türkiye, el birliği ile Kuruluş ilkelerinden koparılıp, kurtlar sofrasına atılırken, en etkili koruma kalkanını, Kurucu Partisinin güvencesini de yitirmişti..

Artık “Mazlum Milletlere önderlik edecek, umut olacak bir Cumhuriyet Türkiyesi” kalmamıştı.

Yaşadığımız günler, işte bunların sonucudur.

“Ben neo-liberalizme karşıyım” diyenlerin önce kendilerini sonra da partilerini arındırmaya ihtiyaçları olduğu açıktır.

 

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorum

  1. KK neyın yanıdayım dedıyse ve neye karsıyım dedıyse aksını dusunun dogrusu odur.

  2. 28 Haziran 2023, 08:33

    “Neo-Liberalizm’e karşıyım” dedi Neo-Liberalizm’in Türkiye temsilcisi. Bu eski Abd taktiğine şaşırmadım. Zamanında Türkiye’yi anti-demokratikleştirme projesinin ampullü temsilcisi de “Değiştim, geliştim, en demokratik benim” falan diyordu.

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!