1. Haberler
  2. Analiz
  3. Nominal milli gelir aldatmacası: Büyüyen ekonomi mi yoksa borçlar mı?

Nominal milli gelir aldatmacası: Büyüyen ekonomi mi yoksa borçlar mı?

featured

Barış Tekin yazdı…

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı bir konuşmada milli gelirin 1.6 trilyon dolara, kişi başı milli gelirin ise 18 bin dolara yükseldiğini ifade ederek bunun çok büyük bir başarı hikayesi olduğundan bahsetti. 2026 Ocak-Nisan aylarındaki ihracatın 88,6 milyar dolar olduğundan ve Cumhuriyet tarihimizin en yüksek değerine ulaşıldığından söz etti. Tabii ki her zaman olduğu gibi ne ithalattaki rekor artıştan ne de dış ticaret açığındaki Cumhuriyet tarihi rekorundan yine söz etmedi. İhracat artışı elbette önemlidir, ancak ithalattan az olan bir ihracatın kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü bunun anlamı dış ticaret açığı yani döviz cinsi borçlanmadır. Dış ticaret açığı bir başarı hikayesi olmadığı gibi (IMF üyeliğinin başladığı 1947 sonrasında) ülkemizin en temel ve en büyük ekonomik sorunlarından biri olmuştur. Yüksek enflasyon ve yüksek faizin arkasındaki asıl etmen bu döviz açığı ve dış borçlanmadır.

Ticaret Bakanlığı’nın yayımladığı verilere[1] göre; 2026 yılının ilk üç ayında ihracat geliri 63 milyar dolar olurken, ithalat harcaması yaklaşık 92 milyar dolar olarak gerçekleşti. Geçen yılın aynı döneminde ithalat-ihracat arasındaki fark 22.5 milyar dolar iken; bu yılın ilk 3 ayındaki fark 28.67 milyar dolara yükseldi. Yani ülkenin dış ticaret açığı geçen yıla göre bu dönemde %27.5 oranında artmış oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı da %74,4’ten %68,8’e düştü. İşte AKP’nin yıllardır anlata anlata bitiremediği büyük başarı hikayesi…

Şimdi gelelim asıl konumuz olan büyüme hikayesine.

Bilindiği gibi 2023 seçimlerinden hemen sonra yüksek faiz politikasına geçilmiş ve kısa bir zaman içinde politika faizi, dünya genelinde uygulanan en yüksek faiz oranlarından biri olan %50 seviyesine kadar yükseltilmişti. Yüksek faiz politikasının enflasyonu düşürmede ne kadar işlevsiz kaldığı ise 2023 yılından günümüze kadar açıklanan resmi enflasyon verilerinden görülmektedir. Bahsi geçen dönemde TÜİK verilerine göre birikimli enflasyon %250’nin üzerine çıkmıştır. Yani 2023 yılı başında 100 TL olan bir ürünün fiyatı Mayıs 2026 itibariyle 354 TL olmuştur. Aynı dönem aralığında döviz kurundaki artış ise yaklaşık %140 oranındadır. Döviz kurundaki artış oranının enflasyonun %45 altında kalmasının sebebi hiç kuşkusuz yabancı sermayeye verilen yüksek faiz garantisidir.

Türkiye’ye döviz getirmesi karşılığında küresel finans kapitale tefeci faizi denecek düzeyde yüksek faiz getirileri garanti edilmiştir. Bu uygulama sayesinde yabancı sermaye tefeci faizi karşılığında getirdiği dövizi Türk lirasına çevirir, aldığı devlet tahvili/bonosu karşılığında ise dünyanın hiçbir yerinde kazanamayacağı faiz geliri elde eder. Hükümet ise yabancı sermayeye ülke içerisinde kaldığı süre boyunca bir döviz şoku olmayacağını politika faizini %50 gibi radikal bir boyuta çekerek garanti etmiştir. Böyle bir ortamda küresel finans kapital, olağandışı karlar elde etmek için ülkeye akın eder. Ülke içerisindeki yerleşiklerin de bu yüksek faiz ortamında ellerinde döviz tutmasının anlamı kalmaz, rüzgarın yönü küresel sermayeye ekonomik esaret taahhüdü karşılığında değişmiştir. Hem dışarıdan tefeci faizine gelen yabancıların döviz getirmesi hem de içerideki yerleşiklerin döviz bozdurup TL faizde konumlanmaları, döviz kurunun baskılanması ve Türk lirasında değerlenmeyle sonuçlanır. Ancak bu değerlenme dış ticarette sağlanan bir üstünlük sonucu döviz fazlalığı ile oluşmuş değildir. Yerli parada değerlenmeyi sağlayan küresel sermaye çevreleri ile borçluluk ilişkisine dayalı taahhüttür. Dolar kuru kontrol altına alınmıştır ancak yüksek faiz üretim ve yatırım maliyetlerini radikal boyutta arttırır, bunun sonucunda iflaslar ve işsizlik dalgası yayılır, toplumsal bunalım artar.

Türk lirasının enflasyon oranına endeksli şekilde değer kaybı yaşaması gerekirken, suni şekilde enflasyon oranından düşük tutulan döviz kuru artışı, yerli firmaların içerideki yüksek maliyetler nedeniyle yurt dışıyla rekabet edebilmesinin de önüne geçer, dış ticaret dengesi bozulur, dış açıklar ve dış borçlanma artar. Yüksek faizin bir başka olumsuz yanı da ülke içinde gelir ve servet dağılımını son derece bozmasıdır. Bu dönemde zengin çok daha da zenginleşirken, toplumun büyük bölümü yoksullaşmıştır.

Nominal aldatmacaya gelecek olursak; 2023’te tek bir banknotla alınabilen ürün artık en az 3 banknot ile alınır hale gelmiştir. O gün 100 TL olan ürün bugün 354 TL’dir. Banknot sayısı çoğalmıştır, ancak satın alınan ürün aynıdır. Ya da tersinden okursak, 2023 başında 354 TL ile en az 3 tane alabileceğimiz ürün, aynı para ile bugün 1 adet ürüne denk gelir. Nominal olarak ifade edilen değer, reel bir değeri belirtmez, yalnızca kağıt üzerinde yazılı değeri ifade eder. Ancak o yazılı değerin alabileceği ürün sepeti reel değere ya da paranın satın alma gücüne bağlıdır.

Bahse konu nominal milli gelir artışı da ekonomideki reel değişkenlerdeki bozulmadan kaynaklı olarak gerçek ve anlamlı bir artışı ifade etmemektedir. Aşağıdaki tablodan2 da görüleceği üzere milli gelir (GDP) 2014 yılından günümüze değin dalgalı bir seyir halindedir. Milli gelirdeki bu değişmeyi etkileyen en önemli faktör döviz kurundaki değişimlerdir. 2013 yılında 962 milyar dolar olarak belirtilen milli gelir, ortalama yıllık %4,5 büyüme oranına rağmen 2020 yılına dek düşmeye devam etmiştir. Aradan geçen 8 yılda dolar bazında ekonomi %30’un üzerinde küçülmüştür. Bunun nedeni 2013 yılı başında 1,78 lira olan dolar kurunun 2020 yılı başında 5,95 TL’ye yükselmiş olmasıdır.

Politika faizinin %50’ye yükseltildiği 2024 yılı itibariyle döviz kuru baskı altına alınmış ve bunun sonucunda Türk lirası nominal olarak kağıt üzerinde daha değerli hale getirilmiştir. Ancak yaşanan enflasyon artışı bu değerlenmenin tam tersine olmuştur. Reel olarak Türk lirası ülke içinde satın alma gücünü son derece yitirmiştir. Türk lirası yıllara sair yaşanan birikimli enflasyon nedeniyle miktarsal olarak artarken, yüksek faiz politikası ile suni şekilde değerli hale getirilmiştir. Yüksek faiz ve yüksek borçluluk ortamının uzun süre sürdürülemeyeceği, seçimler öncesi bu politikanın halk üzerinde tepki doğuracağı bir gerçektir. İşte bu açmaz eninde sonunda dolar kurunda hızlı bir artışı ve kur şokunu beraberinde getirecektir. Döviz kuru enflasyona göre endekslenecek olursa, bugün olması gereken dolar kuru yaklaşık 66 TL seviyesidir. Bu dolar kuru üzerinden oluşacak milli gelir dolar bazında 1.6 trilyondan 1.1 trilyon dolara kadar düşerken, kişi başı milli gelir (GDP per capita) ise 19 bin dolardan 13 bin dolara kadar, yaklaşık %45 gerileyecektir. Ancak bu reel değerlendirme son 3 yıldaki enflasyon artışına göre hesaplanmıştır. Olası bir döviz krizinde kurun nereye gideceğini ve nerede duracağını hiç kimse öngöremez.

Sonuç olarak; nominal büyümenin ve milli gelir artışının anlamlı bir karşılığı olmadığı somut veriler eşliğinde görülmektedir. Ekonomik büyüme ancak teknolojik gelişme ve kalkınma ile anlamlı hale gelen bir kavramdır. Gerçekte olan ise dış ticaret açığı ve dış borç stoğunda yaşanan artıştır. Brüt dış borç stoğunda3 son 3 yılda meydana gelen 132 milyar dolarlık artış, nominal büyümenin kaynağının dış borçlar olduğu ortaya koymaktadır. Carry trade olarak ifade edilen, kısa vadede yüksek oranlı faize endeksli yabancı sermaye ülkeden çıkış yaptığında milli gelirdeki tablo tersine dönecektir.

KAYNAKÇA :

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!