1. Haberler
  2. Analiz
  3. O kapıdan girmek için kaç yüz değiştirdin?

O kapıdan girmek için kaç yüz değiştirdin?

featured

Ali Yıldız yazdı…

Türkiye açısından, tarihi bir gündü: 15 Şubat 1999. Aylardır kamuoyu oradan oraya kaçışını izliyordu ama, çoğunluk Abdullah Öcalan’ın yakalanacağını, yakalansa bile Türkiye’ye verileceğini tahmin etmemişti. Başbakan Bülent Ecevit’in açıklamasının ardından, uçaktaki ilk görüntüler yayınlanmaya başladığında, hafızalara kazındı. Öcalan’ın gözleri, bağlanmış haldeydi. Gözlerindeki sargı bandı çözüldüğünde, konuşmalar duyuluyordu:

“Abdullah Öcalan, memlekete hoş geldin.”

“Hoş bulduk.”

Nasıl olsa ağzı açıktı, konuşmaya başladı:

“Türkiye’ye dönünce hizmet edeceğim. Fırsat verirseniz, hizmet ederim.”

Hoş ve boş bir ülkeydi burası, sahibi yoktu. Savcı Talat Şalk ise sorgu sırasında birkaç kez Öcalan’ın, “Beni asarlar mı?” diye, sorduğunu açıklıyordu. Binlerce genci ölüme gönderen “gerilla lideri” icazet dileniyor, “Ben Türkleri severim benim annem de Türk’tü.” demesine rağmen, kardeşi Osman Öcalan, annelerinin Türk olduğu iddiasını yalanlamıştı. İlginçti, örgüt söylemiyle Abdullah Öcalan, “düşmanın eline düşmüştü” ama Osman kardeşine pek üzülmüyordu anlaşılan. PKK’dan ayrılmış, evlenmiş, çocuk sahibi olmuş, fırın işletmeye başlamıştı. Osman durmayacaktı, ölmeden önce, devletin televizyonu TRT’ye çıkarılıp konuk edilecekti.

Ecevit’in “Amerika Öcalan’ı bize niye verdi?” sorusunun yanıtı ise, yıllar sonra ortaya çıkacaktı. Amerika Öcalan’ı vermiş, Fethullah Gülen’i yanına almıştı. Her ikisine de gereksinim duyuyordu.

DARBEYİ SELAMLAYANLAR, DARBELERE KARŞI

FETÖ yapılanması, ülkeyi ele geçirmek için devreye girmişti. Yetmez ama Evet’çiler, askeri darbelere karşı, demokrasi havarisi kesilmişlerdi. Fethullah Gülen’in kitaplarına övgüler düzülüyordu. Oysa 12 Eylül’den hemen sonra, Sızıntı dergisindeki “Son Karakol” başlıklı yazısında başyazar Fethullah Gülen:

“Ne var ki, yıllardan beri, binbir saldırı ile rehnedar olmuş bir bünye, böyle hemen bir mualece ile iyi edilemeyeceği de muhakkaktı. Daha köklü ve daha gönülden bir hareket gerekliydi ki, milli bünyeyi kemiren yıllanmış seretanlar berteraf edilebilsin. Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz.” (1) diyerek, cuntayı selamlamıştı.

1963 yılında CIA’nın desteğiyle kurulan Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği’nin Erzurum kurucularından olan Fethullah Gülen, Gazeteci Mehmet Gündem’i, 11 gün süreyle Pensilvanya’daki dergâhında ağırlamıştı. Yapılan söyleşi 31 Ocak 2005 tarihinden itibaren, 22 gün boyunca Milliyet gazetesinde yayınlandı. Daha sonraları kitap haline getirilen söyleşi, köşe yazarlarının övgüleriyle dolmuştu. 12 Eylül cuntasını selamlamakla yetinmeyen Gülen, Kenan Evren hakkında da şöyle diyordu:

“Evren Paşa, seçmeli din derslerini mecburi yapmakla yararlı bir iş yapmıştır. Gençlerin çoğu onun bu icraatı vesilesiyle din eğitiminden nasiplerini almışlardır. Bu iş kanaatimce öyle büyüktür ki doğrusunu Allah bilir hiçbir sevabı olmasa bile bu icraatı ona yetebilir, ahirette kurtuluşuna vesile olabilir, cennete de gidebilir…” (2)

Cehennemin kapıları, 12 Eylül’de açılmıştı. NATO karargâhlarında Türk heyetine yapılan sunumlarda, Türkiye’nin yarısı Kürdistan olarak gösteriliyor, toplantıyı terk edenlere diş bileniyordu. Ulus devletin sonu gelmişti, Mustafa Kemal’le hesaplaşmak gerekiyordu. Ilımlı İslam önerileri, karşı devrimcileri hareketlendirmişti. Çalıştığı gazeteye darbe düzenlemeye çalışan Hasan Cemal, başta İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu’nun Cumhuriyet gazetesinden ayrılmaları üzerine, okurların boykotuna dayanamayarak istifa ettiğini; Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler, 12 Eylül cuntasına karşı Aydınlar Dilekçesi’ne imza vermediklerini unutmuşa benziyorlardı. (3) Aylık Sosyalist Kültür Dergisi ibareli Birikim’in anlı şanlı Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner, FETÖ’nün gizli ajandası olabileceğini kabul etmiyor, “Bu İslam’ı anlamamak olur.” diyordu. Abant toplantıları, sağ ve sol liberallerin Kabe’si olmuştu. AKP iktidarının devamı için, Hizmet Hareketi’nin hizmetine giren Akil Adamlar, Birinci Açılım Dönemi’nde toplumu azarlamaya başlamışlardı:

“Analar ağlasın mı istiyorsun!”

Sonrası malum. “Ne istediler de vermedik.” diyen dini bütünlerle, alnı secdeye değen Fethullahçılar birbirine girdi, ortalığı ses kayıtları sardı:

“Paraları sıfırladın mı?”

“Efendim babıcım.”

İKİNCİ AÇILIM DÖNEMİNE DOĞRU

“Beraber yürüdük biz yollarda.” şarkı nakaratı, eskilerde kalmıştı. Pensilvanya’da Gülen’i ziyaret eden, selam ve saygılarını gönderenlerin hepsi sütten çıkmış AK kaşığa dönmüş, ‘Hocaefendi Hazretleri’ne küfür etmek için, sıraya girmişlerdi. Nasıl olsa, tüm kurumlar ve medya ele geçirilmişti. Genel Kurmay başkanından, Öcalan’ı sorgulayan Kıdemli Albay Atilla Uğur’a, FETÖ yapılanmasının darbe yapacağını aylar öncesinden isim isim haber veren Askeri Hâkim İsmet Zeki Üçok’a kadar, kumpaslarla hapse atılmış, gururuna yediremeyen subaylar intihar etmiş, komuta kademesi felce uğratılmıştı. Liyakat önemli değildi, esas olan parti devletine biat etmekti.

Ne güzel yazmıştı, “Doksan Beşe Doğru” başlıklı şiirinde, Tevfik Fikret:

“Bir devr-i şe’âmet: Yine çiğnendi yeminler;

çiğnendi, yazık, milletin ümmîd-i bülendi.

Kânun diye, topraklara sürtüldü cebinler;

kânun diye, kânun diye, kânun tepelendi…”

Kemal, Mustafa Kemal’in kurduğu partide, hiçbir zaman Kemalistleri istememişti. Bütün değerler, tepetaklak ediliyordu. Kurtarıcı olarak görülmeye çalışılan CHP, AKP iktidarı ne zaman tökezleyecek olsa, koltuk değneği olarak yardıma koşuyordu. “Tıpış tıpış gidip oy verirler.” denilen Ekmeleddin İhsanoğlu vakası, CHP’nin en unutulmazlarından biriydi sadece. Gün geldi, halkın illallah dediği bir dönemde, olmayan prestijiyle Dersimli Kemal, cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu. Henüz rüştünü ispat etmemiş partilere, babasının kesesinden milletvekilliği dağıtmaya, “Siz belediyelerinizin başında durun.” dediklerine; sonradan harakiri yapacak olan Meral Akşener’in, masayı devirme tehdidine dayanamayarak, İmamoğlu ile Yavaş’a cumhurbaşkanlığı yardımcılığı verdi. Çocuk oyunuydu. Aldım, verdim, ben seni yendim. Yenilen kendisi, kaybeden Türkiye oldu. Meclis fiilen ortadan kaldırılmış, tek adam tamamen egemenliğini ilan etmişti.

ABD’nin unutamadığı reddedilen teskereler, “Bir koyup, üç alacağız!” denildiğinde, kendisine direnen paşalar dönemi, eski Türkiye’de kalmıştı artık. Tam teslimiyetti yaşananlar. Şimdilerde de oyun sürüyor, ne zaman bir umut belirecek olsa, TESEV kurucusu Kılıçdaroğlu, kılıcını çekip arenaya fırlıyor. Çömezi de, abisini izlemekte.

OLMAYACAK DUAYA ÂMİN

ABD Başkanı Lyndon Johnson tarafından, Başbakan İsmet İnönü’ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen mektubun ardından, Donald Trump’ın Erdoğan’a yazdığı ve “Aptallık etme! General Mazlum Kobani ile anlaş.” diyerek yol göstermesi üzerine, yerli ve milliler çıkış yolu aramaya başladılar. Yaşananlar tam olarak Stockholm sendromu ya da celladına âşık olma durumu. “Seni başkan yaptırmayacağız.” diyen de Öcalan da memnun. Geçen dönem, “Beni bitirirler.” endişesi taşırken, bu kez cesur, cezaevi müdürüne verip veriştiriyor. Partiler arası davetler, kapılarda karşılamalar… Belediyesi elinden alınan, hapse atılan Ahmet Türk, nezaketinden iki büklüm. Dün söylenenler unutulmuş, “sayın” ile “barış” sözcükleri havalarda uçuşuyor. Mesir Macuncusu, arkadaşlarını Komisyona göndermekle meşgul.

Oysa, değerli Gazeteci Zülal Kalkandelen, Komisyon oylamasının nasıl olacağını, şöyle aktarıyor:

“Özel’in nitelikli çoğunluk ile karar alma şartı kabul edilse bile CHP’ye ihtiyaç duyulmayacak. Çünkü İYİP komisyona katılmadığından 48 üyeli komisyonda karar kabul oranı ya 2/3 (32 oy) ya da 3/5 oranında (29 oy) olacak demektir. Oran 2/3 olursa AKP+MHP+DEM+Yeni Yol’un toplam 32 oyu yetecek; 3/5 olursa da AKP+MHP+DEM’in toplam 29 oyu yetecek. Demek ki diğer tüm komisyonlarda olduğu gibi TBMM yine iktidarın kararlarını onaylama işlevi görecek ve CHP’ye gerek duyulmadan kararlar alınacak.” (4)

Kimilerine, MHP’nin sergilediği duruş şaşırtıcı gelse de, MHP ile DEM’in ortak noktası; siyasal tarihleri boyunca, ABD-AB emperyalizmine tek laf etmemiş olmaları. Türk ve Kürt milliyetçileri, el ele.  Sınıfsal bilinç yerine, etnik ve dini yapıları, aşiretleri öven, feodal şeyhlerden kahraman çıkarmaya çalışanlarla; Cumhuriyete, laisizme, Mustafa Kemal’e saldıranlara ses çıkarmayıp destek verenler, kol kola. İkinci Cumhuriyetçiler yeniden sahnede.

Yüzlerce belediye çalışanıyla, durduk yere Silivri’ye atılan Ekrem İmamoğlu, Amerikan gazetelerine durumunu arz ederken, Machiavelli’yi mezarında ters çeviriyor. Avukatları aracılığıyla, bir zamanlar Reis’in gözdesi olan Fatih Altaylı’yla yaptığı söyleşide:

“İktidar tarafından girişilen komisyon çabası önemli, değerli ve zorunludur.” derken, bir başka soruyu da şöyle yanıtlıyor: “Aynı şehri paylaştığım komşularımın, dilini azıcık bile olsa bilmem gerekir diyerek Kürtçe öğrenmeye gayret gösteriyorum.” (5)

Halkın gündemiyse bambaşka. Cumhuriyetin kurduğu fabrikalar yok pahasına satılmış, sıra ormanlara, maden arama izni verilip delik deşik edilen topraklara, para karşılığı verilen vatandaşlığa kadar uzanmış, ülke kara para, uyuşturucu baronlarının barınağına dönmüş. Vatandaş pahalılıkla baş etmeye çalışırken, her sabah yeni bir rezaletle karşı karşıya… Ne siyasetçiye ne de hukuka güven kalmamış. BOP Kafkasya’ya uzanmış, Dışişleri memnun. Gerici, etnikçi söylemlere duyulan öfkenin artmadığını kim iddia edebilir? Temcit pilavı gibi ısıtılıp duran bu film, daha önce de izlendi, “Bombaları nereye gömdüğünüzü biliyoruz.” denilmesine rağmen, unutulmamalı ki şehirlerde patlayan bombalar, hendek savaşlarıyla bitti.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, atalete düşülmemeli. Bu ülkenin devrimci bir damarı var. Örgütleyenler kazanacak.

NOTLAR

1- Sızıntı Dergisi, Ekim 1980, Yıl: 2, Sayı: 21.

2- Mehmet Gündem, Fethullah Gülen’le 11 Gün, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, Mart 2005.

3- Bkz: Aydınlar Dilekçesi Davası, Adam Yayınları, I. Baskı, İstanbul, 1986.

4- Zülal Kalkandelen, Cumhuriyet gazetesi, Komisyon Tuzağı, 30.07.2025.

5- www.veryansintv.com, 11.08.2025.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!