Obama’nın parmakla çağırdığı Davutoğlu, Trump’ın Erdoğan’a gönderdiği mektuptan utanmış

Ahmet Davutoğlu, Karar gazetesindeki söyleşisinde yine dış politikadaki uygulamalarını savundu, AKP'nin kötü sonuçları kendisine yüklediğini belirtti. Yıllardır Beşar Esad'ı yıkmanın hayalini kuran Davutoğlu şimdi 'Muhalefet ile rejimin görüşme yapmasını sağlardım' dedi. Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlığı döneminde Obama'dan Putin'e kadar diğer ülke başkanlarının parmakla çağırdığı Davutoğlu, Trump'ın mektubuna yeterli tepkinin verilmediğini söyledi.

Obama’nın parmakla çağırdığı Davutoğlu, Trump’ın Erdoğan’a gönderdiği mektuptan utanmış

Eski Başbakan ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun Karar gazetesine verdiği söyleşinin ikinci bölümü yayımlandı.

Davutoğlu, Suriye’de Beşar Esad’ı yıkma hayaliyle başlayan hezimetleri konusunda özeleştiri yapmaktan yine kaçındı. Türkiye’nin Rusya ve Çin ile geliştirdiği ilişkileri eleştiren Davutoğlu, ABD basınında yer alan iddiaları gündeme getirerek Türkiye’nin Uygurlara yönelik kötü muameleye sessiz kaldığını savundu. Rus uçağının düşürülmesinin ardından Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan “biz düşürdük” açıklamasını eleştiren Davutoğlu, bu açıklama ile gizli diplomasi şansının bittiğini ve krizin doğduğunu belirtti. Davutoğlu, “Rus uçağının düşürülmesi emrini bizzat ben verdim” sözlerini ise unutmuşa benziyor.

İşte Davutoğlu’nun söyleşisinden bir bölüm:

Elif Çakır: Peki şunu diyebiliyor musunuz; Dış politikada güzel şeyler yaptık ama Suriye politikalarında yanlışlar da yaptık, evet hatamız oldu.

Ahmet Davutoğlu: Tabii. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, Türkiye’nin Suriye politikası ilkesel, ahlaki ve reelpolitik olarak doğru bir politikaydı. Ancak yapabileceğiniz şeyler, yapamayacağınız şeyler var. Hiçbir zaman bir ülke küresel güç bile olsa ABD bile istediği her şeyi gerçekleştiremez. Biz de Suriye’de istediğimiz her şeyi gerçekleştiremedik. Noktasal olarak hesap hataları da yapmış olabiliriz. Elimizdeki imkanlarla, samimi bir niyetle ülkemiz ve bölgemiz için doğru olduğuna inandığımız şeyleri yapmaya çalıştık. Bu çabalarımızın bir kısmında, öngörülerimizde yanılmış da olabiliriz.

‘KAZANIMLARI KENDİLERİNE PROBLEMLERİ BAŞKALARINA YAZIYORLAR’

Ancak, benimle alakalı olmayan veya benimle sınırlı olmayan pek çok başlık da bana mal edilmeye çalışılıyor. Emevi Camisinde namaz gibi benim sarf ettiğim sözler bana atfediliyor. Dış politikanın MGK’da, Bakanlar Kurulunda, siyasi hiyerarşi ve karar alma süreçlerinde alınan kararlarla yürütüldüğü unutuluyor. Hayatımın hiçbir döneminde üstlendiğim bir görevle ilgili sorumluluktan kaçmadım, ancak bilinçli ve kasıtlı bir çabayla, belli bir strateji neticesinde karar alma süreçlerindeki geniş halka göz ardı edilip dış politikadaki aksaklıkların sorumluluğu bana yükleniyor. Bu doğru olmadığı gibi, hakkaniyetli de değil.

“Son dönemde dış politika konusunda hicapla izlediğim husus şu ki; beraber politika yaptığımız, devlet kararlarını beraber aldığımız insanlar, cumhurbaşkanı, başbakanlar, bakanlar kazanımlar olduğunda haneye kendilerini yazıyorlar, çıkan problemleri de 3,5 sendedir hiçbir devlet görevi yürütmeyen bir başkasına , devri sabık yaparak yüklemeye çalışıyorlar. Eğer bu politikalar yanlışsa üç senedir değiştirseydiniz. Ben şimdi yürüyen dış politikayı eleştirebilirim çünkü 3,5 yıldır ben burada yokum. Hemen söyleyeyim; çok yanlış bir dış politika yürütülüyor.

Ben başdanışmanken ortada bir Dışişleri Bakanı var, Başbakan var, Cumhurbaşkanı var ama sorumlu benim. Ben Dışişleri Bakanı oluyorum, bu sefer Başbakan var, Cumhurbaşkanı var, yine sorumlu benim. Ben Başbakan oluyorum, bu sefer Dışişleri Bakanı var, onun sorumluluğu değil, Cumhurbaşkanı’nın sorumluluğu değil yine ben sorumluyum.

‘CUMHURBAŞKANI ‘MEKTUBU TAKDİM ETTİM’ DEYİNCE UTANDIM’

Ahmet Taşgetiren: Siz herkesi etkilemiş olabilir misiniz?

Ahmet Davutoğlu: O kadar kuvvetli miyim? (Gülüyor) O zaman benim vizyonumda dış politika nereye geldi ona bakalım. Suriye denkleminden bakmayalım bu dış politikaya sadece. O dış politikayla Türkiye AB sürecini en üst düzeye getirdi. Ben başbakanlıktan ayrıldığımda Türkiye ile AB arasında vize muafiyeti anlaşması imzalanmak üzereydi. O zaman onu da haneye yazın.

Dış politikada benim dönemimde de ABD ile gerilimler çıktı. Ama bugün olduğu gibi Trump’tan bir ABD başkanından bu kadar rezil bir mektup almadı Türkiye. Aksine gerektiğinde 1 Mart tezkeresindeki gibi parlamentonun saygın kararıyla ABD ile karşı tavır da aldı ama kriz yaşamadı. Mavi Marmara krizini yaşadık. Nükleer anlaşmayı yaşadık İran ile. Ama ABD ile öyle bir kriz yaşamadık. Eğer böyle bir mektup ben Dışişleri Bakanı iken bizim bir büyükelçimiz tarafından bana getirilseydi, ben önce o büyükelçiyi görevden alırdım. Nasıl bu mektubu kabul edersin diye. Sonra da aynen iade ederdim. Eğer Dışişleri Bakanı bana getirseydi onu görevden alırdım. Her şey geçer, o mektup Türkiye Cumhuriyeti’nin kayıtlarında kalır. Bütün dünya kayıtlarında kalır. O mektup iade edilirken Cumhurbaşkanı’nın kullandığı tabir Türkçe’den İngilizce’ye çevrildiğinde bu sefer uluslararası alanda utandım. “Takdim ettim mektubu” diyor. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı kimseye böyle bir mektubu takdim etmez. Bu mektup ancak iade edilir. Çok kriz yaşadık ama hiçbiri bunu yapamadı. Benim eleştirildiğim dönemde Rusya ile olan politikalara bakarsanız. Vize muafiyeti anlaşmasını imzalayan benim. Stratejik işbirliği anlaşmasını imzalayan benim. Dış ticaret ilişkilerimiz en yüksek seviyeye çıktı. Konjonktürel olarak bir uçak düşürülme krizi yaşadık. O krizin tırmanmasının temel sorumlusu, o sabah bizim talimatlarımıza rağmen Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamadır. “Rus uçağını biz düşürdük” açıklaması. Rusya ile gizli diplomasi yapma şansımız varken, o şansı yok eden o açıklamadır.

UYGURLARA EN SESSİZ KALAN ÜLKE TÜRKİYE

Yıldıray Oğur: Kemal Kılıçdaroğlu “Türk dış politikası Putin’e bağlı hale geldi” dedi. Siz katılıyor musunuz bu görüşe?

Ahmet Davutoğlu: Ona da geleceğim. Çin ile ilişkiler bakın en kapsamlı ziyaretlerin yapıldığı ilişkilerin stratejik bir zemine aktarıldığı dönem. Sayın Tayyip Erdoğan Başbakan iken 2009’da yani ben yeni bakan olmuştum. Uygur bölgesindeki olaylara “soykırım” dedi. Ve o ilişkilerde bir türbülans yaşandı. Gerekirse doğruları söylediğiniz için sorun yaşarsınız sonra bu sorunu yönetirsiniz. O ilişkileri tekrar rayına oturtmak için biz Çin’e gidip Çin Dışişleri Bakanı ile ilişkileri tekrar bir çerçeveye oturttuk. Ama bugün yine utanç duyuyorum; Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yapılan zulümler karşısında en sessiz kalan ülke Türkiye’dir. Hangi politika başarılı? Bu sessizliği dünyaya nizam verme iddiasındakilerin açıklaması gerekiyor.
Bölgesel politikalara gelelim. Türkiye, Sırbistan, Bosna-Hersek üçlüsü, Türkiye, Suriye, Irak, Lübnan dörtlüsü, Türkiye, Afganistan, Pakistan üçlüsü, Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan üçlüsü, İsrail-Suriye barış görüşmeleri, İran nükleer anlaşmaları o dönemde yapıldı. Afrika’daki 12 büyükelçilik sayısı, 39 büyükelçiliğe çıktı. Bir muhasebe yapılacaksa bütün bunlar yazılacak.

‘SURİYE MUHALEFETİ İLE REJİM GÖRÜŞMELERİNİN HIZLANDIRILMASINI SAĞLARDIM’

Yıldıray Oğur: Tamam, Türkiye, Suriye’de 40 yıllık bir diktatör rejimine karşı ayaklanan Suriyelileri destekledi. Ama günün sonunda Rusya ve İran’ın Esad’ın yanında ağırlığını koymasıyla Suriye’de muhalifler kaybetti ve Esad kazandı. Bugün iktidarda olsanız Suriye konusunda siz ne yapardınız?

Ahmet Davutoğlu: İlk adım olarak Suriye muhalefetiyle rejimin yaptığı görüşmelerin çözüm çıkacak şekilde hızlandırılmasını sağlardım.

‘MISIR’LA DOĞU AKDENİZ İÇİN YOĞUN GÖRÜŞÜLMELİ’

Yıldıray Oğur: Peki Mısır’la ne yapardınız?

Ahmet Davutoğlu: Bence Doğu Akdeniz söz konusu olduğunda görüş ayrılıkları bir kenara bırakılarak Lübnan’la, Mısır’la yoğun olarak görüşülmesi lazım. Doğu Akdeniz konusuyla ilgili bütün taraflarla görüşülmeli. İsrail’le 2013’te bizim dediğimiz denklemde anlaşma yapılsaydı İsrail ile de görüşülmesi gerekirdi. Ama olmadı. Anti-demokratik uygulamaları ve Sisi’nin darbeci karakteri parantez içine alarak onunla ilgili tutumumuzu değiştirmeksizin herhangi bir darbeyi meşru kılmaksızın Mısır’la Doğu Akdeniz sorunu görüşülmeli. Suriye ile ilgiliyse muhalefetle oturup görüşülerek sağlam bir anayasal zemin oluştuğu zaman herkesle görüşülür ben bunu hep söyledim. Libya’yla ilgili şu anlaşmanın kendisi doğru ama anlaşmanın getirdiği harita teknik olarak nasıl planlandı onu bilmiyorum. Türkiye ile Libya arasında Doğu Akdeniz’deki ekonomik bölgelerle ilgili bir anlaşma yapılması Türkiye’nin bu kuşatmayı kırması için zaruriydi. Libya’nın meşru hükümetine destek vermek de doğrudur. Askeri eğitim desteği de verebilir, çünkü BM onu tanıyor. Ama Türk askerinin fiilen muharip bir güç olarak alanda herhangi bir çatışmaya girmesini kesinlikle doğru görmüyorum.