Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde dün bir okulda 16 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırının ardından öğretmenler yurt genelinde yaptıkları eylemlerle okullarda şiddetin önüne geçilmesi taleplerini dile getirdi. Sendikaların aldığı iş bırakma kararları nedeniyle birçok okul boş kalırken, veliler de eyleme destek verdi. Yapılan basın açıklamalarında okullarda artan şiddetin “münferit olmadığı” vurgulanarak, önlem alınması talepleri dile getirildi.
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde dün bir okula düzenlenen ve 16 kişinin yaralandığı silahlı saldırının ardından eğitimciler, sendikaların öncülüğünde protestolar düzenledi. Bazı öğretmenler iş bırakırken, sendikalar yurt genelinde basın açıklamaları yaptı.
Protestoların sürdüğü saatlerde Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’na bir 8. sınıf öğrencisi tarafından silahlı saldırı düzenlendiği haberi yansıdı. Bu saldırıda 1’i öğretmen, 3’ü öğrenci olmak üzere 4 kişi hayatını kaybetti.
Eğitim-Bir-Sen, Siverek ilçesinde bir lisede yaşanan silahlı saldırıya tepki göstererek Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıklama yaptı.
“Eğitimde şiddete hayır” pankartı ardında toplanan sendikalılar, “Okulda şiddet istemiyoruz”, “Öğretmene uzanan eller kırılsın”, “Okulda ölmek istemiyoruz” ve “Şiddete karşı omuz omuza” sloganları atarak, “Okulda şiddete öfkemiz büyük”, “Okulda silahın işi ne”, “Şiddet, acı ve gözyaşı demek” ve “Nereye bu gidiş” yazılı dövizler taşıdı.
‘HERKES ‘NEREYE BU GİDİŞ’ SORUSUNU SORMALI’
Basın açıklamasını okuyan Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Talat Yavuz, şunları söyledi:
“Şiddet olayları toplum içinde yaygınlaşmış, eğitim kurumları şiddet olaylarının sıklıkla yaşandığı alanlara dönüşmüş, eğitim çalışanları şiddetin adeta açık bir hedefi olmuştur. Bu manzara, toplumsal değerlerin çöküş göstergesidir. Bu yaşananlar karşısında herkesin başını iki elinin arasına alıp, nereye bu gidiş sorusunu sormalı, sorumluluğunu düşünmelidir. Öğretmenin itibarsızlaşması, toplumsal değerlerin çöküş alametidir. Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde sıklıkla görülen silahlı okul baskınının bir benzerinin ülkemizde gerçekleşmesi, bugüne kadar yaşananlar sebebiyle görevleri başında can güvenliğinden endişe duyan eğitim çalışanlarını, daha büyük bir endişeye sevk etmektedir.
Tüm Türkiye’de bir gün iş bırakarak gösterdiğimiz tepki bu büyük endişenin görülmesini sağlamak amacı taşımaktadır. Biz öğretmene değer her şeye değer derken toplumda öğretmen sahipsizdir, vuranın yanına kar kalır düşüncesi hakim olmaktadır. Bu iklimde maalesef öğretmenler, öğrencisinden ve velisinden korkar hâle gelmiştir. Bu tablo doğru değildir. Bu tablodan ülkemize fayda gelmez. Yarınlarımız aydınlanmaz. Bu tablodan sevgi çıkmaz, saygı çıkmaz. Bu tabloyu kabul etmiyoruz.
‘BU DURUM TOPLUMSAL ÇÜRÜMEYİ AÇIKÇA GÖZLER ÖNÜNE SERMEKTEDİR’
Siverek’te Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde eski bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen saldırı, bir kez daha göstermiştir ki; okullarımızda eğitimcilerimize ve öğrencilerimize yönelen şiddet artık münferit değil, yaygın bir toplumsal sorundur. Bu durum, toplumsal çürümeyi açıkça gözler önüne sermektedir. Bugün daha iyi bir eğitim için müfredatı, pedagojiyi ve geleceği konuşmamız gerekirken; şiddeti konuşmak zorunda kalıyoruz. Bunun sebebi, şiddetin artan toplumsal maliyetine rağmen, çözüm üretmekte yetersiz kalınmasıdır. Artık öyle bir noktadayız ki, eğitim çağındaki çocuklar şiddetin faili hâline gelmekte, silaha erişim kolaylaşmakta ve okullar güvenli alanlar olmaktan uzaklaşmaktadır.
Aklı olanın da olmayanın da öğretmene, öğrenciye ve eğitim çalışanına yöneldiği bir zemin oluşmaktadır. Bu gidiş kabul edilemez. Eğitimciye yönelik şiddet, bireysel bir suç olmaktan çıkmış; doğrudan bir iş güvenliği sorunu hâline gelmiştir. Eğitimcilerimize yönelik her saldırı, geleceğimizi karartmakta, eğitim ortamını zehirlemekte ve toplumsal huzuru tehdit etmektedir. Buradan açık ve net söylüyoruz: Siverek’te yaşanan bu hadise, failin sanal medya üzerinden yaptığı tehditlerin zamanında tespit edilmesiyle önlenebilirdi.”

‘OKUL POLİSİ UYGULAMASI YAYGINLAŞTIRILMALIDIR’
Yavuz açıklamasının sonunda taleplerini sıralayarak, “Sanal medya üzerinden yapılan tehditler tespit edilmeli ve bölgedeki güvenlik birimleri harekete geçirilmelidir. Eğitim hakkını korumak, eğitim ortamında güvenlik ve huzuru sağlamak için öğrenci disiplin yönetmeliği yenilenmelidir. Dijital mecralar yoluyla yapılan istismar, tehditler ve akran zorbalığı konusunda ebeveynlere sorumluluk yüklenmelidir. Okul polisi uygulaması yaygınlaştırılmalıdır. Her okula rehber öğretmen normu verilmeli, okullardaki rehberlik hizmetleri artırılmalıdır. Sanal dünyada yapılanların gerçek ve bağlayıcı adli sonuçları olduğu bilinci öğrencilere kazandırılmalıdır” dedi.
İzmir’de faaliyet gösteren Eğitim Sen, Eğitim-İş, Hürriyetçi Eğitim Sen, Anadolu Eğitim Sen, Eğitimin Gücü Sen, TEÇ-SEN ve Öğretmen Sendikası, Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir okulda meydana gelen ve 16 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırıya ilişkin ortak basın açıklaması yaptı. Bir günlük iş bırakma eylemi gerçekleştiren sendikalar, farklı noktalarda toplanarak Konak SGK binası önünde buluştu ve buradan İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü binasına yürüyüş gerçekleştirdi.

‘YAZIKLAR OLSUN YUSUF TEKİN’
Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay da polis barikatına tepki gösterek şöyle konuştu:
“Okulda öğretmenini koruyamayan, çocuklarını aç, susuz bırakan bakanlık, öğretmenin önüne barikat kurmuş. Okulda öldürülüyor. Bakanlık önünde gerçekleri söyleyecek, şiddete uğruyor. Yazıklar olsun Yusuf Tekin. Yazıklar olsun AKP. Yazıklar olsun. En güvenli olması gereken yerlerdir okullar. Eğer ki bir toplumda okulda şiddet varsa, okul adeta bir cinayet mahalline dönüştüyse o toplumda hiçbir yerde güven yoktur. Hiçbir yerde güven yoktur. Bakın, bugün bakanlığın giriş kapısından girmek istesiniz, güvenlikle karşılaşırsınız. Bakanlara bir şey söylemek isteseniz, yanlarında koruma ordularıyla karşılaşırsanız. Bakanlıktan içeriye girerken çantanızda tırnak makası olsa alınır. Meclis’ten içeriye girerken, yakınızda rozet olsa çıkartılır. Öğretmen arkadaşlarımız sınavlarda görev alırken, cebindeki anahtar alınsın, bugün Türkiye’de okula pompalı tüfekle gidiyorlar, bugün okulda öğretmenler öldürüyorlar.
Şiddet çok katmanlıdır. Bunun birçok sebebi var en temel sebebinin toplumdaki yoksulluk, hukuka, adalete güvensizlik, geleceksizleştirme olduğunu biliyoruz. Ama ivedilikle yapılabilecek, yani patronların vergisini sileceğinize, sarayda saltanat içinde yaşayacağınıza, vakanın arkasında onlarca koruma tutacağınıza, formül basit, tıpkı Hababam Sınıfı’nda olduğumuz gibi. Biz okul kapılarında ‘aç kapıyı Veysel Efendi’ diyeceğimiz Milli Eğitim Bakanlığı’nın kadrolu bir güvenlik görevlisi istiyoruz.
Bu cinayetlerin faili onu işleyenler değil, bu tedbirleri almayan, sorumluluklarını yerine getirmeyen, sorumsuz olan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.”

Eğitim Sen Genel Sekreteri Zülküf Güneş ise Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde düzenlenen silahlı saldırıda yaralananlara geçmiş olsun dileklerini ileterek, şunları söyledi:
“Bugün burada, dün yaşanan ve hepimizi derinden sarsan olayın ardından bir araya gelmiş bulunuyoruz. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yaşanan saldırı, yalnızca bir okulda gerçekleşmiş münferit bir olay değildir. Bu olay, içinde bulunduğumuz toplumsal ve siyasal düzenin, eğitim sistemi ve kamusal sorumluluğun nasıl aşındığını açık biçimde ortaya koyan ağır bir kırılmadır. Henüz çok yakın zamanda, sınıfında ders anlatırken katledilen meslektaşımız Fatma Nur Çelik’in acısı hala tazeyken, bugün bir başka okulda bir başka trajedinin yaşanması tesadüf değildir. Bu durum, sistematik bir çürümenin, derinleşen şiddet ikliminin sonucudur. Okullar artık yalnızca eğitim verilen yerler olmaktan çıkarılmış, kutuplaştırmanın, çeteleşmenin ve şiddetin alanı hâline getirilmek istenmektedir. Buradan açıkça ifade ediyorum, eğitimde eşitsizlikleri derinleştiren, kamusal niteliğini aşındıran, okulları bilimsel ve laik temellerden uzaklaştıran siyasi anlayış, denetim mekanizmalarını işlevsizleştirmiş bürokratik yapı ve bu sürecin sorumluluğunu taşıyan yöneticiler bu tablonun doğrudan sorumlusudur.
Bu ülkede yöneticilerin kullandığı dil ayrıştıran ve ötekileştiren bir karakterde ise orada şiddetin yaygınlaşması kaçınılmazdır. Bu şiddet sarmalının ilk hedefi maalesef her seferinde kadınlar, gençler veya çocuklar oluyor. Bu nedenle buradan çok net bir çağrı yapıyorum: Eğitim müfredatları derhal gözden geçirilmeli. Irkçı, cinsiyetçi, gerici ve ötekileştirici içerikler yerine çoğulcu, eşitlikçi, barışı ve birlikte yaşamı esas alan bir eğitim anlayışı inşa edilmelidir. Çocuklara rekabeti değil dayanışmayı, itaati değil sorgulamayı, ayrımcılığı değil eşitliği öğreten bir müfredat hayata geçirilmelidir. Eğitim alanında yaşanan çöküşün, bu şiddet ikliminin baş sorumlusu olduğu Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, eğitim emekçilerinden, öğrencilerden ve toplumdan derhal özür dilemeli ve görevinden istifa etmelidir.”

‘ÖFKE, UMUTSUZLUK, BUGÜN OKUL KORİDORLARINDA SİLAH SESİ OLARAK YANKILANIYOR’
Sendikalar tarafından yapılan ortak açıklamada, söz konusu saldırının münferit bir olay değil eğitim sisteminde uzun süredir devam eden yapısal sorunların bir sonucu olduğu vurgulanarak, şu ifadelere yer verildi:
“Bugün burada hesap sormak için bulunuyoruz. Çünkü okullar kan gölüne dönüyor, ama sorumlular hâlâ izlemekle yetiniyor. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir lisede yaşanan silahlı saldırı; ne bir kaza ne de münferit bir olaydır. Bu saldırı, eğitimin ve öğretmenin yıllardır sistemli biçimde değersizleştirildiğinin, gençliğin geleceksizleştirildiğinin ve okulların bile isteye sahipsiz bırakıldığının açık ilanıdır. Bugün eğitim, çocuklarımıza umut vermiyor. Bugün eğitim, gençlerimize gelecek kurdurmuyor. Gençlerimiz hayal kuramıyor, yarına inanamıyor. Çünkü bu sistem, onları hayata değil; çaresizliğe, öfkeye ve çıkışsızlığa sürüklüyor. Ve işte o öfke, o umutsuzluk, bugün okul koridorlarında silah sesi olarak yankılanıyor.
En güvenli olması gereken yerler olan okullar nasıl oldu da en güvensiz alanlara dönüştü? Bilimin, aklın, aydınlanmanın mekânı olması gereken okullar, nasıl oldu da çocukların camdan atlayarak canını kurtarmaya çalıştığı yerlere dönüştü? Bu bir çöküştür. Bu, eğitimde güvenlik politikasının iflasıdır. Bu, öğretmeni yalnız bırakan, okulu kaderine terk eden anlayışın eseridir. 10 öğrenci, 4 öğretmen, 1 kantinci ve 1 polis memurunun yaralandığı, çocukların panikle camlardan atladığı bu saldırı artık ‘münferit’ denilerek geçiştirilemez. Okullar eğitim yuvası olmaktan çıkmış, şiddetin kol gezdiği alanlara dönmüştür. Biz burada bulunan sendikalar olarak yıllardır uyarıyoruz. Daha kısa süre önce öğretmenimiz Fatma Nur Çelik katledildiğinde söyledik.

‘ÖĞRETMENİN VE ÖĞRENCİNİN CAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAYAMAYAN HİÇBİR YÖNETİM BU SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ’
‘Okullarda şiddet artıyor, önlem alınmazsa daha ağır sonuçlar yaşanacak!’ Peki ne yaptınız? Hiçbir şey. Ne ciddi bir güvenlik politikası oluşturuldu, ne rehberlik ve psikolojik destek güçlendirildi, ne de eğitim emekçileri korunabildi. Bugün öğretmenler ders anlatırken can güvenliğini düşünüyor. Bugün öğrenciler okula giderken sağ salim eve dönebilecek mi diye hesap yapıyor. Bu tabloyu yaratanlar bellidir. Eğitimi bilimsellikten, laiklikten ve kamusal sorumluluktan koparanlardır. Okulları ideolojik ve piyasacı anlayışlara teslim edenlerdir. Sorumluluk almayanlardır. Şiddetin sadece fiziki güvenlik önlemleriyle engellenemeyeceği de bilinmelidir. Toplumsal eşitsizliklerin derinleştiği, geleceksizliğin yaygınlaştığı, gençlerin eğitim bağıyla zayıfladığı ve dışlandığının olgunlaştığı koşullarda ortaya çıkmaktadır. Buradan bir kez daha açıkça uyarıyoruz: Okullarda güvenlik bir temenni değildir, devletin asli görevidir. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri vitrin süsü değildir, hayati bir ihtiyaçtır. Öğretmenin ve öğrencinin can güvenliğini sağlayamayan hiçbir yönetim bu sorumluluktan kaçamaz.
Eğer bir öğretmenin, bir öğrencinin daha saçının teline zarar gelirse, bunun siyasi ve idari sorumluları bellidir. İşte bu yüzden buradayız. İşte bu yüzden artık yeter diyoruz. Yaşanan bu saldırı ‘Güvenli okul, sağlıklı eğitim istiyoruz’ talebimizin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Biz bu ülkenin eğitim emekçileri olarak yalnızca eleştirmiyoruz; çözüm üretiyoruz, yol gösteriyoruz, sorumluluk alıyoruz. Aylar değil, yıllardır söylüyoruz: Okullarda güvenlik tesadüfe bırakılamaz. Kadrolu güvenlik görevlisinden rehberlik hizmetlerine, psikososyal destekten sağlıklı beslenmeye kadar dile getirdiğimiz tüm talepler; sadece fiziki iyileştirme talepleri değildir. Bunlar, öğretmenin can güvenliğini, meslek onurunu ve öğrencinin yaşam hakkını koruma mücadelesidir. Buradan bir kez daha, altını çizerek taleplerimizi kamuoyuna ve bu Bakanlığa ilan ediyoruz: Okullarda revir ve sağlık görevlisi bulunmalıdır. Okul girişlerinde kadrolu güvenlik görevlisi görevlendirilmeli, girişlerde denetim sağlanmalıdır.

‘SUSMAYACAĞIZ, ALIŞMAYACAĞIZ, NORMALLEŞTİRMEYECEĞİZ’
Okullarda yeterli sayıda kadrolu temizlik personeli görevlendirilmelidir. Her öğrenci için ücretsiz, sağlıklı okul yemeği ve temiz içme suyu sağlanmalıdır. Her okula rehber öğretmen atanmalı, öğrenci sayısına göre rehber öğretmen sayısı artırılmalıdır. Rehber öğretmenlerin raporları dikkate alınmalıdır. Ülkemizdeki sosyal hizmetler sistemi geliştirilmeli ve okullarla sosyal hizmetler arasında ilişki kurulmalıdır. CİMER üzerinden öğretmenler üzerinde kurulan baskıya son verilmelidir. Kalabalık sınıflar azaltılmalı, yeni okul binaları ve derslikler yapılmalıdır. Sanat ve spor dersleri güçlendirilmeli, okul takımları ve sanat kulüpleri yaygınlaştırılmalıdır. Tüm okullar TSE güvenlik ve fiziki koşul standartlarına uygun hâle getirilmelidir. Bu talepler lütuf değil, en temel haktır. Bu talepler ertelenemez, görmezden gelinemez.
Bir kez daha söylüyoruz: Okulları güvensiz bırakanlar, bu tablonun sorumluluğundan kaçamaz. Biz buradayız, takipçisiyiz ve bu mücadeleden geri adım atmayacağız. Gelin, artık yeter diyelim! Gelin, çocuklarımızın ve meslektaşlarımızın yaşamı için omuz omuza duralım. Gelin, çocuklarımıza güvensiz okullar değil, umut vadeden bir gelecek bırakalım. Gelin, eğitimi şiddetten, karanlıktan ve çaresizlikten birlikte kurtaralım! Burada bulunan eğitim sendikaları olarak bir kez daha haykırıyoruz. Susmayacağız, alışmayacağız, normalleştirmeyeceğiz. Eğitimde şiddete karşı gerçek, somut ve acil önlemler alınana kadar mücadelemiz sürecek.”
Sendika üyeleri, basın açıklamasının ardından yarım saatlik oturma eylemi gerçekleştirdi.
