CHP’nin Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından çarşamba günleri İstanbul’un bir ilçesinde, hafta sonları ise Türkiye’nin farklı illerinde düzenlediği “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 57’ncisinin adresi Afyonkarahisar oldu.
İmamoğlu’nun Silivri’den Afyonkarahisar’a yolladığı mektubu, CHP Afyonkarahisar İl Başkanı Faruk Duha Erkan okudu.
İmamoğlu, şunları kaydetti:
“İnsanıyla da kalesiyle de hep dimdik duran, bize bağımsızlığımızı kazandıran Büyük Taarruz’un şehri Afyonkarahisar. Merhaba! Sizleri sevgiyle, saygıyla, hasretle selamlıyorum. Her birinizi özlemle kucaklıyorum. Afyonkarahisar, köklü ve şanlı tarihiyle olduğu kadar, dünyaya nam salmış güzellikleriyle, bolluğu bereketiyle de özeldir ama Afyonkarahisar’ın en büyük, en özel zenginliği insanıdır. Çalışkan, cesur ve her koşulda ülkesinin geleceğine sahip çıkan sizlerle gurur duyuyorum. Bu güzel şehre değer katmak için çalışan Belediye Başkanımız Burcu Köksal’a yürekten teşekkür ediyorum. Milli iradeye, hukuka ve demokrasiye sahip çıkma mücadelesindeki tüm gayretleri için partimizin il başkanı Faruk Duha Erhan’a ve tüm örgütümüze teşekkür ediyorum.
‘MANSUR YAVAŞ BAŞKANIMIZI HEDEF ALAN OPERASYON…’
Sevgili vatandaşlarım; ülkemiz çok uzun zamandır büyük krizler yaşıyor. İktidarın yol açtığı ekonomik, siyasi, idari krizler birbirini besliyor ve büyütüyor. Krizlerin ağır faturasını millete ödeten iktidar, milli iradeyi baskı altına alabilmek, önümüzdeki seçimleri bugünden dizayn edebilmek için attığı hukuk dışı adımlarla, ülkeyi bir uçurumun eşiğine getirmiştir. Yargıyı alet ederek Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Cumhuriyet Halk Partili belediyelere yönelik siyasi operasyonlar düzenleyenlerin amacı, adaleti sağlamak değildir. Onlar; vicdanlarını, adalet duygularını çoktan kaybettiler. Sokaktan, çarşıdan, pazardan, vatandaştan koptukça zalimleştiler. Son olarak Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne yapılan ve çok değerli Mansur Yavaş Başkanımızı hedef alan operasyon da hukuk tanımaz bir vicdansızlığın ürünüdür. Milletimiz bir Melih Gökçek’e bir de Mansur Yavaş’a bakıyor ve yargıyı siyasete alet edenlerin asıl maksadını görüyor.
‘TEK ÇARE…’
Vatandaşın devletin adaletine duyduğu güven, ciddi bir biçimde sarsılmıştır ve bu, başta ekonomi olmak üzere, ülkemizin bütün dengelerini sarsmaktadır. İktidar hukuk ve demokrasiden uzaklaştıkça, vatandaşın refaha ve berekete ulaşması mümkün değildir. İktidar, vatandaşın hak ve hürriyetlerini yok saydıkça, toplumsal birlik ve düzen bozulmakta, ülkenin huzuru kaçmaktadır. Tek çare, derhal millete gitmek ve milli iradenin hakemliğinde, hızla hukuka ve demokrasiye dönmektir. Milletimizin de arzusu ve beklentisi budur. Sandık gelecek ve Türkiye, yeni ve umut dolu bir yola girecek. Milletimizin adaletine ve ferasetine hep güvendim, hep güveneceğim. Milletçe bu badireyi de aşacağız ve hep birlikte, yöneticilerin vatandaş karşısında haddini bildiği, milletin ortak menfaatinin her şeyin ve herkesin üstünde tutulduğu, insanca, hakça bir düzen kuracağız. Türkiye’yi bereketin ve bolluğun, birliğin ve kardeşliğin ülkesi yapacağız. Bu kutsal amaca ancak, herkesi kendisiyle bir ve eşit gören, kendisi için ne istiyorsa başkası için de onu isteyen bir anlayışla varılabilir. Onun için diyoruz ki; Herkes için her yerde, önce adalet, önce hürriyet. Bizim yolumuz, en zor şartlarda bile gelecek güzel günlere inanmaktan vazgeçmeyenlerin yoludur. O çakmak çakmak mavi gözleriyle Kocatepe’den Afyon Ovası’na vatan ve millet aşkıyla bakan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Hiçbir güç bizi bu yoldan döndüremedi, döndüremeyecek. Kendilerini milletten büyük görenler kaybedecek, 86 milyon kazanacak. Her şey çok güzel olacak.”

ÖZEL’DEN ‘MANSUR YAVAŞ’ ÇIKIŞI
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, mitingde yaptığı konuşmada, şunları söyledi:
“Siyaset öncelik belirleme işidir. Benim önceliğim, bizim önceliğimiz bu meydandır. Oradan bizleri dinleyenlerdir. Evlerinde, ekran başında bizi dinleyenlerdir. Ama Erdoğan’ın önceliği başkalarıdır. O, 19 Mart darbe sürecinde sizin, bizim rezervimizi sadece zenginlere, paralarını alıp gidenlere, borsadan çıkanlara, döviz yaptıranlara, yabancı yatırımcılara harcadı ve sen dönüp isteyince ‘yok’ diyor. Bakın, o gün harcadığı para 160 milyar dolar. O günden bugüne bu, çiftçiye bir yılda ödenen desteklerin tam 100 katı. Bu, emeklilere bir asgari ücret vermek için ihtiyaç olan paranın tam 150 katı. Asgari ücreti 30 bin lira yapmak için gerekli paranın tam 120 katı. Yani size ‘para yok’ diyenler yalan atıyorlar. Size kaynak yok diyenler yalan atıyor. Polise mesai vermeden çalıştırıp ‘kaynak yok’ diyenler yalan atıyor. Jandarmanın da, polisin de, infaz koruma memurunun da, öğretmenin de, çoluğunun, çocuğunun boğazından geçecek lokması da Erdoğan tarafından haciz altındadır. Mutlaka kurtaracağız bu ülkenin geleceğini. Çocuklarınızın geleceğini, bu ülkenin evlatlarının geleceğini kurtaracağız. Herkesi doyuracağız. Herkesin karnı doyacak. Herkes yarınlara umutla bakacak. Bakan çıkıyor diyor ki, ‘Tasarruf yapacaksak elbette emekliden, asgari ücretliden yapacağız’. Avrupa’da son 10 yılda asgari ücretin en az arttığı ülkeyiz. AKP geldiğinde 10 emekliden üçü çalışıyordu. Şimdi altısı çalışıyor. Yine Avrupa Birliği ülkelerinde emekliler gayrisafi milli hasılanın yüzde 10’unu alıyorlar. Ama Türkiye’de sadece yüzde 3,7’sini alıyorlar. Ve bizde bakan çıkmış, hâlâ daha emekliden tasarruf etmekten bahsediyor. Burada bakana şunu söylüyorum: Sen de haklısın, doğrusunu sen de biliyorsun, bu meydan da biliyor. Sandık gelecek, oylar sandığa girecek, bir devir kapanacak. Yeni bir devir başlayacak. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.
‘AMERİKA’YA GİDERKEN HEDİYE PAKETİ YAPTIRMIŞ’
Erdoğan’ın kendine çalıştığı yetmedi, zenginlere çalıştığı yetmedi. Şimdi elde avuçta kalan da Trump’a çalışıyor. Trump’ın kapısını aşındırdı. Oralardan meşruiyet arıyor. Emekliye para yokken, asgari ücretliye para yokken, don vurmuş çiftçinin hasarı karşılanmazken, Amerika’ya giderken hediye paketi yaptırmış. Hediye paketinin içinde yok yok… 225 tane Boeing uçağı, sıvılaştırılmış gaz, bademden pirince, cevizden Amerikan otomobiline, Amerikan viskisine, makyaj malzemesine kadar tamamının gümrük vergilerini sıfırladı. Senin ürettiğinde vergi var, pahalı kalıyor. Amerika’dan gelen ucuz kalıyor, kapış kapış gidiyor. Türk çiftçisine, Türk üretimine atılan en büyük kazık. Kendi ülkesinden her şeyi verdi ama kendisi elleri boş döndü. Ne aldın? Hiçbir cevap yok. Meşruiyet almış, milletin gözünden düşmüş, meşruiyeti Amerika’da aramış, Trump’ın kendisini övmesiyle güya meşruiyet kazanmış. Hiçbir şey olmasaydı bile bu kadar tavize, bu kadar görüşmeye, bu kadar anlaşmaya bizim Amerika’da parası ödenmiş, bitmiş, üzerine Türk bayrağı yapışmış altı tane F-35 uçağımız var. Geçen dönem bunlara el koydular. Bizi F-35 programından attılar. İsrail’de F-35 var, Yunanistan’da var. Türkiye’nin parasını ödediği F-35’ler Amerika’da hangarda duruyor. Hiçbir şeyi beceremiyorsan, hiçbirini alamadıysan, F-35’lerimizi isteseydin, alıp getirseydin ama kendine meşruiyet arayan, maalesef Trump’ın altına çektiği sandalyeye güvenen Erdoğan’a söylüyorum: Sandalyeyi, makamı, mevkiyi, koltuğu millet verir, millet alır. Trump, altına sandalye çektiyse o sandalyeyi altından millet çekip alacak.

‘ERDOĞAN NETANYAHU’NUN DOSTUDUR’
Gazze’de çok büyük bir insanlık dramı yaşanıyor. 65 bin çoğu çocuk ve kadın, öldü. 165 bin kişi sakat kaldı, savaştan etkilendi. Bu soykırıma karşı, Erdoğan Amerika’ya giderken Filistin’in bir ümidi vardı. Bizim hakkımızı savunur mu? Biz de dedik ki, ‘Git, Filistin’in hakkını savun. Netanyahu’nun bir savaş suçlusu olduğunu söyle. Trump’a, ‘İsrail’i desteklemekten vazgeç’ de ve oradan Filistin için iyi bir sonuç al. Ben Amerika dönüşü Esenboğa Havaalanı’nda seni karşılayıp tebrik edeceğim’ dedim. ‘En büyük teşekkürü ben edeceğim’ dedim. Gitti Amerika’ya, görüşmeyi yaptı. Görüşmede Boeing’in B’si var, nükleer enerjinin N’si var, sıvılaştırılmış doğal gazın N’si var. Ama maalesef Gazze’nin G’si yok. Gazze’nin G’sini konuşmadı. Çünkü bana, dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Dostumun dostu dostumdur, dostumun düşmanı benim de düşmanımdır. Erdoğan’ın dostu Trump’tır. Trump’ın dostu Netanyahu’dur, Erdoğan, Netanyahu’nun dostudur. Filistin bizim dostumuzdur. Netanyahu Filistin’in düşmanıdır. Biz Netanyahu’ya düşmanız, Filistin’e dostuz. Biz, 3. Cumhurbaşkanımız Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’a nasıl destek verdiyse, Mahmud Abbas’a o desteği veririz. Biz Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Filistin’e nasıl destek verdiyse, Filistin’e o desteği veririz. Ama işi gelince milli görüşçü olan, işi gelince milli görüş gömleğini çıkaran, işine gelince ‘Filistin davası benim davam’ diyen ama şimdi gidip Netanyahu’ya ‘savaş kahramanı’ diyen, Trump’la öğle yemeği yiyen Erdoğan’dan Filistin’e dost olmaz. Buradan, bütün dünyanın gözü önünde Sumud Filosu Filistin’e doğru ilerlerken, İspanya cesaret gösterip filoyu koruyor, İtalya filoyu koruyor ama esas koruması gerekenler Trump’tan korkularına susuyorlar. Sumud Filosunu, Deniz Kuvvetleri korumalıdır. Türkiye, Filistin’e sonuna kadar sahip çıkmalıdır. Her şey bittiğinde mazlum Gazzeliler bugünlere bakınca, tepelerine yanan bombaları değil belki onu unutacaklar. Ama Netanyhau’nun dostu Trump’la yemek yiyen, şakalaşan ve kendilerini unutan Erdoğan’ı asla affetmeyecekler.
‘TRUMP ‘BİZİM ÇOCUKLAR BAŞARDI’ DEMİŞTİR’
19 Mart darbesinden sonra, yani bu milletin sofrasından kalkıp Trump’ın sofrasına oturanlar, ondan icazet alanlar Cumhurbaşkanı adayımıza, siz takdir ederseniz, millet takdir ederse bir sonraki cumhurbaşkanımıza Ekrem İmamoğlu’na, geleceğin iktidar partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne darbe yapmaya kalkıştılar. Biliyorsunuz bu darbeciler hep Amerika’dan icazet alır. Kenan Evren, 1980’de Amerika’dan icazet almış, darbeyi yapmıştı. Ertesi gün Amerikalılar haberi birbirine ‘bizim çocuklar başardı’ diye duyurdular. 1980 darbecileri Amerika’nın bizim çocuklarıydı 31 Mart’ta seçimleri kaybedince demokrasiden ayrılanlar, 19 Mart darbesine kalkışanlar Trump’ın bizim çocuklarıdır. Trump, Erdoğan’ın 19 Mart darbesini görünce ‘bizim çocuklar başardı’ demiştir.” 192 gündür Cumhuriyet Halk Partisi büyük bir saldırı altında. 192 gündür direniyoruz, mücadele ediyoruz. Sizin de burada bu darbeden bir misafiriniz var; İpek Elif Atayman. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çalışanı. Görevini yapmış, geçtiğimiz yıllarda devretmiş. Birtakım iftiralarla ifadeye çağrılmış. Önüne kağıt sürmüşler, demişler ki ‘Eğer bunu, bunu böyle söylersen serbest kalırsın. Evladına, ailene kavuşursun.’ O demiş ki ‘Doğru bildiğimi söylerim. Bilmediğimi söylemem.’ ‘O zaman’ demişler, ‘Sana iyi yolculuklar.’ Onu yedi saat mesafeye, Afyon’a gönderdiler. Ailesi zorluk içinde, kendisi zorluk içinde. Ben geçen Zafer Yürüyüşü için geldiğimizde kendisini ziyaret ettim. Siz Afyonlular olarak çok misafirperversiniz ama bu zorunlu misafirliğin bir an önce bitmesini ümit ediyoruz. Buradan hem İpek Elif Atayman’a, hem de tüm siyasi tutsaklara kocaman bir alkış gönderiyoruz dayanışma için. En kısa sürede iddianameleri bekliyoruz. Niye bekliyoruz? Yargılanmak için değil, iftiracıları yargılamak için, Cumhuriyet Halk Partisi’ne atılan iftiraları yargılamak için. Ekrem Başkan’a, arkadaşlarımıza atılan iftiraları, ailelerine yapılan zulümleri yargılamak için o iddianameleri sabırsızlıkla bekliyoruz.

‘MANSUR YAVAŞ’A UZANAN KİRLİ ELLERİ BU MİLLET KIRAR’
Şimdi bu hafta yeni bir şey yaşandı. Sizin de çok sevdiğiniz, hepimizin çok sevdiği Mansur Başkanımıza saldırı başlattılar. Buradan öncelikle şunu söyleyeyim: Ekrem Başkan da Mansur Başkan da bu milletin gönlünde yer tutmuş, bu milletin sevdiği, inandığı, güvendiği tertemiz insanlardır. İkisinin de arkasında halk vardır, millet vardır. Onları kimseye kurban etmeyiz. Buradan öncelikle şunu söyleyeyim. Güya konserde usulsüzlük var diye yalan atıyorlar. Sayıştay gelmiş denetlemiş, hiç kusur görmemiş. Müfettişler gelmiş denetlemiş, hiç kusur görmemiş. Mansur Başkan o haksız ithamlara karşı iç denetleme yapmış. Bir kuruş yolsuzluk çıkmamış. Çıka çıka bir kişide kusur çıkmış, o kişi Melih Gökçek döneminde işe alınan bir memurmuş. Hakkında işlemler yapılmış. Bunun MASAK raporu kim tarafından… Melih Gökçek’in oğlunu biliyor musunuz? ‘Bozuk tohum.’ Bozuk tohum tarafından MASAK raporunu almışlar. Bu kişiyi güya itirafçı, iftiracı yapmışlar. Etrafındakilere kara çalıyor ama kendi elleri kara. Çünkü onun arkasında bozuk tohumun babası var. İftira attığı kimsenin hesabında bir kuruş hareket yok, zenginleşme yok. Rüşvet yok, irtikap yok. Hiçbir şey yok. Sadece bu iftiracıda var.
Bunun üzerinden tertemiz insanları suçluyorlar. Ayrıca hiçbir suçlamanın altı dolmadığı için, hiçbir suçlamayla tutuklama yapamadıkları için, ‘Pardon, yanlış yapmışız’ diyemedikleri için yazmışlar oraya son anda, son dakika. Dört gün boyunca sorarken, yok. ‘Zimmet suçu şüphesi.’ Kardeşim zimmet olsa, zimmete geçen para olur. Mal olur. Tertemiz insanlara bu iftirayı atıp Mansur Başkan’a uzanmaya çalışıyorlar. Mansur Yavaş’a uzanan kirli elleri bu millet kırar. Mansur Başkan’ı seviyor musunuz? Ona güveniyor musunuz? Onu arkasında mıyız? ‘Adam’ dememek lazım da bozuk tohumun babasının 97 dosyası var. 97 yolsuzluk dosyası var, kapağını açıp bakan yok. Sonra Mansur Başkan gibi namus timsaline laf atıyorlar. Bir de bir gece önceden bir tane bomba koymuş, geri sayım koymuş, birazdan milyarlık bomba patlayacak diye. Sekiz saat önceden operasyonu duymuş. Yani demek ki neymiş? Bu operasyon tamamen siyasiymiş. Şimdi de bozuk tohumun kanalından diyorlar ki ‘İkinci dalga gelecek. 30 kişi içeri alınacak. Şunlar alınacak, bunlar alınacak.’ Buradan Ankara Adliyesi’nin namuslu savcılarına, hakimlerine sesleniyorum. Bu bozuk tohumun adliyede ne işi var? Bu bilgilerin bozuk tohumda ne işi var? Eğer adalet bu bozuk tohuma, babasına kaldıysa, bu memleket yandı demektir.
‘BEŞ YILDA 80 ETKİNLİĞE 33 MİLYON VERMİŞLER’
Buradan bütün televizyonlarımız, gazetelerimiz kanalıyla bütün Türkiye’ye şikayet ediyoruz ki bakın AK Parti döneminde beş yılda 80 etkinliğe o günkü parayla 33 milyon vermişler. Mansur Yavaş döneminde beş yılda 426 etkinliğe yani tam beş katı, bugünkü parayla 30 milyon verilmiş. Biri 33 milyon harcamış, biri 30 milyon harcamış. Bozuk tohumun babası ve ondan sonra gelenler aynı paraya 80 etkinlik yapmış, bizimkiler 426 etkinlik yapmış. Burada aynı paraya beş kat iş yapana laf söyleyeceksin, hamuduyla götüreni AK Partili diye ellemeyeceksin. Yazıklar olsun böyle adalete. Ayrıca milletimize şikayet ediyoruz. Mansur Başkan’a, Ankara Büyükşehir’e bu haksız operasyon… Sayıştay bir şey bulmamış, müfettişler bulmamış, kendileri bulmamış. Bu haksız operasyon yapılırken Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Dezenformasyon Mücadele Birimi, bütün gazetecilere, temsilcilere Mansur Yavaş’ı suçlayan, gerçek dışı soru – cevaplar yollayıp basında bunların yer almasını sağlıyorlar. Buradan Erdoğan’ı uyarıyorum, buradan İletişim Başkanı’nı uyarıyorum. Cumhurbaşkanlığı’nın imkanlarını bir partinin lehine kullanıyorsun, yetmedi. Bir partinin aleyhine kullanıyorsun, yetmedi. Utanmadan namuslu insanlara kara çalmak için kullanıyorsunuz. Bu millet bunu görür, bunu bilir, bunu unutmaz. Bunun hesabını er ya da geç vereceksiniz.
‘İCAZETİ TRUMP’TAN ALAN…’
Erdoğan’a televizyonu başındakiler merak ediyordur, ne diyorlar diye. Diyorlar ki ‘diplomasız Erdoğan.’ Ama öyle demeyin, belki de vardır. Belki son gittiğinde Amerika’dan almıştır, belki Trump’tan almıştır. İcazeti Trump’tan alan, meşruiyeti Trump’tan alan diplomayı da Trump’ta arıyor olabilir. Ama açıkça söyleyeyim: Erdoğan’ın Ekrem Başkan’ın diplomasına saldırmasının sebebi, arkadaşlar boşa değil. Onlar hastamıza bakarken, kovidi hatırlıyor musunuz? Ölenlere Allah rahmet eylesin. Biz ölmeyelim diye ölümü göze alanlar vardı. Sağlık emekçileri. Erdoğan dedi ki ‘hakları ödenmez.’ Hakikaten haklarını ödemedi. Biz bütün sağlık emekçilerine, canlarını dişlerine katan, hayatlarını hiçe sayan biz yaşayalım diye ölümü göze alanlara bir yürekten alkış hepimiz için.
‘AFYON İTTİFAKI’
Değerli Afyonlular, sözü çok uzatmayayım. Bir yandan da bir dayanışma göstermemiz gerekiyor. Bugün Mersin’de Müsavat Başkanımın mitingi var. O miting mutlaka televizyonlarda dönecek, o mitingi de yayınlayacaklar. Buradan öncelikle orada miting yapan İYİ Partililere, ama diyoruz ya ‘Biz hepimiz Türkiye’yiz. Hatta biz ‘Türkiye İttifakı’yız’ diyoruz. Bütün milliyetçi demokratları, bütün muhafazakar demokratları, bütün liberal demokratları, bütün Kürt demokratları, bütün sosyalist demokratları, sosyal demokratlar olarak saygıyla selamlıyoruz. Sağ olsunlar, var olsunlar. Biz burayı Afyon İttifakı ile kazandık. Afyon İttifakı, Türkiye İttifakı’nın bir parçasıdır. Türkiye İttifakı renklerini ay yıldızlı albayraktan alır. Milli Takım kazanırken kim gurur duyuyorsa Türkiye İttifakı’ndadır. Filenin Sultanları İstiklal Marşı çaldırırken kimin gırtlağı düğümleniyorsa Türkiye İttifakı’dır. Türkiye İttifakı kırmızı beyaz renkleri ile Türkiye’nin gelecek umududur. İşte biz milletine güvenen, bayrağını seven, milletini seven ve kurulduğu günden beri aynı yerde duranlarız. Bir tarafta partisinin kadın kollarına, gençlik kollarına güvenmeyen, bunun için yargı kolları kuran, bunun için bu memlekette bir başsavcıyı yargı kolları başkanı ilan eden, ümidini milletten kesen, meşruiyeti halkta değil, yurt dışında Amerika’da arayanlar varken; bir taraftan bu ülkenin yarınlarını bu meydanlarda arayan sizler varsınız. Ben sadece ve sadece size güveniyorum, Ekrem Başkanı’mızı içerden çıkarmak için de aday etmek için de Cumhurbaşkanı yapmak için de ne yurt dışına güveniyoruz ne bir başkasına. Sadece ve sadece halka, millete, size güveniyoruz.
ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI
Buradan Silivri’ye, buradan Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerine selam yollarken bir kez daha hep beraber kararlılığımızı haykıralım. Biz bu meydandaki herkes, ‘Ey Erdoğan, ben halkım, ben milletim. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Adayımı bırak, sandığı getir. Erken seçim istiyorum. Erken seçim istiyorum.’ Ben de buradan Erdoğan’a sesleniyorum, ne yaparsan yap 28 buçuktan 29 Erdoğan seni orada artık oturtmam, oturtmayacağız. Ama ben seni oturduğun koltuktan kaldırmak için hakimlere, savcılara güvenmiyorum. Polise, askere güvenmiyorum. Ben sadece ve sadece millete, demokrasiye güveniyorum. Sen bizi oturduğumuz koltuktan kaldırmak için bir savcıya görev vermişsin. Bizi milletin oturttuğu koltuktan, partimizin oturduğu koltuktan sadece partimiz, sadece milletimiz kaldırabilir. Bu millet seçtiğini seçer, seçtiğine sahip çıkar. Hodri meydan. Afyon beni duyuyor mu? Afyon ayakta mı? Afyon hazır mı? Ekrem Başkanı Cumhurbaşkanı yapmaya hazır mısınız? Mansur Başkanı sahip çıkmaya hazır mısınız? İktidara yürüyor muyuz? Birlikte yürüyecek miyiz? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman haydi bakalım yürüyelim arkadaşlar.”


