Ceyhun Balcı yazdı…
Kısa Geçmiş
Konuya girerken başlangıç noktasını da belirlemek gerekir.
24 Ocak1980 ve 12 Eylül 1980.
24 Ocak 1980 Türkiye’ye deli gömleği giydirme kararının kamuoyuna açıklandığı gündür. Her ne kadar epeyce daraltılmış olsa da 1961 anayasasından geri kalanlar bile bu uygulamanın yaşama geçmesine önde gelen engeldi.
12 Eylül! Zorla giydirilecekti deli gömleği.
Görünürdeki neden ülkemiz kentlerinde oluk gibi akan kandı hiç kuşkusuz. Az şey değildi. Toplumun 12 Eylül’ü onaylaması ve hatta onaylamakla yetinmeyip güzellemeye varan olumlamasında önemli rol oynadı ülkemiz gençlerinin ve aydınlarının hemen her gün tüketilmesi.
24 Ocak’ta başlayan bu serüven 21. yüzyılda sağlığın kapısını çaldı. İlk 20 yıl boyunca yatırım yapılmayan, kuralları uygulanmayan sağlıkta bu süre boyunca hoşnutsuzluk yaratılması başarıldı. Sağlık hizmetinin topluma yansıtılmasındaki sorunlar sistem değişikliğini amaçlayanların ekmeğine yağ sürdü.
SON 20 YIL: SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI
AKP iktidarı bu koşullarda aldığı sağlık hizmetinde kendisinden önceki hemen tüm hükümetlerin programa koyduğu ama bir türlü yaşama geçir(e)mediği yerden başladı işe.
Sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesi, her bir kurumdan hizmet alanların ülkemizdeki tüm sağlık kurumlarına başvurabilir duruma getirilmesi hoşnutsuzluğu tersine çevirdi. Toplumda coşku ve beğeni yaratan bu düzenlemenin gölgesinde diğer adımları atmak hiç zor olmadı.
Güne bir sağlık kuruluşunda başlayan bir hasta aynı günde birkaç kuruma başvurup her birinde benzer işlemlerden geçebilir duruma geldi. Sağlık hizmetlerine erişimdeki açlık tıka basa doyuruldu böylelikle.
Her çıkış gibi bunun da bir inişi olacaktı.
Bugünlerde yaşadığımız odur.
Konuyla ilgili kişi ve kurumların baştan bu yana bıkıp usanmadan yineledikleriydi, sağlıkta paranın birincil geçer akçe oluşuydu yaşadıklarımız.
Küresel salgın bu sorunun kamuoyunca anlaşılmasını kolaylaştırdı.
Korona olgularının artışıyla birlikte var olan kamu sağlık kuruluşlarının tümüyle bu soruna odaklanmak zorunda kalması toplumun sağlık hizmetine erişiminde özel sağlık kuruluşlarını seçeneksiz bıraktı.
Son aylarda tüm bu olumsuzluklara eklenen ekonomik kriz sorunları katlamış oldu.
SERBEST DÜŞÜŞ
Kamu sağlık kurumları bir yandan korona kaynaklı iş yükü altında ezilirken diğer yandan da bıkkınlık ve usanç içindeki hekimlerin kamudan kopmaya başlamasıyla bir başka sıkıntının içinde buldu kendisini.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için sağlık hizmeti almanın önemli soruna dönüştüğü yer yer olanaksızlaştığı günlerden geçiyoruz. Kamuya erişmek az önce andığımız gerekçelerle olanaksızlaşırken geriye tek seçenek olarak kalan özel kurumlarında verilen hizmet aracılığıyla “Paran Kadar Sağlık” anlayışının yaşamımızda belirginleştiğini görüyoruz.
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sağlık hizmetleri için oluşturduğu SUT (Sağlık Uygulama tebliği) olarak da bilinen eder listesi Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın başlangıcından bu yana (yaklaşık 15 yıl) neredeyse hiç değişmemiştir. Her geçen gün kışkırtılmış şekilde artan sağlık kurumu başvurularına karşılık bu listenin değiştirilmemesi devletin kasasını göreceli olarak korurken, artan giderler karşısında ayakta kalmaya çalışan ve kazanç düzeyini koruma çabası içindeki özel sağlık kuruluşları KATKI PAYI üzerinden kendilerini güvence altına almaktadırlar. Bu da doğal olarak Katkı Payı’nı ödeyene başka deyişle vatandaşa parasal yük getirmiş olmaktadır.
Yeri gelmişken vurgulamakta yarar var.
Geçtiğimiz 40 yılın önde gelen akımı olan ÖZELLEŞTİRME’nin öne sürüldüğü gibi bir kamusal yarara yol açmadığı tam tersine kamu zararı oluşturduğu artık iyice ortaya çıkmıştır.
Özelleştirmenin yaşamın tüm alanlarında başarısızlığa uğradığı ama özellikle de SAĞLIK alanında yıkım nedeni olduğunu vurgulamış olalım.
Salgının sonlanmasına ilişkin henüz öngörüde bulunulamayan şu günlerde ekonomik krizin de etkisiyle cüzdanı boşalanların çoğunluk olduğu toplumda Paran Kadar Sağlık artık sıradan gerçeğe dönüşmüş durumdadır.
Sağlık hizmetine erişimin kolaylaştırılması karşılığında gözden çıkartılan toplumcu-kamucu sağlık anlayışının değeri bugünlerde geç de olsa anlaşılmış olmalıdır.
Toplum bu yeni duruma bir kez alıştırıldıktan sonra çevremizdeki çemberin daralmasının nerede duracağı belirsizdir.
Son zamanlarda özel sigorta şirketlerince pazarlanan yeni bir üründen söz etmekte yarar var.
“Tamamlayıcı Sağlık Sigortası!”
Kamu sağlık güvencesinin kapsayıcılığının her geçen gün azalması böylesi bir ürüne esin kaynağı olmuştur. İlk bakışta çekici görünen bu ürün için de cepten harcama yapılması gereği anımsandığında Paran Kadar Sağlık anlayışının artık yerleşikleşeceğini belirlemek zor olmasa gerektir.
Güncel deyişle bu daha iyi günlerimizdir.
Daha kötüleri kapımızdadır.
NE YAPMALI?
“Kamucu ve toplumcu” sağlık anlayışına geri dönmek tek çıkar yoldur. Bu geri dönüşün Cumhuriyet’in kuruluş ayarlarını yeniden oluşturmak anlamına geleceği açıktır.
Sorun, bu ayarlara geri dönme niyeti ve isteği olan siyasi odak yokluğudur.
Özellikle son aylarda belirginleşen keskin iktidar-muhalefet çelişmesinde pek çok konuda olduğu gibi sağlıkta da belirgin fark arayıp, bulmak oldukça zordur. Söylemlere yansıyan sertlik programa bakıldığında solup gitmektedir.