Post-korona dönemi ve sanayi 4.0 üzerine

Salih Ertan yazdı...

Post-korona dönemi ve sanayi 4.0 üzerine

1. bölüm...

1980’li yıllarda, yanılmıyorsam Bilgi Yayınevi tarafından okurumuza kazandırılan bir öykü kitabında, dünyaca ünlü yazar Ephraim Kishon’un bir öyküsünü anımsıyorum.

İki arkadaş bir kafede oturup kahvelerini yudumlarken, yenilik ve yeni fikirler üzerine koyu bir sohbete dalarlar. “İki ucu toplu iğne neden yapılmaz?”, diye bir soru yöneltir biri diğerine. Gerekçesini de şöyle açıklar: Her gün binlerce kişinin eline toplu iğne batıyor ve buna seyirci kalınamaz. Solaklar için neden fincan üretilmediğinden (!) yakınarak sözüne devam eder. Çok geçmeden sohbet, buna benzer fikirlerin karşılıklı olarak öne sürüldüğü, adeta bir “âşık atışmasına” döner.

Keller için dişsiz tarak, üzeri toz tuttuğunda ters çevirmek için üst yanında da dört tane ayak bulunan dolap gibi yenilikçi fikirlerle sohbet sürüp gider. Öykünün sonunda yer alan bir bölüm nedeniyle anıyorum Kishon’u aslında. Bir bilgisayar yapılmış, der ahbap çavuşlardan biri; “patates tohumlarını dikiyor, suluyor, ışığı ve ısıyı ayarlıyor, hasadını yapıyor, soyuyor, kızartıyor ve sonra da afiyetle yiyor”! Aman ne güzel, diye söze girer diğeri; “bunlardan iki tane almak lazım; onlar evde satranç oynarken, ben de böyle avare gezinir, bir kafede mola verip dostumla koyu bir sohbete dalarken kahvemi yudumlarım”. Öykü bu noktada sonlanır.

Bu alıntıyı, aklımda kaldığı kadarıyla buraya neden aktardım?

Sanayi 4,0 (4SD) fikrinin betimleyici temaları arasındaki “Nesnelerin İnternetini (IoT)” çağrıştırdığı için… 4SD, 2016 yılında, Dünya Ekonomik Forumu (DEF) ve dolayısıyla bu kuruluşça her yıl organize edilen Davos Toplantılarının da “patronu” olan Klaus Schwab tarafından ortaya atıldı. Schwab’ın bu konuda aynı yıl yayımlanan bir de kitabı bulunuyor.

Konu ile ilgili yayınlara göz atarken aklıma şu takıldı: Evimdeki buzdolabı ile kasabınki “kankadırlar”. Benim buzdolabı, hani akıllıdır ya, bir de bakar ki, “T-bone steak” kalmamış. Hemen “cankuşu” ile temasa geçerek, örneğin beş kilo “T-bone” siparişini, bana danışmaya gerek duymadan verir. Aralarındaki sohbete kredi kartım naçar katılamadığı için siparişin karşılığını tıkır-tıkır öderim. IoT’yi ben, elimde olmadan, ilk bakışta, verdiğim bu örnekteki gibi algıladım

Bu fantezi kıvamındaki örneği vermemin nedeni, 4SD fikrini zerre kadar ciddiye almayıp, başından beri hiç prim vermemiş olmamdır. En sonda söyleyeceğimi en başta açık bir dille ifade edeyim: 4SD bir yutturmaca, bir uydurmadan ibarettir. IoT gibi, söylemi oluşturan bir başka tema olan Yapay Zekâ da (AI) asılsızdır. AI, boş bir söylem, bir kent efsanesinden ibarettir. Aşağıdaki satırlarda bu konudaki görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım.

Kishon’un satranç oynayan bilgisayarları ile AI konusuna giriş yapmış oldum. Ancak, sırada bilimsel ve teknolojik devrimlerin özelliklerine ilişkin bir bölüm yer alıyor. 4SD, neden bir “devrim” değildir?

BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK DEVRİMLER

 2016 yılında düzenlenen Davos Toplantısı günlerinde sizinle paylaştığım bir nottan, kendimden bir alıntı yapıyorum:

“Dünya Ekonomi Forumunun 46. toplantısı, alışıldığı üzere, Davos'ta düzenleniyor. Etkinliğin ana teması "4. Sanayi Devrimi"… Bu dünyadaki olayların önemli bir bölümü, adeta çok uzaktaki bir başka gezegende gerçekleşiyor olmalı, izlenimine kapılıyorum.

Bakalım, "4. Sanayi Devrimi" hangi çarpıcı gerçeklerle yan yana duruyor... Aşağıda yer verdiğim veriler; Dünya Bankası, BM, UNDP, OECD, WHO, IEA, ITU/ICT kaynaklarına dayanıyor.

 

  • 780 milyon insanın temiz su kaynaklarına erişimi bulunmuyor.
  • 2,5 milyar insan, yeterli sağlık hizmetlerinden yararlanamıyorlar.
  • İçme suyu kaynaklı hastalıklara bağlı olarak, her yıl, 6-8 milyon insan hayatını kaybediyor.
  • Açlığın ve açlıktan ölümlerin hala kol gezdiği dünyamızda 2050 yılına gelindiğinde gıda gereksinimi %70+ artmış olacak.
  • 500 milyonun üzerinde yetişkin insan, yaşamlarında bir kere dahi telefon görüşmesi yapmamış bulunuyorlar.
  • 1,3 milyar insan elektrikten yoksundur.
  • % 95'i Sahra Altı ve Asya coğrafyalarında yer alan 2,6 milyar insan, temiz gıda ve gıda hazırlama güvenliğinden uzak koşullarda yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Düşündürücü olgular listesi uzatılabilir. Ancak, bu kadarı yeterlidir, sanıyorum.


Davos Abonesi katılımcıların "sanal dünyası" ile "gerçek dünya" arasında çarpıcı bir karşıtlık olduğu açıkça ortada...”

Yukarıdaki verilerle çizilen resimde her hangi bir Devrim söz konusu olamaz. Bu sefalet tablosu yanında duyurusu yapılan devrim olsa-olsa bir yutturmacadır. Önce şu soruyu sormak ve yanıtını açık seçik vermek gerekiyor:

Devrim nedir?

Başvurduğum sözlükte, Devrim sözcüğünün karşılığında, sokaktaki insanın yaşamını olumlu yönde ve kalıcı olarak değişime uğratacak, köklü toplumsal dönüşüm, tanımı yer alıyor. Devrim,  ilerleme çizgisinde bir kopma, bir sıçrama, sürgit olmuş gidişatta bir kırılmayı ifade ediyor. İçinde tanımlandığı toplumsal bağlamın dışında, bilim ve teknoloji alanında da geçerlidir bu tanım. Köklü bir paradigma değişikliği… Bilinen ve uygulanagelen teknik usul ve yöntemlerin toptan değişim, dönüşümü… Bu noktada bir belirleme yapmak durumundayım:

Bilim ve teknoloji kendi başlarına, kendileri olarak iyi ya da kötü değillerdir. Örneğin, Fizik bilimi, kendiliğinden ve doğrudan insan yaşamını iyileştiren, insanlığa refah sağlayan bir etkiye sahip değildir. Sürgit sıcak bir tartışma konusu, hemen bütün dünya kamuoyuna mal olmuş bir gündem maddesi olan nükleer teknolojiyi ele alalım. Nükleer teknoloji kendi içinde, Fizik bilimine dayalı bir bilgi ve deneyim alanı olarak iyi veya kötü olarak nitelendirilemez. Buna dair bilgi ve teknolojinin kimin, kimlerin elinde olduğudur asıl önemli olan. Tıp alanında, görüntüleme ve kanser tedavisi amaçlı olarak kullanıldığında iyi, buna karşılık, nükleer bomba yapımında kullanıldığında kötüdür.

Öz cümle: 4SD, insanlık için bir refah döneminin habercisi değildir. Önce bu saptamanın altını çizmek gerekiyor. Peki, 4SD’yi karakterize eden; IoT, AI, robotlarla üretim, kuantum bilgisayarları vs. gibi başlıklar, gerçekten de bir devrim niteliğinde yenilikler midir?

“Bilimsel Devrimlerin Yapısı” başlıklı çok önemli yapıtında Thomas Kuhn, bilim alanında gerçekleşen devrimlerin niteliğini büyük bir ustalıkla anlatıyor. Peki, acaba teknolojik devrimler, Kuhn anlamındaki bilimsel devrimleri neden hemen izlemiyorlar? Bu açıdan bakıldığında 4SD, tanımlandığı çerçevede, bir teknolojik devrim olma niteliğine sahip değildir.

Açık ve samimi olmak gerekirse, 4SD, bütün tanımlayıcı ögeleri ile birlikte, bir yutturmaca ve boş bir söylemden ibarettir. Böylelikle, sonda söyleyeceğimi en başta ifade etmiş oluyorum. Bu söylemin, Korona ile bağlantısı ise aşağıdaki satırlarda ana hatlarıyla ele alınacaktır.

Bu noktada bir belirleme yapmak gereği bulunuyor: Kapitalist Sistem “teknolojik devrimlere de” sıcak bakmaz, yakınlık göstermez. Bu belirlemeyi biraz açmam yerinde olacaktır.

BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU