Preveze Deniz Zaferi ve Deniz Kuvvetleri Günü

Amiral Cem Gürdeniz yazdı...

Preveze Deniz Zaferi ve Deniz Kuvvetleri Günü

483 yıl önce bugün, 27 Eylül 1538 günü Adriyatik Denizi’nde yaşanan Preveze Deniz Savaşı ile Osmanlı ve Garp Ocaklarının oluşturduğu Türk Donanması, Papalık, Venedik, İspanya-Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu ve Ceneviz gemilerinin oluşturduğu Haçlı Koalisyon Donanması’nı yendi ve Venedik ile İnebahtı yenilgisinin yaşandığı 1571 yılına kadar 33 yıl devam edecek bir barış dönemini başlattı. Diğer taraftan İspanya ve Malta şövalyeleri ile rekabet ve savaş dönemi devam etti.

GARP OCAKLARI DONANMASI  

 Preveze’de  Garp Ocakları Donanması ile Osmanlı Donanması Büyük Türk Denizcisi Kaptanı Derya Hızır Hayreddin Paşa (Barbaros) komutasında büyük zaferi mühürledi. Garp Ocakları Donanması Oruç ve Hızır (Barbaros) kardeşler tarafından Cezayir ve Tunus’ta başlangıçta Osmanlıdan bağımsız kurulan, ancak 1518 yılından sonra onun kontrolüne girerek genelde orta, zaman zaman da Batı Akdeniz ve Hatta Atlantik’te varlık gösteren bir donanma oldu. Bu donanmaya daha sonra Libya Ocakları da katıldı. Garp Ocakları Donanması operatif ve taktik alanda Osmanlı Donanmasından daha etkindi. Osmanlı deniz tarihine mal olmuş en ünlü denizciler Garp Ocaklarından yetişmiştir. Bu ocakların denizci kaynakları içinde Rum, Dubrovnik (Ragusa), Malta, Venedik, Cenova, Hollanda, İrlanda, İskoçya ve İngiltere kaynaklı denizciler olsa da ocakların başı ve tüm liderleri Anadolu Türkleri idi. Günümüzde Kuloğlu, Koloğlu soyadını taşıyanlar bu denizci atalarımızın bugünkü çocuklarıdır. Bu denizcilerin Osmanlıdan daha ileri olmasının nedeni sarayın politik çekişmelerinden ve ilkel birikime yönelik rüşvet ve kayırma bataklığından uzak olmalarıydı. Garp Ocakları Donanması ile Osmanlı Donanması arasındaki en iyi iş birliği dönemi Preveze (1538)  ile İnebahtı (1571) arasındaki dönemde yaşandı.

PREVEZE SONRASI AKDENİZ KONJONKTÜRÜ

 Zaferden üç yıl sonra, 1541 yılında İspanya Kralı Charles Quint (Şarlken), Cezayir’e saldırıp onu yok etmeyi planlarken, yenilgiye uğrayarak geri çekilmek zorunda kaldı. 1542 yılında Fransa’yı savunmaya yönelik anlaşma çerçevesinde Osmanlı Donanması 136 parça gemi ile Batı Akdeniz’de varlık gösterdi ve Marsilya’da uzunca bir zaman kaldı. Nice şehrine, Fransız Donanması ile ortak kuşatma yapıldı. Fransız Kralının davetiyle 1542 yılının kışı Toulon Limanında geçirildi. Yaklaşık 30 bin Türk şehre yerleşti. 1551 yılında Turgutreis, şimdiki Libya’nın Trablusgarp Limanını fethetti. Böylece Cezayir ve Tunus’tan sonra, yeni bir Garp Ocağının temeli atılmış oldu. 1543 ile 1560 arasında Akdeniz, Türk egemenliğinin her an hissedildiği bir deniz oldu. 1533 yılından 1565 yılına kadar Garp Ocakları ve Osmanlı filoları, 40 bine yakın İtalyan ve İspanyol’u kıyı limanlarından esir alarak, Kuzey Afrika limanlarına taşıdılar. Bir Fransız Piskoposu 1561 yılında şöyle yazıyordu:

“Turgutreis, Napoli Krallığını öyle bir idam ilmeğinin içinde tutuyor ki, Malta’dan, Sicilya’dan ve başka komşu limanlardan çıkan gemiler, onun kontrolü ve tacizinden geçmeden hiçbir yere gidemiyor.”

Bu dönemde Türkler, denizde o kadar güçlüydü ki, İspanyol denizci Sandoval, “Mesina Boğazı’ndan Cebelitarık’a kadar Avrupa’nın o bölgesinde yaşayan tek bir kişi bile, ne huzur içinde yemek yiyebiliyor ne de güvende olduğuna inanarak uyuyabiliyor” diyordu.

Aynı günlerde Sicilya Valisi İspanya Kralına “denizlerin hâkimi olmasını sağlayacaksa majesteleri başta ben olmak üzere hepimizi köle olarak satsın. Kendileri ancak bu denizlerin Lordu olursa huzur ve sükûna erecek ve tabası da ancak o zaman korunabilecektir. Bu gerçekleşmezse hepimizin sonu kötü olacaktır” diyerek yalvarıyordu.

Barbaros’un 1546’daki ölümünden 14 yıl sonra, Cerbe ve Tunus’u 1560 baharında geri alan İspanya’ya, Piyale Paşa kumandasındaki Osmanlı Donanması 20 gün içinde karşılık vermiş, her iki şehir, İspanya’dan geri alınabilmişti. Mesafeler ve kadırgaların kürek gücüyle intikal ettiği göz önüne alınırsa, 20 günde İstanbul’dan Tunus/Cerbe’ye kürekli kadırgalarla erişim, o dönem için bir rekor süredir.

TEKNOLOJİNİN BELİRLEYİCİLİĞİ

Söz konusu dönemde bu görkemli başarıların temel nedeni, Türk deniz gücü ile rakip güçler arasında teknolojik ve taktik uçurumun olmayışı idi. Kadırgalar, yani kürek gücüne dayalı filolar üzerlerindeki savaşçıları kullanarak denizde bir nevi kara muharebesi icra ediyorlar; Alçak bordalı, sadece başta ve kıçta az sayıda topa sahip kadırgalar düşman gemisine aborda olarak göğüs göğse savaş ile muharebeyi sonuçlandırıyorlardı. Rakipler ne zaman yüksek bordalı, yelkenli ve borda toplu kalyonlara geçti, işte o zaman denizlerde gerileme başladı.

DURAKSAMA VE GERİLEME BAŞLIYOR

 Duraksama Malta Seferi ile başladı. 1565 yılında 5 ay süren kuşatmada Barbaros Hayreddin’in en çok takdir ettiği Garp Ocakları denizcisi ve Libya fatihi Turgut Reis şehit düştü. En büyük yenilgi ise İnebahtı Savaşı ile geldi. Maalesef deniz stratejisi ve taktiğinden anlamayan karacı bir komutan olan Müezzinzade Ali Paşa’nın yanlış durum muhakemesi sonucu büyük bir yenilgi yaşandı. 7 Ekim 1571 günü, İyon Denizi’nde yaşanan İnebahtı Savaşı, Türk deniz gücünün Akdeniz’de büyümesinin engellendiği büyük bir yenilgi olarak tarihe geçti. Savaş, dört saat sürdü.  30.000 ölü ile tarihin en kanlı deniz çatışmalarından biri oldu. Bazı tarihçiler bu savaşı daha sonradan “Doğu’nun Trafalgarı” diye tanımladı. Asıl önemlisi bu yenilgi ile Türk deniz gücünün yenilmezlik efsanesi son buldu. İnebahtı’da asıl kaybedilen nitelikli denizci insan gücüydü. Bu savaş sonrası denizci bir ulus olan Venedikliler, denizlerdeki üstünlüğün gemilerden çok insanlara bağlı olduğunu bir kez daha ispat ettiler. Venedik Doçu, denizdeki Komutan Amiral Venier’e, ‘’acilen erişimi dahilindeki tüm yetenekli Türk denizcileri gizlice ve en uygun şekilde öldürün’’ emrini verdi.  Bu tür önlemlerle Türk’ün denizlerdeki üstünlüğünün etkili ve kalıcı şekilde kırılacağını umuyorlardı. Onlara göre Osmanlıların denize dair meselelerdeki üstünlüğü artık mantıken sönmüştü.

AKIL VE BİLİMDEN UZAKLAŞMAK

 Kılıç Ali Paşa komutasında daha sonra kısa süre içinde bir donanma yapılarak Akdeniz’e çıkıldıysa da arkası gelmedi. Zira en iyi denizciler İnebahtı’da kaybedilmişti. Donanma gerek nitelik gerekse nicelik olarak erimeye devam etti. Atalarımız, bilimden, akıldan uzaklaştıkça denizden de uzaklaştı. İnebahtı sonrası Türk deniz gücü Akdeniz’den kademeli bir şekilde geri çekildi. 1583 yılında İstanbul Rasathanesi vebaya ve depreme neden oluyor diye Şeyhülislam’ın fetvası ile yıktırıldı. Yıkan donanma gemilerinin topçu ateşiydi. Kürekten yelkene 100 yıl geç geçtiler. 1770 Çeşme, 1827 Navarin ve 1853 Sinop Baskınları büyük jeopolitik kayıpları beraberinde getirdi. Gerileme ve çöküş dönemlerinin dönüm noktaları oldular.  1876-1909 arasında hüküm süren II. Abdülhamit Döneminde Donanma Haliç’e hapsedildi ve kurumsal kültürü ile birlikte zayıflatıldı. Böylece 20’nci yüzyıla donanmasız girdik. Değil uzak denizleri Mavi Vatanımızı bile koruyamadık.

PREVEZE’DEN CUMHURİYETE

 Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Donanması Türk’ü tekrar denizle buluşturdu. 2007 yılına kadar gelişmesini ve etkinliğini sürdüren, Soğuk Savaş sonrası Oramiral Güven Erkaya Döneminde Açık Denizlere çıkan donanma, kumpas davalar üzerinden cezalandırıldı. İkinci İnebahtı bu kez kuvvet yapısına değil, komuta yapısına yönelik olarak yaşandı. En iyi 40 Amiral ve 400 denizci kaybedildi. Yerlerine FETÖ elemanları yerleştirildi. 15 Temmuz 2016’da kendi halkına ateş açan bu ihanet şebekesi ile mücadele devam ediyor.

DENİZ KUVVETLERİ GÜNÜ

27 Eylül aynı zamanda Deniz Kuvvetleri günümüzdür. Deniz Kuvvetleri gününü ilk kez resmileştiren, 1948 yılında devlet tören ve protokol sistemine yerleştiren Cumhuriyet tarihinin ilk Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Mehmet Ali Ülgen’dir. Aynı gün Beşiktaş’ta bulunan Deniz Müzesini hizmete açmıştır. Kendisine ancak ulus devletlerin ve köklü deniz tarihi olan devletlerin kutlayabildiği Deniz Kuvvetleri Gününü bize armağan ettiği için müteşekkiriz. Dünyada hem Denizcilik Bayramı (1 Temmuz) hem de Deniz Kuvvetleri Gününe sahip nadir devletlerden biriyiz. Ancak her ikisini de tam anlamıyla ne halka ne de devlete mal edemedik. Zira devlet ısrarla denizcileşmiyor.

TÜRK DENİZ GÜCÜ BÜYÜMELİDİR

Cumhuriyet Donanması son yıllarda yaşadığı her türlü ihanet, fesat, alçaklık ve düşmanlığa rağmen geçmişten çıkardığı dersler ile yüce milletin denizdeki varlığının en büyük ve en güçlü temsilcisi olmaya devam etmelidir. Pusulası en zor fırtınada bile Mustafa Kemal Atatürk’ten başka hiçbir varlıktan kerteriz almayacak şekilde, büyük seferine devam etmelidir. Gerek yaşanan pandemi süreci gerekse iç ve dış konjonktürdeki dalgalanmalara rağmen sergiledikleri başarı grafiğinde değil gerileme duraksamaya bile izin vermemelidir.

Preveze Zaferinin 483. Yıldönümünde bir kez daha vurgulayalım: ‘’21. Yüzyılda Türkiye ve Türk milleti denizcileşecektir. Bu süreç Mavi Vatan ve temsil ettiği tüm değerler üzerinden olacaktır. Denizde güçlü olmayan bir Türkiye, Anadolu’da tutunamaz. Denizcileşeceğiz. Yakaladığımız Mavi Vatan ivmesini kaybetmeden enerjimizi emperyalizme inat denizcileşmeye vereceğiz. Denizcileştikçe de Atatürk’e daha da yaklaşacağız. Türk halkını Atatürk ve denizle bir daha hiç ayrılmamak üzere buluşturacağız.’’

Bu kutsal günde deniz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyor; Donanmamızın su üstünde suyun altına, havada ve karada görev yapan tüm denizcilerine onlarla gurur duyduğumuzu, onlar sayesinde rahat uyuduğumuzu haykırıyor; torunlarımızın mavi vatan ve ötesindeki hak ve çıkarlarını korudukları için sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Çok yaşa Türkiye, Çok yaşa Deniz Kuvvetleri. Yaş gününüz kutlu olsun.