Serkan Arslan yazdı…
Proletarya, Marksist teoride üretim araçlarına sahip olmayan sınıfın adıdır. Proleter ücret alan işçilerdir. Proletarya, Feodalizmin çözülmesiyle mülksüzleşen insanların, emek gücünü belli bir ücret karşılığında satmaktan başka yaşam seçeneği kalmamasıyla ortaya çıkan, üretimdeki konumları itibarıyla belirli bir grup oluşturan kesimin sınıfsal olarak tanımlanmasıdır.
Günümüze uygulanış biçimiyle tanımında değişiklik yapmak istersek asgari bir ücret karşılığında fizyolojik işlevlerini yerine getirebilecek kadar kazanç ile sosyal ve kültürel alanlardan el çektirilmiş çalışan kesime proleter yani işçi denir. Bir ülkede bu proleter sınıfın çoğunluğunun artması yönetim şeklini nasıl değiştirir?
Orta sınıf ya da orta gelirli insanların sosyal, ekonomik, sanatsal faaliyetleri minimum düzeye indirilir ve yönetimdeki belirleyici yolu kapatılırsa proleter yapı güçlenir.
Demokrasinin güçlü bir şekilde uygulandığı ülkelerde orta gelir neden güçlüdür? Çünkü iktidarı sorgulayacak, denetleyecek, yargılayacak ve boykot edecek bilince ve eyleme sahiptir. Orta gelir sahibi nitelikli çalışan gücünün ortadan kaybolmasıyla iktidar pervasızlaşır. Yasama yürütme ve yargı mekanizmasında hesap verme organları toplumsal kitleleri inanç ve şovenist söylemler ile yönlendirmeyi çok iyi bir şekilde başarırlar. Yapılan yanlışlardan bütün bir toplumun sorumlu olduğu bilinci halka empoze edilir böylece iktidar kendini sınırlı sorumlu hale getirir.
Orta gelirli, bilinçli ve eylemci bireylerin sayısı azaldıkça demokrasi yerini sürü egemenliğine bırakır. Sürü egemenliğindeki bireyin en önemli özelliği verimsiz ama kolay işlenebilir bir toprak gibi olmasıdır. Bir örnek vermek gerekirse; 1241 yılında papa IX. Gregory kedilerin şeytanın çocukları olduğunu söylemiş bu durumu bütün kiliselerde Tanrının buyruğudur şeklinde vaaz verdirmiş ve tüm inananların kedileri katledilmesini istemiştir. Halk da bu emri Tanrının emri gibi görüp bunu yerine getirmek için ellerinden geleni yapmış ve ne kadar kedi varsa öldürmüştürler. Sonra ne mi oldu dersiniz? Farelerin şehirleri işgal etmesiyle kısa sürede veba bütün Avrupa’ya yayıldı ve milyonlarca insan öldü. Ama sürü bunu kilisenin suçu olarak görmek yerine Tanrının onları cezalandırdığını düşündü. Kalabalığın cehaleti yüzlerce yıl devam etti. Evsiz, aşsız ve umutsuzca yaşamaya devam ettiler. Ya Papa ve kiliseler? Hiçbir şey olmamış ve bu vebada hiç suçları yokmuş gibi erklerini devam ettirdiler. Onları yıkan ve ilk isyan eden kişinin cenneti satın alma girişimine kadar sürü hiç yaşananların suçlusunu aramadı. Düzen ve hiyerarşinin değişim ve eşitlikte olan kavgası işte budur. Soyutlaştırılan birey yönetimde daha az yer kaplar. Demokraside düşünen birey yerini sürülebilen, yönlendirilen sürüye bırakır.