Rakı ile çorba ya da Türkiye’den başka gidecek yer yok!

featured
service

Onur Caymaz yazdı…

Geçen cumartesi akşamı, araba tamirde olduğundan taksiye bindik, her zaman gittiğimiz kafede oturup ailecek çay kahve içelim niyetindeyiz. Böyle on gündür, çeşitli taksilerde yolculuk yapıyor, memleketin durumunu şoförlerden alabiliyoruz… Havadan sudan söz açtım: “Trafik, cumartesi akşamına göre Yeniköy civarında ne kadar boş. Benzin fiyatları arttığından beri böyle galiba…”

Şoför dönüp, hafif kızgın, baktı bana. Galiba demiştim. Sanırım, yanlış biliyorum, benzin fiyatları artmadı. Sürekli elli liralık alanlardan değilim, zaten sürekli elli liralık alsam şişe doldurmaz artık, değil ki depo… Yüz lira alırdım, bir yarım depo dolardı, (dolardı derken, öyle dolar değil), şimdi çeyrek depo yüz altmış lira, aslanım petrol! Ben mi yanlış biliyorum acaba.

Benzin dedi, o kadar pahalı değil, dış ülkelerde Allah seni inandırsın, dedi, daha fena… Mesela dedi, Hollanda’yı bilirsin (bilmiyorum, gitmedim, Prag severim), BP’nin merkezi dedi, orada bile çok pahalı. BP: British Petrol. Neden merkezi Hollanda’da olsun, hiç British’li adam, merkezini Hollanda’ya kurar mı? 

Sonra sabahları, ne o öyle, zifir karanlık arkadaş, dedim, çok fena, insan uyanamıyor, nasıl olacak, dedim. Uyanamayan insan kaza yapar Allah muhafaza öyle değil mi? Yine dönüp baktı, yine kızgın. Nasıl bir tedirginlikse, güvercin tedirginliği mübarek. Niye kaza olsun canım, dedi, istatistiklere bakmak lazım öyle durumda, dedi; oysa geçen hafta içi bir sabah, otobüste tanık oldum, en az üç araç, halen uyur halde olduklarından bize çarpacaklardı. Şaşırma yahu, ben de sen gibi otobüse biniyorum, beş yerden maaş alan bir “elit” değilim. 

Fakat dedim her şeye çok fazla zam gelmedi mi? Se de herhalde elektrik kullanıyorsun, bana her zaman 220 TL gelen fatura, 390 geldi! Yok diye cevapladı; bizimki normal. Gerçekten mi? Normal? Belki de elektrik kullanmıyor. Isınmak için salonda koltuk falan yakıyor. Evi ayazma gibi belki, mumla idare ediyor. Romantik de olur!

Sonra şoför kustu. Evet, kustu. Arabanın içi temizmiş değilmiş, umursamadı. Başkasının arabasıymış, günlük kaç lira kira veriyormuş falan, hiç! Çıkardı ne varsa yaldır yepelek, aslan parçam: “Sen, biliyorum abi, pahalılık var diye şikâyet ediyorsun, CHP’lisin amma, bak Kulüpler falan hep dolu…”

CHP başka yazının konusu da kulüp deyince, geçenlerde Kulüp dizisi yüzünden bir fikrimi söyleyip sosyal medyada aforoz edildiğim için ben fakire laf giydirmeye çalışıyor sandım. Artık memleketimizde genel iletişim tarzı bu çünkü. En çıplağımız bile giydiği lafla takılıyor… Hani Kulüp dizisinde dışarıda millet birbirini boğazlarken kendi cinsiyetini 1950’lerde seçme özgürlüğüyle mükemmel bir yaratık doğdu diye, tüm personel toplanıp şölen veriyordu ya, tam öyle beşbenzemez bir durum herhalde.

Şoför, bak barlar dolu hep, diyor. Gençken de bara kulübe çok gitmedim. Büyükelçilerle buluşmasam da meyhaneciyim. Ama bizim aslan oralardan müşteri alıyor, bilir. Doluymuş. Fakat acaba hangi milletten ya da sınıftan bu kulüplere gidenler. Hem bu argüman, halkın zor geçinmediğini mi kanıtlar?

Ekmek kuyrukları peki, diyorum. Onlar bilerek geç saatte açıyor, diyor. Kusuyor. Kan kusacak yakında o da, yakında o da işinden olacak, yakında o da kombisini hiç açamayacak, yakında o da hasta olduğunda tedavisinde zorlanacak, yakında o da beş bin yaşında emekli maaşı almaya başladığında sözkonusu paranın hiçbir işe yaramadığını görecek! İnandığı ne varsa, onun da benim de o kadar örselendi ki hiçbirimiz farkında değiliz olan bitenin.

Ekmekçiler geç açıyor ki halk kuyruklarda görünsün, diyor. Batılıların şeysiymiş bu. Televizyonda duymuş bunları. Hiçbir gazetede bir tane olsun haberi yayınlanmadan, kendisini iki ayda Uğur Mumcu ile meslektaş ilan edenler anlatıyor, o da inanıyor. Türkiye’de artık herkes her şey olabilir çünkü. Bu durumda her şey de herkesle ilişkilendiriliyor, zor değil! 

Peki, diyelim geç açıyor bu ekmekçiler, niye akşama kadar o kuyruklar bitmiyor; bu konuda cevabı yok. Nasıl olsun. Herkes sorusunu, kendi işine geldiği yere kadar; cevabını, dostlarına, yandaşlarına zarar vermeyecek derinlikte soruyor. Çanağı hazır herkesin. “Üstündeki yıldızlı gök demişti Köninsberg’li, içerimdeki ahlak yasası…” Kant’tı değil mi o Köninsberg’li, üstümüzde yıldızlı gök de kalmadı, içimizde ahlak yasası da… Geçen yıllar, en çok içimizdeki ahlak yasasını vurdu! Cumhuriyetin yüzüncü yılına girerken artık ilk on yılındaki şu savsözler söylenemiyor: “Her şeyi kendimizden bekleriz.” Ya da “durmayalım, düşeriz…” Artık söylenemiyor… 

Gittikçe bir insan modeli çıktı ortaya, gelişti, büyüdü… Ben bunu, tuhaf diyeceksin belki ama en çok nereden anlıyorum biliyor musun? Telefonunda dinlediği abuk sabuk ne varsa, otobüste, metroda, ofiste, hiç kulaklık kullanmadan çevredeki herkesi dinlemeye mecbur bırakan, tahsilli-tahsilsiz kocaman bir insan kalabalığından… Küçük bir şey ama bazen anıt gibi. Hepimiz, başkasının duyduğuna sağırız artık. Her şeyde zıtlaştık, hırlaştık, kamplaştık. Her şeyde bölündük. Bunlar her toplumda olur diyeceksin. Değil! Bu kadar olmaz. Galiba Yaban’daydı, Yakup Kadri, yukarıda da andım, felaketlerin birleştiremediği insanları hiçbir şey birleştiremez, diyordu.

Anadolu irfanı var deyip Bursa’dan öteye gitmemiş de var, Beyoğlu’ndan çıkmayıp Anadolu’dan nefret eden de.

Bundan sonra Türk yazar okumam deyip kendisini Türkiyeli ilan eden de var, Türkçü olduğunu düşünüp Türk dilinden bihaber olan da…

Akp’liler çok iyidir, Chp’liler işe yaramaz diyenler; tam tersini ilan edenler… Sağcıdan yazar olmaz deyip solcu vasata tamah eden de mümkün, sağdan bunca yıldır yazı yazıp da bir tek zammı, bir tek çocuk işçiyi konu edinemeyen küçük Borgesçikler de! 

Ama her yerde yok mu zıt kutup yahu Caymaz? Var tabii. Fakat bu kadar değil. İnsanların bunca bölündüğü, herkesin kendi doğrusunu tek doğru saydığı başka yer yok. Ne oldu biliyor musun? Tanpınar’ın andığı iç insanı kaybetti toplumumuz. Modigliani resmi paylaşıyorum bazen Instagram’da, bakıyorum takibi bırakan olmuş. Hamdullah’tan hat paylaşıyorum; yine takibi bırakan var. Niye yavrum, niye? Cihat Burak, “hat bizim soyut resmimiz” dememiş miydi? Gerçi Cihat Burak’ı kim hatırlıyor, ben de işte! Serserilik! Edebiyat seminerlerimde Dede Korkut anlatıyorum, MHP’li misin diye e-posta yollayan var. Artık hepimiz yaban, hepimiz yabancıyız. 

Nedir, bu sadece Akp’nin son yirmi yılından doğan bir mesele değildir, sadece ona bağlanamaz bence. Belki de 1908 Devrimi’nden bu yana ilerici – gerici çatışmasının, gele gele bizi getirdiği noktadır bu. İlerici olduğu söylenen her atılım, bizde nedense baskı dönemleri doğurmuştur ve böylesi her dönem kendi insanını yaratır… Bugün de işte ekmek kuyruklarında beklemesinin sebebi olarak, spor yapıyorum diyen garip bir tip oluştu. Karşı tarafta da pahalı cipinde kutu meyve suyu içen, kendi ceketinin rengini seçemeyen, serveti olan ama zevk dünyası kuramayan bir başka tip. Refik Halid (Halit mi yoksa, orada bile kararsızız), servetin yerini bulması yüz yıllar sürer diyordu… 

Şimdi bunları yazınca, sen şucu musun, yoksa bucu musun o zaman diye soran olacak. Herkes, en tepedeki iki vasatlıktan birini seçmeye mecbur artık. Böylece ortada koca bir sahipsiz, umutsuzlar ordusu oluştu. 

Hayal ediyorum. Sekiz şiddetinde bir İstanbul depremi olup bitmiş. Dağılmışız, her yer ceset. Yıl, 2090. Televizyonda bir sunucu. Köşede, günü geldiğinde aparat olarak kullanmak üzere maaş alan yağdanlıkları dizmiş sıraya. Orta yerde ekran, görünüyor, şehir yıkıntılar içinde. Canlı yayın. Nasıl da naylondan her şey, anlattıklarına inanılsın diye geçen gece kar kıyamette stüdyoya paltoyla sokulan muhabir kızcağız gibi bu kez de eli yüzü kan içinde, kolu kırılmış bir zavallıyı muhabir diye çıkartacaklar, bakın diyecekler, bunlar RGOFGMSP’li belediyelere ait yerler (o zamanlar parti adları böyle), hafif bir yaralanmayla atlattı. Sonra ölüler arasında başka bir muhabir. Bunlar da CHPFFLDDJSLS’lilerin oturduğu yerler, bakın görüyorsunuz değil mi diyecekler, hepsi ölmüş… Şunlar bizim belediyeden çorba içenler; bunlar onların, rakı içenler. Bir tarafta çorbaya tav insan oluştu, diğerinde rakı içtiği için muhalif olduğunu sanan başka bir insan.

Aslında hepimiz büyük bir depremde çoktan ölmüşüz de sürekli geçiştirilen gündemle, bu ikilikle, zıt uçları iyice belirginleşmiş kutuplarımızda buz gibi, hiçbir şeye bağlanamadan, artık hiçbir şeye inanamadan, umudumuzu tümden yitirmişken, geleceğe güvenimizi gittikçe kaybederek, elimizdeki üç kuruşla kendimizi nasıl kurtarırız diye bakarak yaşamlarımızı sürdürmeye çalışıyor, üstümüze her türden yağdanlıktan sıçrayan çamur, kan, para ve fesattan kendimizi korumaya çalışıyoruz…

Belki bir gün, bizim gibilerin hepsi, bir balıkçıda toplanıp upuzun masa kurar, rakı içen rakısını, içmeyen de çorbasını içer, başörtülüsü örtüsüzü, Nâzımcısı Necip Fazılcısı, Alevisi Sünnisi, şucusu bucusu oturup Türkiye’yi konuşuruz. Belki. Gerekli mi ya da konuşulabilir mi, artık ondan da emin değilim ya, neyse… Yine de Türkiye’den vazgeçilmiyor işte! Tanpınar ne demişti günlüklerinde: “Vatandan başka neyimiz var!” 

Ben taksiden inerken, şoför arkadaş paramızın halen ne kadar değerli olduğunu anlatıyordu. Huni var mı dedim. Anlamadan baktı. Huni yokmuş; Hollanda’da bir akrabası varmış, orada ekmek şu kadar öyro imiş, anlatıyordu. Geçmiş olsun size, dedim para üstümü söke söke alarak, malum indi bindi on dört liradan yirmiye çıktı taksilerde. Hızla ve koşarak uzaklaştım!

Hakikat, dostlarımızdan daha değerlidir ey okur; namuslu olmanın bu ilk kuralını hiç unutma. Bizi kurtaracak olan, künyemize kazınmış olan bu namustur.

Belli mi olur, görüşürüz belki yine!

Rakı ile çorba ya da Türkiye’den başka gidecek yer yok!

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Giriş Yap

7 Yorum

  1. 4 ay önce

    Hep görüşelim. Bence VERYANSINTV’ ye güzel bir renk kattınız! Esen kalın.

    Cevapla
  2. 4 ay önce

    onur caymazı veryansın tv AİLESİNDE de hep görmek isteriz. Edebiyat yazıları, edebiyat tarihimize ışık tutuyor

    Cevapla
  3. 4 ay önce

    Hoşgeldiniz Sn. Caymaz. Varlığınız iyi hissetmemizi sağlıyor. Teşekkürler.

    Cevapla
  4. 4 ay önce

    Sevgili Onur Caymaz,
    Bence şucu, bucu kim olursa olsun. Türk edebiyatının yazar ve şairlerini okumaya başlasınlar. Daha sonra Dünya edebiyatı yazar ve şairlerinin eserleriyle devam etsinler (Çocuk kitapları dahil). Hayata bakış açıları değişir. Kötülük üretmezler. Hakikati bulurlar!
    Ben yıllar önce okuduğum bazı kitapları tekrar okuyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar “Saatleri Ayarlama Enstitüsü ” kitabında, sanki bugünleri anlatıyor.
    Siz, Marcel Proust’un 100. yıldönümü bir şey yapmak lazım. diye yazmıştınız. “Kayıp Zamanın İzinde ” Kitaplarını geçen Aralık’ta yeniden okumaya başladım.
    Cihat Burak’ı, bir 21 Haziran gün dönümünde söylediği bir cümleyi hatırlayarak 21 Aralık’ta da mutlaka sevgiyle anıyoruz. Güzel yazınız için teşekkür ederim.

    Cevapla
  5. 4 ay önce

    Hakikatli insanlara hasretliğimizi buralarda gideriyoruz. Tabii ki görüşelim yine!

    Cevapla
  6. 4 ay önce

    EMEĞİNE, KALEMİNİZE SAĞLIK… BİRAZ DAHA AKICI, CANLI, CIVIL CIVIL OLSA…. DENEME, FELSEFE, EDEBİYAT TADINDA…

    Cevapla
  7. 4 ay önce

    Hoş geldin Üstad.

    Cevapla
Giriş Yap

VeryansınTV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!