Rand raporunun özü: İç siyasette kumpas, TSK’da ‘darbe’ kışkırtması!

Pentagon için politikalar üreten düşünce kuruluşu Rand Corporation’ın Türkiye raporunu değerlendiren Nejat Eslen, raporun Türkiye’nin iç siyasetine müdahale anlamasına geldiğini söyledi. Yine raporda, Erdoğan'ın istenmeyen kişi ilan edilirken Hulusi Akar'ın stratejik ortaklıkta adres olarak gösterildiğini belirten Eslen, yeni darbe girişimiyle ilgili mesajların da yer aldığını söyledi.

Rand raporunun özü: İç siyasette kumpas, TSK’da ‘darbe’ kışkırtması!

Veryansın Tv

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) için politikalar üreten ve Washington yönetimini yönlendiren ‘düşünce kuruluşu’ Rand Corporation’ın Türkiye raporunun satır aralarını Nejat Eslen ile değerlendirdik.

Komutanım siz kendinizi “vatandaş” olarak tanıtılmasını isteseniz de, stratejik konularda yazdığınız makale ve kitaplar hepimizin bilgisi dâhilinde. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) için raporlar yazan ve Washington yönetimini yönlendiren ‘düşünce kuruluşu’ Rand Corporation’ın Türkiye raporuyla ilgili düşünceleriniz nelerdir?

“Rand Raporu önemli bir rapordur. ABD’de çok önemli bir strateji üretim merkezidir. Rand, Soğuk Savaş döneminde ABD’nin ve NATO’nun, SSCB’ye karşı uyguladığı nükleer silahların kullanılması dâhil caydırıcı stratejiler geliştirmiştir. Devletin verdiği sipariş raporları hazırlar ve devlet yönetimini etkiler. Masraflarının büyük bir kısmı da, federal bütçe tarafından karşılanmaktadır.

TÜRKİYE İLE ABD HİÇBİR ZAMAN STRATEJİK ORTAK OLMADI

Raporun içeriğine girmeden önce Türk-Amerikan ilişki geçmişine bakmamız lazımdır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra SSCB bir tehdit olarak kabul edildi. Türkiye de o dönemde böyle bir tehdit algısında bulunarak, tarafsızlığını bozdu ve Atlantik sistemindeki yerini aldı. Kore Savaşı’ndan sonra da NATO üyesi olduk ve Türk-Amerikan ilişkileri gelişti. Fakat bu ilişki her zaman dengesiz bir biçimde gelişti. Rand’ın raporunda ilişkiler stratejik ortaklık olarak tanımlanmış olsa da, bu ilişkiler hiçbir zaman bir stratejik ortaklık biçiminde cereyan etmedi. Zaten ABD’nin başka bir ülkeyi stratejik ortak olarak tanımlayabilmesi için, kendi parlamentosundan bu konuda bir yasa geçmesi lazımdır. Böyle bir durum, hiç söz konusu olmadı. Dolayısıyla Türkiye ile ABD, hiçbir zaman stratejik ortak olmadı.

Hatta ABD bu süreçte, Türkiye’yi Atlantik sisteminin bir uydusu olarak gördü. Aslında bugün yaşadığımız mesele de tam olarak budur. Küresel yeni güç merkezlerinin ortaya çıkması, yeni bir güç mücadelesinin başlamış olması, değişen jeopolitik ortam Türk-Amerikan ilişkilerini de etkilemiştir. Artık ilişkiler Soğuk Savaş dönemindeki gibi değildir.”

Nejat Eslen

‘İLK DEFA EMEKLİ BİR ASKER, ABD’Yİ TEHDİT OLARAK TANIMLIYORDU’

Sizin Türk-Amerikan ilişkileriyle ilgili yakın takip içerisinde olduğunuzu biliyoruz. İlişkilerin Soğuk Savaş dönemindeki gibi olmadığını söylerken, tam olarak kast ettiğiniz nedir?

“2003 yılında ilk defa Radikal gazetesinde, ABD’nin Türkiye’ye tehdit oluşturduğunu yazdım. Tabii o zaman bu, bir şaşkınlık yarattı. İlk defa emekli bir asker, ABD’yi tehdit olarak tanımlıyordu. Çünkü ABD’nin Irak’taki davranışları, bizim için bir güvenlik tehdidi oluşturuyordu. Irak’ın kuzeyindeki yapıyı desteklemesi, bizim için bir tehdit oluşturuyordu. Ben bunu dile getirdim. Sonra 2007 yılında ‘Türk-Amerikan İlişkilerinin Çelişkili Mantığı’ adında, akademik bir makale yazdım. Bu makalemde, Türk-Amerikan ilişkilerinin geçmişini inceledim ve gelinen noktayı anlattım. Dedim ki, Soğuk Savaş dönemindeki gibi çıkarlarımız her zaman örtüşmüyor. Çoğu zaman ayrışıyor ve zaman zaman da Irak’ta olduğu gibi çatışıyor. O zaman bu makalem ile birlikte bir öneride bulundum: Türk-Amerikan ilişkileri önemlidir; o yüzden de değişen ortama göre bu ilişkiler yeniden tanımlanmalıdır. Benim bu yazımdan bir süre sonra, Condoleezza Rice Türkiye’ye geldi ve “Türk-Amerikan ilişkilerini yeniden tanımlayalım” dedi.

Obama, ABD Başkanı seçildikten sonra ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye yaptı. Buradan da Mısır’a gitti. Türkiye’ye geldiğinde, TBMM’nde bir konuşma yaptı ve bu konuşma ayakta alkışlandı. Obama’nın o dönem neler söyledikleri pek anlaşılamadı. Türkiye-Ermenistan, Kürt meselesi, Türkiye-Yunanistan ve Türkiye- Ortadoğu ilişkileri ile ilgili bilgiler verdi, bazı isteklerde bulundu ve gitti.

ILIMLI İSLAM

ABD, SSCB’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan yeni ortamda, Türkiye’nin yeni bir karaktere bürünmesini istedi. Bunu aslında, 1980’den sonra ortaya çıkan Ilımlı İslam başlangıcına kadar uzatmamız gerekir. Çünkü Türkiye, müslüman ve demokrat bir ülkeydi. ABD’nin Ortadoğu’daki müdahaleleriyle birlikte, bu ülkelerin Türkiye’yi bir model olarak görmesini istediler. Türkiye’nin model bir ülke olarak, Ilımlı İslam bir tavır göstermesi lazımdı. İşte bütün mesele de bundan sonra başladı. Başta Ahmet Davutoğlu olmak üzere, Türkiye’yi yönetenler de buna gönüllü oldular.

DÜNYA DEĞİŞTİ

Şimdi bu Rand Raporu’na gelirsek, dünya artık Soğuk Savaş dönemindeki gibi değildir. Hatta 2001 yılındaki dünya da değildir. 2001 yılında ikiz kuleler vurulduğunda, ABD yeni yazdığı stratejisinde, kendisini eşi ve benzeri olmayan bir güç olarak tanımlamıştı. İslam ile mücadeleyi yeni bir proje olarak, Medeniyetler Çatışması adı altında Huntington’a yazdırdılar. Brezinski de, Avrasya’nın nasıl kazanılacağının jeostratejisini yazdı. Ancak ABD’nin, Brezinski’nin tanımladığı hedefleri elde edebilecek gücü yoktu. SSCB’nin dağılmasından sonraki boşlukları doldurmak için, öncelikle bunu askeri güç ile yapmaya çalıştılar; ama bunda ABD başarısız oldu. Ordusu yıprandı ve pahalıya mal oldu. Dolayısıyla, ABD yöntem değiştirdi ve müslümanlar arasında kargaşa ve iç çatışma çıkarttı. Önce Büyük Ortadoğu Projesi, arkasından da Arap Baharı ile birlikte Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu şekillendirmeye çalıştı. Bu süreçte ABD küçük devletlerle uğraşırken, Çin yükseldi gitti. Rusya ise kendisini toparladı. Küresel bir güç mücadelesi başladı. Bir tarafta küresel güç olmaya aday Çin, çok önemli bir kıtasal güç Rusya ve diğer tarafta da ABD. Dünya çok değişti. İşte böyle bir dünyada Türk-Amerikan ilişkilerinin Soğuk Savaş dönemindeki gibi olmasını beklemek mümkün değildir.

RAND RAPORUNDA ERDOĞAN

Rand raporu, tüm kabahati Türkiye’deki yönetime yükleyerek, 60 yıl süren Türk-Amerikan stratejik ortaklığının artık zora girdiğini belirtiyor. Rand’a göre, ABD çıkarlarına aykırı olan politikaları uygulayan kişi: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Rand’a göre Erdoğan, otoriter cumhurbaşkanlığı sistemine geçerek, insan hakları ve demokratik kuralları eskiterek ilişkileri zora sokmaktadır. Bunun yanında, ABD çıkarlarına ters düşen dış politikalar uygulamaktadır.

ERDOĞAN’A ALTERNATİFLERİ NE?

242 sayfalık Rand Raporu’nun özü şudur: Rand’a göre Erdoğan, Amerikan çıkarlarına aykırı hareket ettiği için istenmeyen ve gitmesi gereken adamdır. Bunun nasıl olacağını Rand bir stratejiyle ortaya koyuyor. Diyor ki “2023 seçimlerinde demokratik muhalefet adı altında, diğer partiler, bir koalisyon kurarak iktidarı ele alabilir. Bu şekilde ABD, NATO ve AB ile iyi ilişkiler geliştirebilirler. Bunun için de ABD inisiyatif kullanmalıdır.” Yani Rand, ABD’nin Türk siyasetine müdahale edeceğini, açık seçik olarak ilan ediyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Bu ABD’nin, Türkiye’nin iç işlerine karışmasıdır.

ADRES SAVUNMA BAKANI

Rand Raporu’ndaki ikinci durum, Cumhurbaşkanı Erdoğan istenmeyen adam; fakat Milli Savunma Bakanı değerlidir ve değeri giderek artmaktadır. Türk Ordusu ve Amerikan Ordusu arasındaki ilişkiler de, bu artan değeri dikkate alarak, bu hat üzerinden geliştirilmelidir. Burada çok ciddi bir çelişki ortaya çıkıyor. Rand’a göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan istenmeyen adam, onun Savunma Bakanı ise stratejik ortaklıkta ilişkilerin geliştirilmesi gereken adrestir. Bu durumun Türkiye’de tartışılması gerekiyor. Türkiye’de bu Rand Raporu tartışılmıyor. Rand’ın önerileri, Pentagon tarafından kabul edilir ve uygulanır. Onun için bu rapor önemlidir. O yüzden bu raporun ciddi anlamda tartışılması gerekiyor.”

Komutanım Türkiye’nin önündeki güvenlik sorunlarını da düşündüğümüzde, bundan sonrası için değerlendirmeleriniz nelerdir?

“Türkiye’de bir strateji merkezi, Rand’a cevap olarak bir rapor yazmalıdır. Bu raporda ABD’ye denmelidir ki: Türk-Amerikan ilişkileri Soğuk Savaş dönemindeki gibi değildir. Olması da mümkün değildir. Dünyada yeni bir güç mücadelesi başlamıştır. Coğrafi konumu nedeniyle, bu güç mücadelesi Türkiye’yi derinden etkilemektedir. Burada hatalı olan Türkiye ve Türkiye’yi yönetenler değildir. Burada hatalı olan, ABD’nin Türkiye’ye karşı olan tutumudur. Çünkü ABD’nin davranışları, Türkiye’ye tehdit oluşturmaktadır. ABD, PKK/PYD sözde devletini kurmak isteyerek, Türkiye için birinci öncelikli bir tehdit oluşturmaktadır…

AVRASYA HAMLESİ DOĞRU

ABD’nin bölgesel çıkarları ile Türkiye’nin güvenlik çıkarları ters düştüğü için, 2007 yılında söylediğim gibi ilişkiler yeniden tanımlanmalıdır. Türk-Amerikan ilişkileri önemlidir ve belirleyicidir. Burada yapılması gereken şudur: Sağlıklı bir ilişki için Türkiye ile ABD’nin hangi çıkarları örtüşmektedir ve hangi noktalarda iş birliği yapabilirler? Bunun tespit edilmesi gerekir. ABD’nin Türkiye’ye dayatmaya çalıştığı hatalı politikalar sonucunda, Türkiye haklı olarak çıkarlarının birleştiği taraf olan Avrasya’ya yönelmektedir. Bu Türkiye ve Türkiye‘yi yönetenler açısından doğru bir hamledir. Bunda iki temel vardır: Birincisi ABD’nin Türkiye’ye karşı olan tutumu; diğeri ise AB’nin Türkiye’ye karşı olan yaklaşımıdır. Türkiye’nin AB’ye olan inancı da kaybolmuştur. Türkiye‘nin milli bekası için doğru olanı yaptığı ortadadır.

YENİ DARBE MESAJI

Rand, Pentagon ile Türk Ordusu arasındaki ilişkilerden söz ederken, ordu içinde orta rütbedeki subaylar arasında, mevcut komuta yapısına karşı rahatsızlıklar olduğu; bunun da yeni bir darbeye neden olabileceği de yazılmıştır. Rand, Türkiye’deki Amerikan yanlısı muhalefet partilerine de, raporuyla mesaj vermiştir. Kim olursa olsun, hangi yabancı devlet olursa olsun, ülkemizi yönetenlere kumpas kurmalarına ve iç işlerimize müdahale etmelerine sonuna kadar karşıyım. Bu noktada milli çıkarlarımız doğrultusunda durmamız ve Türk Devleti‘nin yanında olmamız gerekmektedir. Bu yüzden bu rapor önemlidir, tartışılmalıdır ve ülkemizdeki strateji merkezleri karşı bir rapor yayınlamalıdır.”