Alican Türk yazdı…
Kasım 1994’te düzenlenen “PKK V’inci Kongresi”nde konuşan örgüt başı Öcalan, karşısında dizilen elemanlarına şöyle söylüyordu:
- Ben de bir insanım, ama nasıl bir insan?!
Sahi, nasıl bir insan?
Bu soru üzerinde bugüne kadar neredeyse hiç durulmamış, onun nasıl bir insan olduğu hiç konuşulmamıştır. Oysa sorunun yanıtı bizzat Öcalan tarafından binlerce defa tekrarlanarak verilmiştir. Öcalan örgüt içinde “Kongre”, “Konferans”, “Eğitim Dönemi” vb. adlar altında düzenlenen istisnasız bütün toplantılardaki konuşmalarında kendisini ve nasıl bir insan olduğunu anlatır. Ayrıca örgüte ait bütün yazılı dokümanlarda da her şeyden önce Öcalan’ın kim ve nasıl bir insan olduğu işlenir, anlatılır.
Şimdi bu yazımızda, örgüt literatüründe “Parti Önderliği” olarak geçen Öcalan’ın özelliklerini ve niteliklerini sıralayacağız. Ama yazacaklarımız kendi cümlelerimiz olmayacak; tamamen Öcalan’ın kendi ağzından kendisi için kullandığı ve örgüt yayınlarına da geçen tanımlamalara, sıfat ve kavramlara değineceğiz.

İşte kendi diliyle Öcalan…
Hemen belirtelim… Nasıl ki Allah’ın 99 ismini içeren “Esma-ül Hüsna”sı (“Güzel İsimler”) varsa Öcalan’ın da kendini tanımlamada kullandığı belki 99’u aşkın sıfatı ya da niteliğiyle karşılaşırız. İşte o nitelikler:
O her şeyden önce Tanrı gibi yaratıcı, kudretli ve yaşatandır; her türlü değerin yaratıcısı, kollayıcısı ve işleticisidir. Güç ve direniş kaynağı, ilham verici ve harekete geçiricidir. Görkemlidir, olağanüstüdür, kusursuzdur; öyle ki, “kendini kendinden bile kıskanacak kadar” kusursuzdur. Kendisinde hemen her peygamberden, tarihe damga vurmuş her askerden ve her siyasîden bir şeyler bulunur; askerî, siyasî ve örgütsel dehadır. İnsanî özelliklerin toplamını bünyesinde barındıran ve yansıtandır; dağdaki çobanın bile bütün insanlığı şahsında bulduğu üstün insandır. Ufkun ötesini ve geleceği görür, olağanüstü sezgi gücüne sahiptir; bu sayede muazzam tedbir alıcı olup, daima uyanık, asla kanmayan, kandırılamayan ve tuzaklara düşmeyendir. Yine o sayede daima kazanan, hiç kaybetmeyen ve hiç yenilmeyendir. 7 yaşından beri müthiş bir “emek savaşçısı”dır. Cüretkârdır, isyancıdır, fetihçidir, davasına inanmıştır; hiç vazgeçmeyen, inatçı, muazzam çaba harcayıcı, dirayetli, amansız mücadeleci ve amansız takipçidir. Dengeli ve dengelemeyi bilendir. Tahammül gücü çok yüksektir, Hz. Eyüp’ten bile daha sabırlıdır. Her şeye hakimdir. Doğru yaşayandır; planlı, ayrıntılı düşünen, her duruma göre en uygun hareket tarzını belirleyip uygulayan, iğne ucu kadar fırsatları dahi değerlendiren, temiz iş yapandır; nereye nasıl sızdığını şeytan bile göremez ve önleyemez. Bir “dil gerillası”dır, boş konuşmaz, konuşması ve propaganda tarzı mükemmeldir. Ayrıca el hareketleri de dahil her hareketi nettir, anlamlıdır, dönüştürücüdür. Büyük usta ve büyük aktördür, yaşamı örnek alınacak liderdir. Varlığıyla dost gurur duyar, düşman kahrolur; düşmanda bile hayranlık uyandırır / düşman bile ona hayranlık duyar. Arkadaşlarını hiç yalnız bırakmayan ve onların daha iyiye ulaşması için çaba harcayandır; onlara karşı adil, affedici ve koruyucudur, yaşatıcıdır, çünkü insanı çok sevendir. Şehitlere bağlı ve saygılıdır, ülkesinin dağına taşına en çok sevdalı olandır. Fedakârdır, soğukkanlıdır, iyimserdir. Bilimsel, yenilikçi ve zenginleştiricidir. Kendini daima özgür tutan ve kendini kanıtlamış bir insandır.

Bütün bunların yanı sıra fiziksel olarak da çekici, cazibelidir; “karşısında dayanılmaz”, her kadın onun yanında olmak ister. Ve nihayet, bütün bu özelliklere sahip olsa da, o “çok mütevazı”dır.
İşte Öcalan bu niteliklere sahip kişidir. Dedim ya, bunlar benim değil, bizzat Öcalan’ın hemen her konuşmasında kendisi için söylediği sözler, sıraladığı nitelikler ya da sıfatlardır. Yukarıdaki her bir sıfatın önüne “ben” zamirini eklerseniz Öcalan’ın kendisi için kurduğu cümlelere ulaşırsınız; yani “Ben kudretliyim”, “Ben büyük usta ve büyük aktörüm”, “Ben Hz. Eyüp’ten bile sabırlıyım”, “Ben hiç yenilmeyenim” gibi… Kendisini pür dikkat dinleyen elemanlarına “Nasıl olağanüstü bir birey olduğumu siz de görüyorsunuz, değil mi?” diye sorar; ardından “Kendime kesinlikle ‘kusursuzum’ diyebilirim” diye ekler.
O her konuşmasında kendisinden bu sıfatlarla bahsederken, karşısında kendisini dinleyen örgüt elemanlarının tek bir seçeneği vardır: Öcalan’ı onaylamak ve yüceltmek… “Sizin gibisi yeryüzüne gelmemiştir”, “sizde bütün peygamberleri aşan bir insanlık var”, “Siz olmasanız biz bir adım bir atamayız, bu dağlarda bir gün bile yaşayamayız, yok olur gideriz” gibi yüceltme cümleleri kurarlar. (İtalik yazılı bu cümleler de gerçekten örgüt elemanlarının Öcalan’a söylediği bire bir sözlerdir.)
İstisnasız her toplu konuşma böyledir.
Aslında Öcalan ile örgüt elemanları arasındaki ilişki ve konuşmalar ile Adnan Hoca ve Kedicikleri arasındaki konuşmalar içerik olarak aynıdır, aralarında hiçbir fark göremezsiniz.

Peki, kendisi için “kesinlikle kusursuzum” diyen Öcalan karşısındaki örgüt elemanlarını nasıl görür? Onlar için hangi sıfatları kullanır, nasıl hitap eder?
Bunu da yine örgüt kaynaklarından, bizzat Öcalan’ın ağzından çıkan kavramlarla vurgulayalım:
Öcalan’a göre örgüt elemanları; “zavallı, ilkel, köle ruhlu, beceriksiz, dikkatsiz, saygısız, terbiyesiz, utanmaz, haddini bilmeyen, ukala, seviyesiz, ikiyüzlü, inançsız, ciddiyetsiz, düşüncesiz, moralsiz, zayıf, lafazan, bön, kakavan, kof, ideolojisiz, felsefesiz, oportünist, dogmatik, bağnaz, ilkesiz, donanımsız, gafil, dedikoducu, fitne-fesatçı, bir keçiden bile geri, cüce, ahmak, umut kırıcı, baş belâsı, hep kaybeden, özsüz, geleneksel tarzı aşamayan, bireyci, feodal, aileci, kabileci, bölgeci, ahbap-çavuş, köylülüğün bile gerisinde, küçük burjuva taklitçisi, şarlatan, yoksul, sefil, şaşkın, kör, hatalara çok açık, yanlışta ısrarcı, gaflet içinde, isyan ettirici, “turşu biberi” gibi, askerlikten hiç anlamayan, elindeki silahı ya da muazzam fırsatları (ki tabii Öcalan’ın sağladığı fırsatlardır bunlar) kullanamayan, Öcalan olmasa kendi kendine hiçbir işi beceremeyen, kendi yemeğini bile çiğneyemeyen, partiyi hep kemirip geriye çeken, aklını işletmekten aciz, etrafına yük, iki laf etmesini bilmeyen, eğitilmeye gelmeyen, ciddi boyutta hasta, art niyetli, bencil, kendini abartan, kendine sevdalı, yarı komalık, sağlıklı tek bir yürüyüşü bile olmayan, beyinsiz ve yüreksiz, köylü kurnazı, dağın serserisi, kişilikleri pisliklerle dolu, insan olmak istemeyen, önderliği anlamayan, önderliğe layık olamayan kişilikler”dir.
İşte böyle… Yukarıdaki her bir sıfatın önüne “siz” zamirini eklerseniz Öcalan’ın örgüt elemanları için kurduğu cümlelere ulaşırsınız; yani “Siz zavallısınız”, “Siz iki keçiden bile gerisiniz”, “Siz ciddi boyutta hastasınız”, “Siz beyinsiz ve yüreksizsiniz”, “Siz önderliğe layık olamayan kişiliklersiniz” gibi… Her konuşmasında – başta belirttiğimiz kavramlarla – kendini göklere çıkarırken, örgüt elemanlarına da işte bu kavramlarla hitap eder, onları aşağılar, küçültür, ezer, siler, silikleştirir; “Dua edin ki ben varım, ben olmasam o dağlarda bir gün bile yaşayamazsınız” der.

Yani kendi ne kadar kusursuz ise, elemanlar da o kadar rezil rüsvadır.
İlginçtir ki o toplantıdaki elemanların hepsi başı önde, çıt çıkarmadan Öcalan’ın hakaretlerini dinler. Hiçbiri “Ama Başkanım, elimizden gelen her şeyi yapıyoruz, gözü kara ölümün üzerine gidiyoruz, bu suçlamaları kabul etmiyoruz” diye itiraz edemez; aksine hepsinin görevi “Parti Önderliğinin ne kadar haklı”, kendilerininse ne kadar rezil ve işe yaramaz olduklarını ikrar ve tasdik etmektir.
Öcalan herkesi en ağır sıfatlarla eleştirir, ama kendisi asla eleştirilemez; o eleştiriden münezzehtir. Kendisine asla itiraz da edilemez.

***
“Güneydoğu’da PKK Entrikaları ve Faili Meçhuller” kitabında şunu savunmuştuk: “Öcalan’ın kişiliği, karakteri, psikolojik yapısı – başta Kürt kökenli vatandaşlarımız olmak üzere – bütün topluma iyi anlatılabilseydi bugün PKK sorunumuz olmazdı.”
Ama her ne hikmetse ondaki “narsistik kişilik bozukluğunu aşan megalomani”ye ya da “paranoid şizofreni”nin bütün emarelerini gösteren kişilik yapısına hiç girilmedi, hiç değinilmedi, hiç konuşulmadı.
Oysa özellikle psikiyatrlar için bulunmaz bir malzemedir Öcalan…
İlk günden beri yazı yok
farkında mısınız?