Salih Tuna: Keşke İsmail Saymaz kadar olsaydınız be oğlum!

Sabah gazetesi yazarı Salih Tuna, bugünkü yazısında 'Pelikanla melikan dedikleri her neyse uzaktan yakından alakam yok' dedi .

Salih Tuna: Keşke İsmail Saymaz kadar olsaydınız be oğlum!

Sabah gazetesi yazarı Salih Tuna, bugünkü yazısında 'Pelikanla melikan dedikleri her neyse uzaktan yakından alakam yok' dedi
Sabah gazetesi yazarı Salih Tuna, bugünkü köşesinde kaleme aldığı "Keşke İsmail kadar olsaydın be oğlum!" başlıklı yazısında "İsmail Saymaz kadar bile olamayan fakat (güya) 'İslamcılık' davası güden kimi haysiyetsizler var!" diyerek İslamcı çevrelere eleştirilerde bulundu.

Tuna, ayrıca "Pelikanla melikan dedikleri her neyse uzaktan yakından alakam yok" dedi

Salih Tuna’nın yazısı şöyle:
Gazeteci İsmail Saymaz'ın, "İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, bu akşam evimizi ziyaret etti. İmamoğlu, düğün hediyesi olarak ressam Mustafa Ayaz'ın enfes bir tablosunu ve bir 'Nutuk' armağan etti..." şeklindeki duyurusu üzerine, Gaffar Yakınca şöyle bir tweet attı:
"Hediye kabulü gazetecilik etiğinde ciddi bir başlıktır. Mesela NYT etik kodlarına göre 25 USD (195 TL) üstündeki hediyeler rüşvet sınıfına girer, kabul edilemez. Mustafa Ayaz'ın yağlı boya tabloları 12-25 bin TL arasında alıcı bulmaktadır..."
O değil de, sevgili Ahmet Kekeç'in ifadesiyle, "Bunca yılın yandaşıyım" yağlı tablo şöyle dursun, eli boş dahi olsa evimi ziyaret eden bir belediye başkanı çıkmadı...
Hazır adı geçmişken İsmail Saymaz'ın da hakkını teslim edeyim.
Zira onun kadar bile olamayan fakat (güya) "İslamcılık" davası güden kimi haysiyetsizler var!
Bu haysiyetsiz müptezellerin (pelikan / penguenle alakam olduğuna dair) iftirasını köşesinde yayımlayınca İsmail'i aradım, konuştuk. Anında internet üzerinde bu iftirayı / hakareti düzeltti. Ayrıca, "isterseniz bir açıklama gönderin köşemde yayımlayayım" dedi.
Hiçbir açıklamaya gerek yoktu. "Pelikanla melikan" dedikleri her neyse uzaktan yakından alakam olmadığını / olamayacağını herkes bilir. Zaten şimdiye değin ne düşündüysem "dan" diye köşemde dile getirdim, getiriyorum. Kaldı ki, daha önce kısmen bir dergide yayımlanan o "bildirinin" müellifini de başta o müfteri olmak üzere herkes biliyor
Aynı tip müptezellerden biri fakire attığı bir iftirayı yazı işleri müdürü bir arkadaşımıza şöyle izah etmişti: "Salih abi bizi çağırdı da mı koşup gitmedik..." (Böyle sözde "dindar" olacağına İsmail gibi "seküler" olsaydın be oğlum.)