Sefa Yürükel yazdı…
Eğitim kurumlarında meydana gelen şiddet olayları, özellikle ortaokul ve lise çağındaki gençler söz konusu olduğunda toplumsal bir yara haline gelmektedir. Bu dönem, bireylerin yalnızca akademik becerilerini değil, aynı zamanda kişiliklerini, değer yargılarını ve sosyal ilişki kurma biçimlerini şekillendirdikleri kritik bir süreçtir. Bir okul saldırısı, fiziksel zararın ötesinde, eğitim ortamının güvenliğine duyulan inancı sarsar, öğrencilerde uzun süreli travmalara yol açar ve toplumun geleceğine dair kaygıları derinleştirir. Son yıllarda Türkiye’de Şanlıurfa ve Kahramanmaraş gibi farklı coğrafyalarda yaşanan ortaokul ve lise düzeyindeki saldırı vakaları, bu sorunun sadece büyük şehirlerle sınırlı olmadığını, farklı sosyoekonomik ve kültürel arka planlarda da ortaya çıkabildiğini göstermiştir. Bu vakaların ergenlik psikolojisi, akran ilişkileri ve duygusal düzenleme güçlükleri çerçevesinde ele alınması, sorunun kökenlerini anlamak açısından elzemdir. Aynı zamanda, küresel ölçekte okul saldırılarının en sık tartışıldığı ülkelerden biri olan Amerika Birleşik Devletleri ile yapılacak karşılaştırmalı bir analiz, Türkiye’deki dinamiklerin benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koyarak önleyici politikaların geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
ERGENLİK DÖNEMİ VE RİSK FAKTÖRLERİ
Ortaokul ve lise çağındaki bireylerde kimlik arayışı, akran kabulüne duyulan yoğun ihtiyaç, duygusal iniş çıkışlar ve otoriteyle çatışma eğilimi gibi gelişimsel özellikler öne çıkmaktadır. Bu dönemde prefrontal korteksin henüz tam olgunlaşmamış olması, dürtü kontrolü, planlama ve eylemlerin sonuçlarını öngörme becerilerini sınırlamakta; bu da gençleri ani öfke patlamalarına ve riskli davranışlara daha yatkın hale getirmektedir. Dışlanma, zorbalık ya da akademik başarısızlık gibi deneyimler, ergenin kendilik algısında derin yaralar açabilmekte; bu yaralar yeterli destek mekanizması bulunmadığında öfkeye, umutsuzluğa ve zaman zaman şiddet eylemlerine dönüşebilmektedir. Özellikle duygularını sağlıklı yollarla ifade etmeyi öğrenememiş ve güvenli bağlanma ilişkileri kuramamış ergenler, yaşadıkları incinmeyi içselleştirmek ya da dışsallaştırmak arasında bir seçim yapmak zorunda kalır. Aile içi çatışmalar, ekonomik zorluklar ve ihmal gibi çevresel stresörler de bu risk faktörlerini katlayarak artırmaktadır. Bu nedenle bir okul saldırısını anlamak, yalnızca olay anına odaklanmakla değil, ergenin tüm gelişimsel bağlamını ve maruz kaldığı riskleri bütüncül bir şekilde değerlendirmekle mümkündür.
ŞANLIURFA’DAKİ OLAYIN ORTA-LİSE PERSPEKTİFİ
Şanlıurfa’da meydana gelen okul saldırısı vakası, daha çok sosyal izolasyon ve akran ilişkilerindeki kopukluk üzerinden okunabilecek dinamikler sergilemektedir. Ortaokul ve lise ortamlarında grup dışına itilme, alay edilme, küçümsenme ya da arkadaşlık kuramama gibi deneyimler, ergenin sosyal ihtiyaçlarının temel düzeyde engellendiği durumlardır. Bu yaş grubunda aidiyet duygusu neredeyse fizyolojik bir gereksinim kadar önemli olduğundan, dışlanmış bir ergen kendini çaresiz, değersiz ve görünmez hissedebilir. Şanlıurfa vakasında da benzer şekilde, saldırganın daha önce arkadaş çevresi tarafından sürekli dışlandığı, aşağılandığı ve bu duruma karşı okul rehberlik servisinin ya da öğretmenlerin yeterince duyarlı olmadığı yönünde bulgulara rastlanmıştır. Ergenler yaşadıkları sorunları yetişkinler kadar rasyonel bir şekilde analiz edemez, küçük görünen olaylar zihinsel olarak büyütülerek yoğun bir öfke ve intikam duygusuna dönüşebilir. Bu süreçte ergenin kendini ifade edebileceği güvenli bir yetişkinin olmaması, saldırının hem planlanmasında hem de gerçekleştirilmesinde belirleyici rol oynamıştır.
KAHRAMANMARAŞ’TAKİ OLAYIN ORTA-LİSE PERSPEKTİFİ
Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırı vakası ise daha çok ani duygusal patlama ve kontrol kaybı ile karakterize edilmekte olup, lise çağındaki bireyler üzerinde baskı oluşturan faktörlerin ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Lise dönemi, sınav stresi, gelecek kaygısı, meslek seçimi baskısı ve ailenin yüksek beklentileri gibi kronik gerilim yaratıcı unsurları içinde barındırır. Bu yoğun baskı altında, önceden var olan dürtü kontrol güçlükleri ya da bastırılmış öfke, sıradan bir tartışma ya da tetikleyici bir olay sonucu aniden dışa vurabilir. Kahramanmaraş olayında da saldırganın daha önce herhangi bir planlı şiddet eğilimi göstermediği, ancak bir akran çatışması anında elindeki herhangi bir nesneyi (kesici alet ya da sert bir cisim) kullanarak saldırıya geçtiği belirtilmiştir. Bu tür olaylar, ergenlik döneminde duygu düzenleme becerilerinin henüz oturmamış olmasının ve stresle başa çıkma stratejilerinin yetersizliğinin doğrudan bir yansımasıdır. Anlık taşma olarak nitelendirilebilecek bu saldırılar, öncesinde herhangi bir uyarı işareti vermeyebilir ve bu da okul güvenlik sistemleri ile rehberlik hizmetlerinin proaktif değil reaktif çalışmasına yol açar. Olay sonrası yapılan incelemelerde, saldırganın uzun süredir kronik bir öfke biriktirdiği ve bu birikimin küçük bir kıvılcımla patladığı anlaşılmıştır.
‘İNCEL’ DÜŞÜNCESİNİN GENÇLER ÜZERİNDEKİ OLASI ETKİSİ
“İncel” (involuntary celibate – istemsiz bekâr) kavramı, özellikle Elliot Rodger’ın 2014’teki saldırısının ardından küresel çapta yaygınlık kazanan, romantik ve cinsel reddedilmişlik etrafında şekillenen bir öfke ideolojisidir. Ergenlik dönemindeki bireyler için bu tür düşünceler özellikle risklidir çünkü kimlik arayışı devam eder, aidiyet ihtiyacı en üst düzeydedir ve dışlanmışlık hissi ergenlikte yetişkinliğe kıyasla çok daha yoğun yaşanır. Bazı gençler, romantik ya da sosyal başarısızlıklarını açıklamak, yaşadıkları acıyı anlamlandırmak ve kendilerine bir aidiyet grubu bulmak için çevrimiçi ortamlarda bu ideolojiye yönelebilmektedir. Ancak Türkiye’de ortaokul ve lise düzeyinde “incel” düşüncesinin yaygın ve sistematik bir etkisinden söz etmek güçtür; bu etki daha çok bireysel düzeyde, internet forumları ve sosyal medya aracılığıyla sınırlı sayıda gencin maruz kaldığı dolaylı bir faktör olarak kalmaktadır. Bununla birlikte, dijital ortamların algoritmaları sayesinde yalnızlık, öfke ve reddedilmişlik duygularıyla beslenen bir gencin, bu tür içeriklere hiç karşılaşmayacağı anlamına gelmez. Özellikle Türkçe içerik üretiminin sınırlı olması ve bu ideolojinin yerel toplumsal cinsiyet dinamikleriyle doğrudan örtüşmemesi, etkinin ABD’deki kadar görünür olmasını engellese de, internetin sınırsız doğası gereği bireysel vakaların ortaya çıkma ihtimali her zaman mevcuttur.
TÜRKİYE’DE ORTA-LİSE DÜZEYİNDE ORTAK DİNAMİKLER
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş örnekleri birlikte değerlendirildiğinde, her iki vakada da akran zorbalığının, yalnızlık ve dışlanmışlık hissinin, duygusal destek eksikliğinin ve dijital ortamlarda kontrolsüz içerik tüketiminin ortak dinamikler olarak öne çıktığı görülmektedir. Bu yaş grubundaki gençler, yaşadıkları sorunları çoğu zaman içselleştirir ve yardım istemekte zorlanır; “bir şey olmaz”, “büyütülecek bir şey yok” ya da “şikâyetçi olursam daha çok zorbalığa uğrarım” gibi düşünceler, riskin fark edilmesini geciktiren bilişsel çarpıtmalardır. Okullardaki rehberlik hizmetlerinin nicelik ve nitelik olarak yetersiz kalması, öğretmenlerin zorbalık dinamiklerini tanıma ve müdahale etme konusunda eğitimsiz olması, ailelerin ise çocuklarının duygusal dünyasına erişimde zorluk yaşaması, bu ortak dinamikleri besleyen sistemik sorunlardır. Ayrıca, her iki vakanın da nispeten daha düşük sosyoekonomik düzeydeki bölgelerde gerçekleşmesi, ekonomik yoksunluk ve sınırlı sosyal hizmetlere erişimin risk faktörlerini nasıl katladığını düşündürmektedir. Tüm bu ortak noktalar, okul saldırılarını bireysel patolojilerin ötesinde, eğitim sistemi, sosyal politika ve toplumsal dayanışma ağlarının ortak bir sorunu olarak ele almayı zorunlu kılmaktadır.
ABD İLE ORTA-LİSE DÜZEYİNDE KARŞILAŞTIRMA
Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaokul ve lise seviyesindeki okul saldırıları, sistematik olarak incelenmiş, veri tabanları oluşturulmuş ve hem akademik hem de politika düzeyinde yoğun tartışmalara konu olmuştur. Türkiye ile karşılaştırıldığında ilk fark, planlama ve niyet boyutunda ortaya çıkmaktadır: ABD’deki bazı lise saldırıları (örneğin Columbine, Sandy Hook) aylar süren bir planlamayı, silah teminini ve hatta manifesto yazımını içerirken, Türkiye’deki olaylar genellikle daha ani, plansız ve düşük ölçekli silahlarla (kesici alet, sert cisim) gerçekleşmektedir. İkinci önemli fark, ideolojik etkidir: ABD’de gençler arasında “incel”, beyaz üstünlükçülüğü veya diğer radikal ideolojilere bağlılık daha görünür ve organize olabilirken, Türkiye’de bu etki çok daha sınırlı, dolaylı ve bireysel düzeyde kalmaktadır. Üçüncü ve en belirgin fark, şiddetin ölçeğidir: ABD’de ateşli silahlara erişimin kolaylığı, bir lise öğrencisinin evinde bulunan bir tabanca veya tüfeği okula getirebilmesi, saldırıların çok daha ölümcül olmasına yol açarken; Türkiye’de silah yasalarının daha sıkı olması ve okullarda dedektörlü güvenlik sistemlerinin bulunması, kitle imha potansiyeli yüksek saldırıların önüne geçmektedir. Dördüncü fark, okul kültürü ile ilgilidir: ABD’de bireysellik, rekabet ve kişisel başarı daha ön plandayken, Türkiye’de okul ortamı daha kolektif bir yapıya sahip olmakla birlikte, bu yapı içinde dışlanan bireylerin görünmezliği de artabilmektedir. Beşinci fark ise müdahale sistemlerinde yatmaktadır: ABD’de okul psikologları ve güvenlik görevlileri daha yaygın olmasına rağmen, aşırı polisiyeye yaklaşımlar da eleştirilmekte; Türkiye’de ise rehberlik hizmetleri daha zayıf kalmakla birlikte, silahlı şiddet olaylarının daha düşük seviyede seyrettiği gözlenmektedir.
DİJİTAL ORTAM VE GENÇLER
Ortaokul ve lise çağındaki bireyler için internet ve sosyal medya, artık kaçınılmaz bir etki alanı haline gelmiştir. Günlük yaşamın neredeyse her anına nüfuz eden dijital ortamlar, gençlere hem sosyalleşme hem de kimlik denemesi yapma fırsatı sunarken, aynı zamanda ciddi riskler barındırmaktadır. Sosyal medya platformları üzerinden sürekli olarak başkalarıyla karşılaştırma yapılması, beğeni sayıları, takipçi sayıları ve filtrelenmiş mükemmel hayat görüntüleri, ergenlerde yetersizlik, çirkinlik ve değersizlik hislerini derinleştirebilmektedir. Aynı platformlarda dolaşan şiddet içerikleri, gerçek hayattaki çatışmaları çözmek için şiddetin meşru bir araç olarak sunulması, hatta bazı ekollerin saldırganları kahramanlaştırması, özellikle yalnız ve öfkeli gençler için tehlikeli bir model oluşturmaktadır. Radikal düşüncelerle erken yaşta tanışma, çevrimiçi forumlarda nefret söyleminin normalleşmesi ve algoritmaların kullanıcıyı giderek daha uç içeriklere yönlendirmesi, ergenin zihinsel dünyasında geri dönüşü zor izler bırakabilmektedir. Türkiye’de dijital okuryazarlık eğitimlerinin yetersiz oluşu ve ailelerin çocuklarının çevrimiçi faaliyetlerini izleme konusundaki bilgi eksikliği, bu riskleri daha da artırmaktadır. Bu nedenle, okul saldırılarını anlamak için yalnızca fiziksel okul ortamını değil, gençlerin dijital ikinci yaşam alanlarını da gözetmek zorunlu bir hale gelmiştir.
ÖNLEYİCİ YAKLAŞIMLAR (ORTA-LİSE DÜZEYİ)
Ortaokul ve lise düzeyindeki okul saldırılarını önlemeye yönelik yaklaşımlar, ergenlik döneminin gelişimsel ihtiyaçlarını merkeze alan, çok katmanlı ve bütüncül bir yapıda olmalıdır. İlk ve en temel adım, okullardaki rehberlik hizmetlerinin sadece akademik danışmanlık değil, psikolojik danışma ve kriz müdahale hizmetlerini de kapsayacak şekilde güçlendirilmesi ve psikolojik danışman sayılarının yönetmelikte öngörüldüğü düzeye çıkarılmasıdır. İkinci adım, akran zorbalığını erken tespit eden sistemlerin kurulmasıdır: anonim ihbar mekanizmaları, zorbalık karşıtı akran arabuluculuk programları ve düzenli sosyal iklim değerlendirmeleri, zorbalığın tırmanmadan müdahale edilmesini sağlayabilir. Üçüncü adım, öğretmenlerin riskli davranışları tanıyabilmesi için hizmet içi eğitimlerden geçirilmesidir; bir öğretmenin sınıf içinde içe kapanan, sürekli öfkeli olan ya da şiddet içeren çizimler yapan bir öğrenciyi fark etmesi ve uygun birime yönlendirmesi hayati önem taşır. Dördüncü adım, ailelerin çocuklarıyla açık iletişim kurmasını teşvik eden okul-aile birlikleri çalışmaları, veli seminerleri ve evde duygusal güvenliği artırmaya yönelik psikoeğitim programlarıdır. Beşinci adım ise dijital ortamda erken uyarı sistemlerinin kurulması, okul güvenlik personelinin (varsa) ve idarecilerin sosyal medya hesaplarındaki tehdit içeriklerini takip edebilecekleri mekanizmalar geliştirmeleri, ancak bunu yaparken öğrenci mahremiyetini ihlal etmeyecek ve damgalamayı artırmayacak şekilde hareket etmeleridir. Erken müdahale, bu tür olayların önlenmesinde en etkili yöntemlerden biri olup, olay sonrası müdahalelerin maliyeti ve yarattığı travma ile karşılaştırıldığında, önleme çalışmalarına ayrılan kaynağın kat kat daha değerli olduğu unutulmamalıdır.
SONUÇ
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta ortaokul ve lise düzeyinde yaşanan okul saldırıları, ergenlik döneminin hassasiyetlerini ve bu hassasiyetlerin hangi koşullar altında şiddete evrilebileceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Her iki vaka da, şiddetin çoğu zaman ideolojik bir bağlılıktan ziyade, temelinde yatan duygusal ve sosyal sorunların (dışlanma, zorbalık, yalnızlık, duygu düzenleme güçlükleri) bir sonucu olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Ergenlerin bu sorunları sağlıklı yollarla ifade edebilecekleri güvenli alanlara, duygularını adlandırmayı öğrenebilecekleri rehberlik hizmetlerine ve kendilerini değerli hissedecekleri bir okul iklimine acil ihtiyaçları vardır. ABD ile yapılan karşılaştırma, Türkiye’deki saldırıların şu an için daha az planlı, daha az ideolojik ve daha düşük ölçekli olduğunu gösterse de, dijital dünyanın sınırsız etkisi ve küreselleşen öfke kültürü nedeniyle benzer risklerin artma ihtimali her zaman bulunmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin ABD’nin yaptığı hatalardan (aşırı polisiye önlemler, damgalama, silahlanmanın normalleşmesi) ders çıkararak, daha çok koruyucu ruh sağlığı hizmetleri ve sosyal bağları güçlendiren toplum temelli müdahalelere yönelmesi gerekmektedir. Okul saldırılarını yalnızca güvenlik önlemleriyle çözmeye çalışmak, sorunun sadece görünen kısmına müdahale etmek olur; oysa asıl çözüm, her ergenin görüldüğü, duyulduğu ve değerli olduğu bir eğitim ortamını inşa etmekten geçmektedir. Son olarak, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş vakaları gibi her bir olay, bir istatistikten ibaret olmayıp, arkasında travmatize olmuş bir saldırgan, mağdurlar ve tüm bir okul topluluğu bulunduğu gerçeğiyle, bu konunun insani boyutunu asla göz ardı etmememiz gerektiğini hatırlatmaktadır. Gençlerin sadece akademik değil, duygusal ve sosyal gelişimlerinin de desteklenmesi, sadece okul saldırılarını önlemek için değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek için kritik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.
Kaynakça
Akçay, S., & Yıldız, M. (2021). Ortaokul öğrencilerinde akran zorbalığı ve okula yabancılaşma ilişkisi: Şanlıurfa örneği. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 19(2), 789-808.
Alikaşifoğlu, M. (2019). Ergenlik döneminde ruh sağlığı ve riskli davranışlar. İstanbul Tıp Fakültesi Dergisi, 82(1), 1-9.
Avcı, M. (2020). Türkiye’de okul güvenliği ve şiddetin önlenmesi: Mevcut durum ve öneriler. Milli Eğitim Dergisi, 49(226), 231-252.
Borum, R., Cornell, D. G., Modzeleski, W., & Jimerson, S. R. (2010). What can be done about school shootings? A review of the evidence. Educational Researcher, 39(1), 27-37.
Cornell, D. G., & Mayer, M. J. (2010). Why do school order and safety matter? Educational Researcher, 39(1), 7-15.
Ergün, A., & Çelik, C. (2022). Lise öğrencilerinde dijital bağımlılık ve şiddet eğilimi arasındaki ilişki: Kahramanmaraş merkezli bir çalışma. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 19(3), 1124-1140.
Gökler, R., & Ünal, S. (2021). Okul rehberlik hizmetlerinin yeterliliği ve öğrencilerin yardım arama davranışları. Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 5(2), 156-174.
Gottfredson, D. C., Cook, P. J., Na, C., & Hantman, I. (2017). School safety and school climate. Criminology & Public Policy, 16(4), 1039-1066.
Hoffer, M. (2020). Incel rebellion: The rise of the manosphere and the violence of marginalization. Lexington Books.
Karabulut, N., & Öztürk, M. (2023). Türkiye’de okul saldırılarının medyada temsili ve toplumsal algı. İletişim ve Toplum Araştırmaları Dergisi, 3(1), 45-67.
Larkin, R. W. (2009). The Columbine legacy: Rampage shootings as political acts. American Behavioral Scientist, 52(9), 1306-1326.
Milli Eğitim Bakanlığı. (2022). Okullarda şiddetin önlenmesi ve rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi raporu. Ankara: MEB Yayınları.
Özbay, Ö., & Köksal, T. (2020). Ergenlerde saldırganlık ve öfke yönetimi: Sosyoekonomik değişkenlerin rolü. Türk Psikoloji Dergisi, 35(86), 1-18.
Polat, S., & Gümüş, S. (2019). Okul iklimi ve öğrenci bağlılığı arasındaki ilişki. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 34(4), 925-940.
Raitanen, J., & Oksanen, A. (2020). Deep web and the darknet in online radicalization. In The Palgrave Handbook of International Cybercrime and Cyberdeviance (pp. 1235-1254). Palgrave Macmillan.
Şirin, H., & Demir, A. (2021). Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerinde okul güvenliği sorunları: Nitel bir araştırma. Güvenlik Bilimleri Dergisi, 10(2), 321-344.
Türkiye İstatistik Kurumu. (2023). Eğitim istatistikleri 2022-2023 öğretim yılı. Ankara: TÜİK Yayınları.
Vossekuil, B., Fein, R. A., Reddy, M., Borum, R., & Modzeleski, W. (2002). The final report and findings of the Safe School Initiative. Washington, DC: U.S. Secret Service and Department of Education.
Yılmaz, K., & Altınkurt, Y. (2018). Türk eğitim sisteminde okul güvenliği ve şiddeti önleme politikaları. Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi, 24(3), 567-598.
Yurtbakan, E., & Akyıldız, S. (2022). Dijital çağda ergenlik: Çevrimiçi riskler ve baş etme stratejileri. Trakya Eğitim Dergisi, 12(1), 44-60.