Av. Devrim Nur Kayabalı yazdı…
Sedat Peker’in 2 Mayıs 2021’de ilk youtube videosu ile başlattığı “ifşa serisi” şüphesiz ülke gündemine bomba gibi düştü. Siyasetçiler, bürokratlar, gazeteciler ve iş insanları hakkındaki isnatları çok tartışıldı, tartışılmaya da devam ediyor. Peker, kamuoyuna “sağlık nedenleri ile ara verildi” olarak yansıyan 10’uncu videodan sonra “1 tripot 1 kamera” sistemini bırakarak yayınlarına twitter isimli sosyal medya platformunda devam etti. 7 Ağustos 2021’de de 50 twitlik bir twit serisi ile bürokratlar ile Cumhurbaşkanlığı görevlileri hakkında açıklamalarını sürdürdü ve iddialarına yenilerini ekledi. Yayınlara ara verince insanların özellikle sosyal medyada sorduğu sorular şunlardı:
Sedat Peker susturuldu mu, devletler ile anlaşma içine mi girdi, hastalandı mı?
Örneğin Barış Pehlivan’ın “Peker’i durduran el” yazısında videoların durmasındaki diplomatik müdahale iddiaları öne çıkarılmıştı.
Peki sessizliğin nedeni neydi? Onlarca fikir dolaşsa ve bu fikirler günden güne değişiklik gösterse de ilk videodan itibaren kafalarda hiç değişmeyen tek bir soru var;
Herhangi bir demokratik hukuk devletinde bu denli ağır isnatlarda bulunulsaydı bürokrasi çoktan çökecek iken Türkiye’de Cumhuriyet Savcıları neden hala soruşturma başlatmıyordu? Hatta Peker bile bunu sorguluyor ve “… Cumhuriyet Savcılarımıza da şunu söylemek isterim. Olayların içinde bulunan bir kişi olarak açıklamadığım bunca suça (delilleriyle ispatlı olduğu halde) hiçbir soruşturma açmadığınız için gelecek günlerde en iyi ihtimalle sizlere de görevi ihmalden soruşturma açılacaktır” deme cüretini bile gösteriyor. Ancak günün sonunda her tartışmanın bitiş cümlesi şu oluyor: CUMHURİYET SAVCILARI NEREDE?
Biz de bu soruyu mevcut mevzuata göre yanıtlamak istedik: Cumhuriyet Savcıları, burada, yani yerlerinde duruyor. Üstelik birçok baronun da desteğiyle… İzmir ve Diyarbakır barosunun suç duyurularıyla başlattığı kampanyalar, diğer barolar arasında da giderek büyüyerek Sedat Peker’in iddiaları hakkında ilgililer aleyhine çok sayıda suç duyurusu talebi gönderilmesinin önünü açtı. Buradan şu sonucu çıkarabilirsiniz: Sedat Peker’in iddiaları hukuki anlamda takipsiz bırakılmadı, bırakılmayacak. Zaten sorun savcılarda da değil. Sorun, soruşturma izni vermeyen TBMM’de.
Bu ne demek oluyor?
Soruşturmalar, TBMM üyeleri bakımından şahsi suç ve görev suçu olarak ikiye ayrılmaktadır. Anayasa’nın 106’ıncı hükmünce Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar hakkında soruşturma başlatılması TBMM’nin salt çoğunlukla vereceği önergeye bağlanmaktadır. Yani Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açsa da bu soruşturmayı yürütebilmek için TBMM’nin iznine ihtiyaç duymaktadır.
Gelelim TBMM boyutuna…
Meclis içerisinde iktidar bloğunu oluşturan AK Parti 288, MHP 48 milletvekiline sahip. Muhalefet partileri ise toplamda 247 milletvekili sandalyesine sahip. Ancak soruşturma izni için 301 milletvekili imzası ile koltuğa göre belirlenin 15 kişilik komisyonun “evet” demesi gerekmektedir. Matematiğe vurduğumuzda, tüm muhalefet onay verse de bir milletvekili veya bakan veya bürokratın hakkında Meclis izni olmadan soruşturma başlatılamaz. Özetle sorun TBMM’den çıkmayan izinde.
Sedat Peker’in özellikle Sayın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hedef alan isnatlarından sonra Bakan Soylu’ya yönelik “istifa” çağrıları da gerek siyaset gerek halk gündeminde ilk sıralara yerleşti. Ancak mevcut yasal düzenlemelere göre, bir bakan istifa etse de hakkında soruşturma açılmayabilir. Sayın Bakan’ın istifasının alınmış olmasını varsayalım. İsnatlar Sayın Bakan’ın bakanlık görevini ifa ettiği döneme ilişkin olduğu için yine Anayasa 106’ncı madde hükmünün 1-2-3-4-5’inci fıkralarını hatırlatmamız gerekiyor. Bu fıkralarda bir bakanın görev yaptığı dönemde işlediği iddia edilen suçların soruşturulması için Bakan istifa etse bile yine TBMM üye tamsayısının 5’te 3’ünün onayı şart. Yüce Divan için ise yapılacak olası oylamada 400 milletvekilinin “evet” diyerek soruşturma için onay vermesi elzem.
Özetle sorun savcılarımızda değil, izin verecek mekanizmalarda.
Tabii lekelenmeme hakkını da hatırlatalım. Bir kişi çıkıp bir takım isnatlarda bulunduğu için 400 milletvekili “iddianı ispatlıyor musun” diyemeden böyle ciddi bir sürece girer mi, girmeli mi? Sedat Peker’e soracak olursanız, isim, şehir, tarih, mekan… iddialarının ispatı belli.
Bundan sonrası önceliğin “kamu menfaati” olması gereken TBMM ve ülkenin akıbetini emanet ettiğimiz yöneticilerde.
Son bir hatırlatma yapalım: Peker’in iddialarında sadece kamu görevlileri suçlanmıyor. Peki onlar için nasıl bir hukuk süreci işleyebilir? Hukuken kamu görevlisi statüsünde olmayan kişilerle ilgili isnatlar bakımından yukarıdaki satırlarda aktardığı gibi bir izne ihtiyaç yok. Cumhuriyet Savcıları bu şahıslar ile ilgili re’sen harekete geçebilir, soruşturma başlatabilir. Yani bunun TBMM iznine ihtiyacı yok.
Sonsözümüz şu olsun: İsnatları ayrıştırmak ve ülkenin menfaati doğrultusunda hareket etmek gerekmektedir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmeye ihtiyacı vardır.
Sedat pekerin iddialarina sessiz kalinmasi bugünkü yargiyi yargilayacak adalet sisteminin olmayisidir…, kibar bir deyimle yargida bir suc makinasi haline getirilmistir.., bu duruma getirenleri ve gelenleri yargilayacak ikinci bir T.C. yok..
sn. bahçeli, bu duruma hiç sesini çıkartmıyor, akp nin yanında durdukça oylarının akp gibi eridiginin farkında sanırım….
nereye kadar, bence bahceli bu işe bir son vermeli, durustlugunden süphe duymadıgı imajını korumak istiyorsa harekete gecmeli hem de acilen.
bu hareketi hem partisinin oyunu artıracak hem de ulkeyi bu karanlık gıdişten kurtaracaktır, acilen chp+mhp+iyi parti ve akp nin durust kanadı bu gidişe dur demelidir.
çıkıs yolu budur…
Ben de cok uzunca bir zaman bahceli devlet adamidir, bahceli durusttur, adam devletin cikarlari neyi gerektiriyorsa onu yapiyor, bahceli ne yapsin, destek olmasa devlet coker falan falan falan diyordum, ama olayin bunla bir ilgisi yok arkadasim. Digeri neyse, bahceli de onun aynisi. Bu adamlarin tek bildigi sey somurmek, biri dini somurdu, digeri de vatanseverligi, oburu kurtleri, berisi cumhuriyeti. Bak bu heriflerin, chp de dahil hicbirisinin iyi kanadi oldugunu dusunmuyorum, oyle olsaydi biri birseye yarardi. Bize mustehak, lut kavmini gectik. Sahsi dusuncem halk olarak helak edilmemizin yakin oldugudur, hatta su anda bu helaki yasadigimizdir.
Sayın Devrim Nur hanım, yine bilgilendirici bir yazı hazırlamışsınız. Hem ülkem milletim adına hem de kendi adıma sizi tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak yazdıklarınızın buralarda kaybolup gitmemesi için size ve Veryansın ekibine naçizane önerimdir. En azından Veryansın TV yo*tube kanalında bu konuyu açıklayıp takipçileri bilgilendirmek gerek. Yazınızdaki “Kamuoyunun doğru bilgilendirilmeye ihtiyacı vardır. ” cümlesinden sizlerin de benimle aynı kanaati taşıdığınızı düşünüyorum. Erdem ATAY bey’e buradan çağrımdır.