1. Haberler
  2. Analiz
  3. Şiddeti besleyen iklim ve çıkış yolu

Şiddeti besleyen iklim ve çıkış yolu

featured

Ulaş Kaplan yazdı…

Okullarda son zamanlardaki şiddet olayları toplumun ve eğitimin geldiği noktayı acı biçimde ortaya çıkardı. Bu olaylar eğitim sisteminin, kültürel iklimin ve toplumsal yapının sorgulanmasını gerekli kılıyor. Eğitim, adalet, sağlık, aile dinamikleri ve ekonomik koşullar arasındaki ilişkileri göz önüne almakta yarar var. Kalıcı çözümler ancak bu çok boyutlu bileşkeyi dikkate alan yaklaşım ve uygulamalarla mümkündür.

Eğitimde akıl ve bilimden uzaklaşmamızın sonuçları artan şiddetle karşımıza çıkıyor. Bu sorunun özüne inmek, onun yansıttığı karanlıkla yüzleşmek; eğitimden adalete, sağlıktan ekonomiye birçok alanda gereksinim duyulan köklü çözümün kapısını açacaktır. Kısmi, yüzeysel ya da tepkisel çözüm çabaları yetersiz kalacaktır; kökten ve kapsamlı çözüm zorunludur. Türkiye, örgün ve yaygın eğitimi kapsayan çok boyutlu eylem planına ve bu planı uygulayabilecek iradeye sahip bir kadroya ihtiyaç duyuyor.

DAVRANIŞ BOYUTU: ŞİDDETİN CEZASI VE SOSYAL ÖĞRENME

Şiddeti önlemede ceza tek başına yeterli değildir. Ayrıca, şiddet içeren, keyfi uygulanan ve insanlık onurunu zedeleyen ceza türleri şiddet öğretir, saldırganlığı yayar. Bununla birlikte şiddet eylemlerinin cezasız kalması ya da orantısız biçimde çok az cezayla geçiştirilmesi şiddetin ödüllendirilmesine eşdeğer bir etki yapabilir. Cezasız kalan saldırganlık pekişerek yinelenir.

‘İfadesi alındıktan sonra serbest bırakılan’ suçlunun, eylemlerini giderek artan bir saldırganlıkla sürdürmesi ülkemizde ne yazık ki alışılagelmiş bir durumdur. Tehdide veya saldırıya maruz kalan vatandaşı koruması beklenen devlet otoritesi ve adalet mekanizması, gücünü iktidar sahiplerine yönelik eleştiriler karşısında daha fazla sergilemektedir. Adaletin kılıcı mazlumu savunmak yerine güçlüyü kollarsa şiddeti besleyen iklim derinleşir. Düşünce özgürlüğünü kısıtlayan ve cezalandıran uygulamalar ile şiddet eylemlerine tanınan serbestlik arasındaki karşıtlık kültürel ve yasal iklimimizin çarpıcı özelliklerinden biridir. Oysa insan haklarını gözeten bir hukuk sistemi, hem caydırıcılığı hem de adaleti sağlamalıdır.

Şiddet, doğrudan pekiştirmenin yanı sıra gözlem yoluyla öğrenilir. Şiddetin cezasız kalması, saldırganın yanına kâr kalması nasıl sonuçlar doğurur? Saldırgana ‘bunu yeniden yapabilirsin’ mesajı verilirken toplum genelinde şiddet özendirilir. Toplumda ‘bu gibi durumlarda ben de aynısını yapabilirim, bu iklimde ayakta kalmak, hakkımı korumak, sıkıntımı gidermek için şiddet geçerli ve gereklidir’ anlayışı yayılır.1

Şiddet kanıksandıkça bir tür sistemli duyarsızlaştırma süreci devrededir. Ruhsal ve sosyal sorunların çözümü için şiddet önemli, hatta olağan bir yöntem hâlini alır. Bu iklim silahlı okul saldırıları gibi aşırı şiddet eylemlerinin ortaya çıkmasının hazırlayıcısıdır. Ayrıca yargı adaletsizliği, devlet otoritesinin zayıflığı ve keyfiliği ‘canım, malım mülküm, ailem güvende değil, adaleti kendi elime almalıyım’ hissiyle hareket eden insanların sayısını artırır.

Teröre ve teröriste yönelik meşrulaştırıcı söylem ve uygulamalar içeren bir “açılımın” tehlikeleri bu sosyal öğrenme süreci bağlamında da değerlendirilmeli. Bu açılım halka nasıl mesajlar veriyor? Ne tür örnekler özendiriliyor? Gençler açılımı gözleyerek, toplumun işleyişi ve davranışın sonuçlarıyla ilgili neler öğreniyorlar?

RUH SAĞLIĞI BOYUTU: TEMEL GEREKSİNİMLER

Şiddetin ruh sağlığı boyutu; toplumu, aileyi, okulları ve bireyi kapsar. Bu çok etmenli boyutta en önemli ya da başlıca süreç nedir? Ön plana çıkan, temel ruhsal gereksinimlerin karşılanmasıdır. Bu süreçte toplumun, ailenin, okulların yapısı ve nitelikleriyle bireyin seçimleri bir araya gelir. Binlerce bilimsel araştırma göstermiştir ki insanın üç temel gereksinimi esenlik ve gelişim için zorunludur: (a) ruhsal özerklik, (b) sosyal ve duygusal bağlılık ve (c) yetkinlik. Gereksinimlerin özellikle çocukluk ve gençlik yıllarında yeterince karşılanmaması şiddet ve ruhsal rahatsızlıklar dahil büyük sorunları beraberinde getirmektedir. Temel gereksinimlerin karşılanması veya engellenmesiyle ilgili süreçler ailede başlar, okul öncesi çağda, ilk ve orta öğrenimde devam eder. Okul ve aile başta olmak üzere, çocukların ve gençlerin yetişme ortamları bu gereksinimlerin karşılanabilmesini ne ölçüde destekliyor?2,3,4

Ruhsal deneyim olarak özerklik nedir? Özerklik; başıboşluk, serbestlik, ayrılık değildir; bireyin kendi duygu, düşünce ve davranışlarına yönelik farkındalık ve yönetimiyle ilgilidir. Bağlılık ise yakın ve anlamlı sosyal ilişkiler kurulmasıdır. Hem Edward Deci ve Richard Ryan’ın Kendini Belirleme Kuramı bağlamındaki araştırmalar hem de Çiğdem Kağıtçıbaşı’nın yürüttüğü çalışmalar ortaya koymuştur ki çocuk ve gençlerin gelişiminde özerklik ve bağlılık arasında temelde bir zıtlık yoktur; özerklik artımı bağlılığı, bağlılığın güçlenmesi özerkliği destekleyebilir.2,3,4,5 Yetkinlik ise önemli görevleri başarıyla yapabilme hissi ve gereksinimidir.

Yetişkinlerin yetkinlik gereksinimine ve yetkinliğe ilişkin hedeflere odaklanan bazı araştırmacılar, bu gereksinim ve hedeflerin engellenmesiyle silah edinimi ve kullanımı arasında bir bağlantı saptadılar. Bu bağlantıya göre, insanların bir çözüm yolu olarak silaha başvurması, temeldeki bir yetersizlik hissini telafi etmeye yöneliktir. Temel gereksinimleri ve hedefleri engellenen bireylerin bir kısmı, yetersizlik hissini telafi etmek ve kendilerini yeniden güçlü hissetmek üzere silah edinmeye ve kullanmaya yönelmişti.6

ABD’de silahlı okul saldırılarıyla ilgili araştırmaların sonuçlarını değerlendirdiğimizde şu çıkarımı yapabiliriz: saldırganlar üç temel gereksinimden de büyük ölçüde yoksun kalmışlardı. Bu çocuklar özellikle sosyal ve duygusal bağlılık gereksinimi bakımından engellenmişlerdi. Saldırganların birçoğu akran zorbalığına veya tacizine maruz kalmış; sosyal olarak yalıtılmış; ailede ihmal edilmiş veya istismara uğramış; başa çıkamadıkları önemli bir kayıp ya da travma yaşamıştı.7,8,9,10

Farklı araştırmaların çözüm önerilerinin ortak paydalarından biri okul içindeki sosyal ve duygusal bağları güçlendirmektir. Bu bağlamda bazı araştırmacılar okulların kalabalıklığını bir risk unsuru olarak değerlendirdiler.10 Büyük okulların yerini orta ölçekteki okullara bırakması öğrencilerin okul topluluğundaki ait olma hissini artırabilir. Bu değişim ayrıca öğretmen ve idarecilerin öğrenciler üzerindeki gözetim ve desteğini yükseltebilir; tehlikeleri zamanında saptayarak erken müdahale olanaklarını artırabilir.

Hem okuldaki hem de aile içindeki bağlar önemlidir. Bu konuda Türkiye bağlamında öne çıkan nokta şudur: ailede ve okullardaki sosyal ve duygusal bağların daha sağlam hâle gelmesi için anababaları, öğretmenleri ve idarecileri hem ekonomik güvence bakımından hem de öğretmenlik mesleğinin saygınlığına yaraşır biçimde profesyonel bakımdan destekleyen bir sosyal devlet otoritesi gerekiyor. Sağlık sektöründeki şiddet gibi eğitimdeki şiddetin de hangi anlayışla bağlantılı olduğunu görmek önem taşır. Sağlıkta olduğu gibi eğitimde de vatandaşı öncelikle müşteri olarak gören vahşi bir serbest piyasa anlayışı karşılaştığımız derin sorunların nedenleri arasındadır.

İNSAN DOĞASI VE POTANSİYELİ

Asıl sorun, bazı odakların öne sürdüğü gibi “maneviyat” boşluğu mudur? Çeyrek yüzyıldır ülkeye egemen olan kadroların ve yandaşlarının, itirafı andıran bu yakınması manidardır. Tarikat ve cemaatlerin etkisiyle, belli bir zümrenin öznel inançları ve keyfi tercihleriyle şekillenen bir sistemin “maneviyatı güçlü” kuşaklar yetiştirmesi olası mıdır? Egemen güçler “dindar nesiller” yetiştirme hedeflerinde bugüne kadar ne ölçüde başarılı oldular? Hem uygulamaların hem de sonuçların yansıttığı gerçek açıktır: bu sistem, çağın gereklerini karşılamak şöyle dursun, kendi içinde tutarlı olmaktan, kendi öne sürdüğü hedefi gerçekleştirmekten uzaktır.1,11

Gençlerin tehlikelere karşı koruyucu işlev görebilecek, anlamlı bir manevi değerler sistemi geliştirebilmesi “düşüncesi özgür, vicdanı özgür” kuşaklar hedefinin yaşama geçmesiyle mümkündür; inanç dayatmasıyla değil. Eğitim hurafelerle şekillenirse ne olur? İnsan doğası boşluk kabul etmez. Yetenek ve beceri gelişimiyle zenginleşmesi gereken ruhsal ve toplumsal enerji alanı yapıcı değerlendirilemeyince, yıkıcı güçlerin istilasına davetiye çıkarır. Sonuç dindarlık ya da maneviyat değil, kargaşadır.

Değerlendirilemeyen gelişim potansiyeli şiddet dahil birçok ruhsal ve toplumsal soruna yol açabilir. Potansiyel ile yaşam pratiği arasında uçurum olması ayrıca, başlı başına bir ızdırap kaynağıdır. İnsan potansiyeli dediğimiz enerjiler bütünü, özünde gelişim yönelimlidir. Bireysel ve kitlesel şiddet ve ızdırap, bu enerjilerin gerileme fantezilerine harcanmasının sonucu olarak görülebilir.1,2

İnsan organizmasını, aklı ve toplumu birer enerji sistemi olarak düşünebiliriz. Gelişim ve esenliğe sevk edilemeyen yaşam enerjisi denetimden çıkarak yıkıma yol açabilir. Bu durum bedensel hastalık, ruhsal bozukluk ve –şiddet eylemleri dahil– toplumsal kargaşa olarak kendisini gösterebilir. Bu aşırılıklar, kontrolden çıkmış savunma mekanizmaları olarak düşünülebilir. Sistem, mevcut dengesizliği telafi edici bir tepki vermektedir. Söz konusu olan, iki aşırı uç arasındaki salınımdır.

Sistem olumlu gelişimden ne kadar kopmuşsa telafi tepkisi o kadar aşırı ve yaygın olacaktır. Birey ya da toplum, potansiyelini yapıcı değerlendirmekten uzaklaştıkça, içsel bütünlük zedelenecektir. Bu bölünme, bireyin ve toplumun öz benliğinden ayrı yaşadığı bir ruhsal sürgündür. Çözüm, aşırılıklardan uzaktaki orta noktaya, gelişim merkezine yaklaşmaktan geçer. Bireyin ve toplumun yaşam görevlerini etkince yerine getirebileceği bu gelişim ekseninde ilerleyebilmesi, aklın ve bilimin gereğidir.

Bilimsel temelden uzaklaşan anlayışın milli eğitime sirayet etmesi çocukların ve gençlerin bilişsel ve duygusal gelişimini sekteye uğratır. Sonuç “maneviyatı” güçlü kuşaklar değil; temel gereksinimleri karşılanamadığı için bocalayan, iç dünyasında ve dış dünyasında yoğun çatışma yaşayan, doyumsuz ve ruh sağlığı kırılgan kuşaklar olacaktır. Erdem bezirganlığını çağrıştıran talimat ve uygulamalar; eğitimi, malumat aktarımına dayalı bir fabrikasyon olarak görmektedir. Seri üretim esaslı mekanik bir akıl ve öğrenme modelinin hurafelerle iç içe geçmesi riskleri artırır. İki yanlış bir doğru etmez. Çağdışı yöntemin çağdışı içeriğe eklemlenmesiyle tehlikeler yayılmaya devam eder. Bu yaklaşım ne insan doğasına ne de eğitim bilimine uyar.1,2,11

GELİŞİM VE ESENLİK ODAKLI BİLİMSEL EĞİTİM

Çözüm, önceliklerimizle ilgilidir; ülkedeki kaynakların hangi alanlarda ne ölçüde kullanıldığına bağlıdır. Bu konudaki seçim ve kararlar insana verilen değerin ölçüsüdür. Türkiye’nin eğitim birikimi ve tarihsel deneyimi, gereken çok boyutlu bir dönüşüme uygun zemini sunmaktadır. Cumhuriyet devrimleri çağın gereklerine uygun olarak yeniden yaşama geçmelidir. Akıl ve bilim eksenine nasıl dönebiliriz? Atatürk’ün ölümüyle, Köy Enstitüleri’nin kapatılmasıyla eksik kalan Anadolu Aydınlanma Devrimi tamamlanmayı bekliyor…

Köklü çözüm yolundaki adım ve süreçlerden bazıları şöyle sıralanabilir:

  • Okul öncesi eğitimin, ilk ve orta öğrenimin bilimsel ilkelerle yeniden tasarlanması; bilimsellik dışı uygulamalara son verilmesi; sosyal, duygusal ve bilişsel yetkinliği geliştirmeye yönelik ders ve programların artırılması
  • Öğretmenlerin mesleksel ve ekonomik olarak desteklenerek öğretmenliğin saygınlığının korunması
  • Ailelere yönelik rehberlik ve eğitim hizmetlerinin yaygınlaştırılması
  • Nitelikli devlet okullarının sayısının artırılarak kalabalık okullardaki öğrenci sayısının azaltılması
  • Adalet sisteminin yargı bağımsızlığı ve insan hakları temelindeki reformu
  • Şiddet eylemlerine yönelik hukuksal cezaların yeniden gözden geçirilip artırılması ve tutarlı uygulanması

Büyük bir sorunun köklü çözümü, tepkisel çabalardan farklı olarak, sorunu yaratan koşulları aşmak üzere gelişmeyi gerektirir. Sorunu yaratan bakış açısı, çözüm için yetersizdir. Karşıdevrimci anlayış ister iktidarda ister ana muhalefette olsun fark edilmeli; bu anlayışın tehlikeleri kavranmalıdır. Türk ulusunun potansiyelini demokrasi maskeli karşıdevrim hayallerine, gerileme fantezilerine harcama lüksü yoktur. Gerçek çözüm, toplum olarak varlığımızı ve irfanımızı borçlu olduğumuz 1923 Cumhuriyet Devrimi’nin özündedir. Tevfik Fikret’in “yükselmeyen düşer; ya ilerleme ya gerileme!” sözüyle dile getirdiği sürekli gelişim ilkesi mevcut karanlığı aşmanın pusulasıdır.

KAYNAKLAR

  1. Kaplan, U. (2016). Şiddeti yenmek, eğitimle gelişmek. Varlık Yayınları.
  2. Kaplan, U. (2022). Psikoloji kuramları ve insan gelişimi. Anı Yayıncılık.
  3. Chirkov, V., Ryan R. M., Kim, Y., & Kaplan, U. (2003). Differentiating autonomy from individualism and independence: A self-determination theory perspective on internalization of cultural orientations, gender, and well-being. Journal of Personality and Social Psychology, 84(1), 97-110. doi:10.1037/0022-3514.84.1.97
  4. Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2017). Self-determination theory: Basic psychological needs in motivation, development and wellness. The Guilford Press.
  5. Kağıtçıbaşı, Ç. (2012). Benlik, aile ve insan gelişimi. Kültürel psikoloji. Koç Üniversitesi Yayınları.
  6. Leander, N. P., Stroebe, W., Kreienkamp, J., Agostini, M., Gordijn, E., & Kruglanski, A. W. (2019). Mass shootings and the salience of guns as means of compensation for thwarted goals. Journal of Personality and Social Psychology116(5), 704-723. doi:10.1037/pspa0000150
  7. Borum, R., Cornell, D. G., Modzeleski, W., & Jimerson, S. R. (2010). What can be done about school shootings? A review of the evidence. Educational Researcher39(1), 27-37. doi:10.3102/0013189X09357620
  8. Katsiyannis, A., Rapa, L. J., Whitford, D. K., & Scott, S. N. (2023). An examination of US school mass shootings, 2017–2022: Findings and implications. Advances in Neurodevelopmental Disorders7(1), 66-76. doi:10.1007/s41252-022-00277-3
  9. Rapa, L. J., Katsiyannis, A., Scott, S. N., & Durham, O. (2024). School shootings in the United States: 1997–2022. Pediatrics153(4), e2023064311. doi:10.1542/peds.2023-064311
  10. Wike, T. L., & Fraser, M. W. (2009). School shootings: Making sense of the senseless. Aggression and Violent Behavior14(3), 162-169. doi:10.1016/j.avb.2009.01.005
  11. Kaplan, U. (2024, 10 Temmuz). İnsan potansiyelinin büyük yıkımı. Cumhuriyet.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!