Sistemin delirttiği palyaço!

Özlem Kalkan yazdı

Sistemin delirttiği palyaço!

Gotham: Görkemi adından önce gelen, küçük insanları daha küçük, zengini daha kodaman eden şehir.

Gündüzün parıltısı karanlığa dönüştüğü vakit sokaklarında sıçanların kol gezdiği, fakirliğin tüm heybeti ile sere serpe yaşanan şehir.

Eşitsizliğin, bozuk gelir dağılımının adeta sembolü bir şehir.

Gotham alttan alta, içten içe gene kaynıyor; hem de bir daha hiç durulmayacakçasına.

Bu şehir sinemaseverlerin hayatına ilk kez Batman’in 4. sayısında,1940 yılı civarında girdi.

Gotham City

İlk kez Bill Finger’ın kullandığı “Gotham City” suçun kendini sürekli yeniden ürettiği, lağım kokusunun adeta oksijen niyetine solunduğu, gündüz bile karanlığı yaşayan bir hayali şehir olarak “DC Comics” tarafından kurgulanmasında Chicago, Baltimore ve Newyork temel alındı.

Batman’in canı pahasına koruduğu, “kedi kız” ve “penguen” ile karanlık bir karaktere bürünen “Gotham City” şeytanlarla, kötülükle çevrilmişti.

Bu kez bir palyaçoyu profesyonel bir katile çevirip işlevinden bir şey kaybetmediğini gösteriyor bize!

Öncelikle daha gösterime girmeden yılın en tartışmalı filmi olduğunu hatırlatmak zorundayım;  filmin ABD’de gösterime girdiği bütün salonlarda polis alarm verdi ve ciddi bir koruma kalkanı oluşturuldu.

Çünkü ABD’de Joker filmindekine benzer bir olay yaşanmıştı. 2012’de Kara Şövalye Yükseliyor‘un Colorado’daki galasında meydana gelen bir saldırı sonucu 12 kişi hayatını kaybetmiş, 38 kişi de yaralanmıştı. Ardından bu serinin unutulmaz aktörü Heath Ledger evinde ölü bulunarak hayranlarını yasa boğmuştu. Joker lanetli ilan edildi. Filmin uğursuzluğu uzun süre konuşuldu.

Joker filminin İtalyanca afişi

Bu kez Todd Philip’in yönettiği baş rollerinde Joaquin Phoneix, Robert De Niro ve Frances Conroy’un oynadığı Joker‘in ilk gösterimi 31 Ağustos 2019’da İtalya’da yapıldı.

Venedik Uluslararası Film Festivali’nde de “Altın Aslan”ı kimselere kaptırmadı.

Popüler kültürün parmakla gösterilen kötü adamı Joker’in Batman’la kıyaslandığında neden bu kadar sevildiği de sosyolojik tartışmalara yol açmıştı. Düzen’i temsil eden Batman’a karşı, Anarşi’yi sevdiren Joker aslında sosyopolitik açıdan Gotham’ın nevrotik, silik, suça meyilli, alım gücü az “homeless”ların sesiydi.  İd-ego-süper ego sürecini tamamlamış Batman’in karşısında, en ilkel duygularıyla (İD) hareket eden Joker’in ortak paydası hak ve adalet arayışıydı.

JOKER FİLMİNİN KONUSU

Arthur Fleck, 40 yaşlarında, hem toplumda dışlanmış, hem de son derece başarısız bir komedyendir. Hayattan fazla bir beklentisi yok gibi görünen ve ciddiye alınmayan Fleck, nedense yetenekli olduğuna inanmaktadır. Gündüzleri palyaçoluk yaparak hayatını kazanmaktadır; zira bakmakla da yükümlü olduğu bir hasta annesi vardır.

Hayat zordur, hele Gotham da! Milyon dolarlık iş kulelerinin yükseldiği her yerde işsizler ve ezikler gittikçe cüceleşmektedir. Arthur Fleck de bütün düşünceleri negatif, patronunun ezdiği, iş arkadaşlarının alay ettiği, sokakta dayak yiyen, hakkını aradığında hakarete uğrayan ve sonunda da palyaçoluğu bile beceremediği için işinden kovulan, nörolojik rahatsızlığı olan bir adamdır. Düşüncelerinin negatif olduğunu kendisine söyleyen psikiyatr da bir süre sonra ödenek verilmediği için terapileri keser. Şehir krizdedir. Çöpler yığılmakta, her yer kokuşmakta, suç adeta vakay-i adiyeden sayılmaktadır. Sadece şehir değil insanlık da kokuşmuştur, haksızlık diz boyudur.

Nörolojik rahatsızlığı, en trajik anlarda dahi kontrol edemediği yüksek volümlü ve sinir bozan kahkahasıdır! İşin trajikomik yanı da annesinin kendisini sürekli ”Mutlu” diyerek çağırmasıdır.

Joker filminde oyunculuğunun zirvesine çıkan Joaquin Phoenix

Oysa Arthur mutluluğun ne olduğunu bilmeyen, tek hayali ülkenin en meşhur Talk Show yapımcısı ve komedyenlerinden Murray Franklin kadar ünlü olmaktır.

Belediye seçimlerinde, şehri bu kokuşmuşluktan kurtarma sözü veren adayların arasından en fazla öne çıkan Thomas Wayne’dir. Arthur’un annesi de bir zamanlar Bay Wayne’nin evinde hizmetli olarak çalışmış, kendisine aşık olmuş bir kadındır. Hem şehri hem de kendisi ve oğlunu yaşadıkları sefaletten kurtaracağı inancı taşır!

Bu sırada hayatın acımasızlığına daha fazla direnemeyen Arthur, palyaço maskesi ile cinayet işlemeye başlar. Öldürdüğü kişiler kodamandır ve toplumun alt kesiminde olumlu tepki yaratır. Halkın bir kahramanı vardır artık. Zenginleri öldüren, kendilerinden yani halktan biri. Bir palyaço! Thomas Wayne’nin seçim kampanyasında halka ”Palyaço” diyerek hakaret etmesi sokaklarda bir dip dalgasının önünü açar. Yüz binler palyaço maskeleriyle ”Hepimiz Palyaçoyuz” sloganı ile eşitsizliğin ve direnişin sembolü olurlar. Ve Arthur Fleck gizemli bir kahraman haline gelmiştir! Düğmeye basılmıştır artık ve geri dönüş yoktur…

SİSTEM Mİ KÖTÜ YOKSA BİREY Mİ?

(Thomas Wayne karakterinin Donald Trump’la olan benzerliğini söylemeden geçemeyeceğim!)

Todd Philip’sin 55 milyon dolarlık filmi Amerikanvari bir kapitalizm eleştirisi. Değişimi (devrimi)  “Anarşi”de görüyor ve sistemin kötülüklerinin sebebini kötü adam Thomas Wayne üzerine yüklüyor.

Oyunculuk seçimleri tam isabet. Joaquin Phoneix 23 yıl önce sinema tarihinin başyapıtlarından biri olan Gladyatör’de acımasız Sezar rolü ile sinemaseverlerin hayatına ciddi biçimde girmişti. Yıllar onu hem fiziksel hem de oyunculuk açısından olgunlaştırmış! Müthiş bir oyuncu; rol için sanırım 25 kilo vermiş ve o kaburgaları sayılan vücudunu yay gibi kullanırken Oscar’a da göz kırpıyor.

Hakkı mı derseniz?

Kesinlikle evet.

“TalkShow” ustası Murray Franklin rolünde Robert De Niro’yu tartışmak haddimiz bile değil. Genç siyahi oyucu Zazie Beetz’in de filme katkısı büyük.

Hele Arthur Fleck’in cinayetleri resitale çevirdiği anlar ve muhteşem müzikleriyle final çok başarılı. Yılın en tartışmalı, en kanlı filmini mutlaka izleyin derim.

İyi seyirler!