Son göç dalgasındaki büyük tehlike!

Türkiye'ye yaklaşan yeni göç dalgası, öncekilerden farklı. Çünkü bunlar silahlı ve çoğunluğu cihatçı terör gruplarının arasında Suriye ve Rusya güçlerine karşı savaşmış kişiler. Erdoğan'ın 'Gerekirse kapıları açarız' sözü gerçek olursa içimize bir tehlike almış olacağız.

Son göç dalgasındaki büyük tehlike!

İdlib operasyonu nedeniyle Türkiye sınırına doğru hareket eden yaklaşık 80 bin Suriyeliyle ilgili Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ‘Gerekirse kapıları açarız’ demişti. Öte yandan göç dalgasını Suriye içinde Barış Pınarı bölgesinde tutma planlarının da düşünüldüğü belirtiliyor.

Ancak bu göç dalgası, gelenler bakımından diğerlerin farklı. Çünkü bunlar silahlı ve çoğunluğu terör gruplarının arasında Suriye ve Rusya güçlerine karşı savaşmış kişiler.

HaberTürk yazarı Muharrem Sarıkaya bu durumun Türkiye için yaratacağını tehlikelere dikkat çekerek, “Neredeyse %97-98’i bir çatışmayla muhatap olmuş, saldırı ile bizzat karşılaşmış veya kendisi saldıran tarafta yer almış… Teröre bulaşmış bu kişilerin, içinde bulundukları sendromdan bir süre kurtulmaları pek olanaklı görünmüyor. Bunu anlamak için Vietnam sendromunu anımsamak yeterli; sonrasında eski Yugoslavya’da da karşımıza çıktı” ifadelerini kullandı.

Sarıkaya’nın yazısının satır başları şöyle:

“Rusya, iki adım ileri, bir adım beklemeli İdlib planını eksiksiz sürdürüyor.

Daha önce varılan uzlaşı kapsamında M-4 ve M-5 otobanları arasında kalan alanı Şam güçleri ile birlikte boşaltmakta kararlı.

Bu alanla ilgili olarak Türkiye devreye girmiş, bölgedeki muhaliflerin ağır silahları ile birlikte içeri çekilmesi için yoğun çaba göstermişti.

Ancak muhaliflerin bazıları bu plana uymadı, el yapımı insansız hava araçları ile Rusya’nın Lazkiye’deki üssüne saldırdı.

Bu da Rusya’nın eline beklediği kozu verdi ve harekete geçmesine yetti.

Moskova, uzun süredir Şam’ın ve Lazkiye’nin kuzeyindeki muhalifleri bombalıyor, sonuç da alıyor.

Bu politikasını yeni de uygulamıyor; daha önce Halep’te, Hama, Hums ve Doğu Guta’da aynısını yaptı, yerleşik muhaliflerin hepsini İdlib bölgesine sürdü.

TÜRK GÖZLEM NOKTASI ŞAM KONTROLÜNE GEÇEBİLİR

Şimdi de M-4 ve M-5 otobanlarının güvenliğini ve Lazkiye’deki üssünü gerekçe göstererek İdlib’in güneyindeki muhalifleri bombalıyor.

Maarat El Numan’da yaşayanlar yüzlerce kilometre uzayan araç kuyruğu içinde kuzeye yöneliyor.

Daha önemlisi, Maarat El Numan bölgesinde de Han Şeyhun’da olduğu gibi Türkiye’nin bir gözlem noktası bulunuyor; burası da Şam güçlerinin hakimiyeti altında kalacak gibi görünüyor.

ERDOĞAN: GEREKİRSE KAPILARI AÇARIZ

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da iki gündür bölgede yaşanan bu gelişmelere işaret etti.

“İdlib’de katliamlar nedeniyle hareketliliğin olduğuna” dikkat çekip, “80 bin Suriyelinin Türkiye sınırına doğru hareket ettiği” bilgisini verdi.

Türkiye’nin, “yeni göç yükünü tek başına taşımayacağına” da vurgu yapıp ekledi:

“Bizim maruz kalacağımız baskının olumsuz yansımaları, başta Yunanistan olmak üzere tüm Avrupalı ülkelerin de hissedeceği bir konu olacaktır. Bu durumda 18 Mart mutabakatından önce yaşanan sahnelerin tekrarlanması kaçınılmazdır…”

Yakın çevresinden gelen bilgilerden yola çıkarak şunu belirteyim ki Cumhurbaşkanı Erdoğan “gerekirse kapıları açarız” sözünde samimi ve kararlı…

Ancak çözüm için de elinden gelen çabayı gösteriyor.

BARIŞ PINARI BÖLGESİNDE TUTMA PLANI

Bu kapsamda dün bir heyet de sorunun çözümü için formül üretmek üzere Moskova’ya gitti.

Heyetin gidişi ile birlikte Ankara’da yeni bir senaryo dillendirilmeye, İdlib’in güneyinden gelenlerin Barış Pınarı bölgesine taşınacağına ilişkin iddialar dile getirilmeye başlandı.

Hemen belirteyim şu aşamada böyle bir plan yok.

Bu iddiadaki dayanağım da bu Suriyeli sığınmacılar konusunu Türkiye’den en iyi bilen ve karar mekanizmasında olan biri…

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, “Gelmekte olan Suriyelilerin sınırdan girişine izin verilmeyecek; sınırın diğer tarafında ikametleri sağlanacak” dedi.

Moskova’ya dün giden heyetin Rusya ile bu konuyu da ele alacağın belirtti….

TERÖRE BULAŞMIŞLAR

Çok haklı, bu yeni dalganın hem Türkiye hem de batıda yaratacağı etki öncekilerden çok farklı olacak.

Çünkü 2012’de gelenler Suriye topraklarında yabasını, tırmığını, çapasını, malasını, küreğini bırakıp kaçmıştı.

Bugün gelenler ise içinde uzun namlular da olmak üzere silahını bırakıp geliyor.

Neredeyse %97-98’i bir çatışmayla muhatap olmuş, saldırı ile bizzat karşılaşmış veya kendisi saldıran tarafta yer almış…

Bu o insanların suçu değildi, ama Suriye koşulları istemese de şiddet virüsünü onlara da bulaştırdı.

Teröre bulaşmış bu kişilerin, içinde bulundukları sendromdan bir süre kurtulmaları pek olanaklı görünmüyor.

VİETNAM SENDROMU

Bunu anlamak için Vietnam sendromunu anımsamak yeterli; sonrasında eski Yugoslavya’da da karşımıza çıktı.

Uzun süre teröre muhatap olanların bunun etkisinden kurtulması hemen mümkün olmuyor.

Bu da ister istemez, terör bulaşığını gittikleri topraklara da bulaştırmalarına, orada zaten var olan uyur hücreleri canlandırma yetisine sahip oluyor.

Bir zamanlar Halep’teki çatışma sürecinde ortaya çıktı şimdi de İdlib sendromu olarak karşımızda…

Yakın geçmişte başta Avrupa olmak üzere tüm dünya bunun acısına tanıklık etti.

Dilerim yenisi ile karşılaşmadan, yükü de yine Türkiye’nin sırtına yıkmadan sorunun kaynağında çözümü için elini taşın altına koyar…”