Sözcü yazarları Yılmaz Özdil ve Emin Çölaşan'ın Aydın Doğan kavgası

Sözcü yazarı Emin Çölaşan, eski patronu Aydın Doğan hakkında, bugün eleştirel bir yazı kaleme aldı. Yılmaz Özdil, Çölaşan'ın yazısına tepki gösterdi.

Sözcü yazarları Yılmaz Özdil ve Emin Çölaşan'ın Aydın Doğan kavgası
Sözcü yazarları Yılmaz Özdil ve Emin Çölaşan'ın Aydın Doğan kavgası

Emin Çölaşan, ‘Bir yıl sonra Bekir’in ardından…’ başlıklı yazısında Bekir Coşkun ile olan dostluğundan söz ederek, Hürriyet‘ten kovulma sürecini anlattığı “Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi” adlı kitabına Aydın Doğan‘ın açtığı davayı ve Coşkun’un bu davada tanık olmasını kaleme aldı.

Bu yazı sonrası aynı gazetenin bir diğer yazarı Yılmaz Özdil de yaptığı sosyal medya paylaşımında Çölaşan‘ı bu yazısı nedeniyle eleştirdi.

Özdil paylaşımında “Meslek büyüğümüz Emin Çölaşan’ın her fırsatta Aydın Doğan’a saldırması, kendi ruh hali açısından şaşırtıcı değil ama, bu saldırıların Sözcü gazetesinde yapılması, Sözcü yazarlarının hepsinin aynı düşüncedeymiş gibi sunulması, Sözcü adına ayıp” ifadelerini kullandı.

EMİN ÇÖLAŞAN NE YAZMIŞTI

Sevgili okurlarım, yarın 18 Ekim 2021… Bekir Coşkun'un aramızdan ayrılışının birinci yıldönümü.

Demek ki bir yılı onsuz geçirmişiz…

Benim sevgili arkadaşım, can yoldaşım, sırdaşım…

Birbirimize her türlü şakaları yaptığımız, acı ve tatlı günleri birlikte yaşadığımız, sık sık işlettiğim ve hemen her konuda aynı düşündüğümüz dostum…

Onu 1978 yılında bir TRT programında tanımıştım. Demek dostluğumuz hiç ara vermeden kesintisiz 40 yıldan fazla sürmüş.

★★★

Muhteşem bir mizah ustasıydı…

Yazılarını okuduğum zaman “Şunları yazmak benim aklıma niye gelmedi” diye sık sık hayıflanırdım.

Hürriyet'te çalışırken odalarımız yan yana idi… Tam bir duvar komşuluğu…

Sonra ben kovuldum, bir süre sonra o da kovuldu ve SÖZCÜ'ye geldi.

Burada da yine gerçek anlamda duvar komşusu olmuştuk. Odalarımız yan yana idi.

Konuşmalarımız genelde şöyle başlardı:

 “Hey Corc versene borç!”

 ★★★

Şimdi size onun nasıl bir yürekli adam olduğunu bir kez daha anlatayım.

Yıl 2007…

AKP iktidarı bütün medya kuruluşlarına baskı yapıyor, devşirmeye çalışıyor.

O baskılara ben de birebir muhatap oluyorum.

Gazete yönetiminden sık sık uyarılar geliyor…

“Dikkatli yaz, iktidara fazla bindiriyorsun. Senin yüzünden sürekli azar işitiyoruz!”

Suyumun yavaş yavaş kaynadığını hissediyordum.

Ve günün birinde, Ağustos 2007'de beni kovmak zorunda kaldılar!

Bu olanlara Bekir de çok bozulmuştu.

★★★

Ama ben öyle pes edecek biri değildim. Elimde bilgiler, notlar ve belgeler vardı. Oturup bir kitap yazdım, yaşadığım rezaletleri anlattım.

“Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi.”

Sonrasında 100 bine yakın satan bu kitap Hürriyet'in patronu olan Aydın Doğan'ı çok kızdırmıştı.

Kendisine hakaret ettiğim ve küçük düşürdüğüm iddiasıyla beni mahkemeye verip 50 bin lira tazminat istedi.

İyi de yazdıklarımın tümünün doğru olduğunu mahkemede nasıl kanıtlayacaktım! Tanıklar falan göstermek gerekiyordu. Kitapta anlattığım olayları birebir bilenlerin tamamı Hürriyet çalışanları idi ve onlardan tanık olmalarını isteyemezdim.

Derhal kovulurlardı.

★★★

Benim kovulmamdan iki gün sonra, Bekir'in 16 Ağustos 2007 tarihli Hürriyet'te çıkan yazısının başlığı “Kürek mahkûmları” idi ve şöyle diyordu:

“Biz bir kayıktaydık. Kürek arkadaşımı dalgalar aldı. Emin Çölaşan artık yok. Ne yapmalıyım, asılsam mı küreklere, yoksa vaz mı geçsem kürek çekmekten, söyleyin dostlar ne yapmalıyım.”

★★★

Henüz Hürriyet'te yazmakta olan Bekir aradı:

-Arkadaş bu davada sen beni tanık göster. Bütün bildiklerimi mahkemede anlatacağım.

-İyi de Bekir, benim lehime tanıklık yaparsan seni de kovarlar.

-Ben her şeyi göze aldım…

Ve mahkemede tanık olarak ifade verdi, bütün gerçekleri anlattı. Kitapta anlatılan her şeyin doğru ve gerçek olduğunu söyledi.

Mahkeme Aydın Doğan'ın açtığı davayı reddetti.

Karar Yargıtay'da onanıp kesinleşti.

Yazdığım her şeyin doğru olduğu yargı tarafından da böylece belgelenmiş oldu.   

Urfalı Bekir böylesine mert, yürekli adamdı.