1. Haberler
  2. Analiz
  3. Stratejik duygular

Stratejik duygular

featured

Gaye Ercan yazdı…

Bir zamanların ilginç bir çizgi filmi vardı, ”katili” bulurdunuz.

Adı da “Katil Kim?”di.

İhsan Eliaçık ise son günlerin popüler konusu olan Yılmaz Güney üzerinden bir düşüncesini(!) paylaşmış. ”Yılmaz Güney’e katil diyenler Musa Peygambere neden katil diyemiyor, diyemezsiniz.”

İhsan Eliaçık’ a yıllar önce antikapitalist müslüman kimliğine istinaden bir soru yöneltmiştim.

Soru şöyleydi:

”Kuran bize bazı örneklemeler ve tasvirlerde bulunarak anlatım yapmakta. Cennette; yeşiller, ırmaklar içinde olacağımız gibi doğa tasvirleri. Kuran bize ayrıca güçlü, güçsüz eşitsizliğine karşı gelmemiz gerektiğinden de bahsediyor. Ve paylaşım, dayanışma içerisinde eşitliğe yönlendiriyor. Yaratılan vahşi bir doğa içinde güçlü hayvanın güçsüz hayvanı yemesi ekolojik sistemin bir döngü halinde gerekliliği olmasına rağmen, insan denilen varlığa neden ”güçlü güçsüzü” yemesin diyor. Yani vahşi kapitalizmden, doğanın vahşiliğini ayırt etme bilincimiz hangi çizgide olmalı ve neden böyle bir sistem yaratılıp bu sistemden bizlere örnekler de sunulurken, bunun aksi olan ”insan” denilen varlıktan isteniliyor?”

Bu soruma yeterli bir cevap bulamamıştım. Keza kendisi de “bunun tam olarak bir cevabı yok” demişti.

”İnsan” olmanın gerektirdikleri içinde ”kendi kendime” cevaplar bulmuştum.

Lakin kendisini daha çok ve sıklıkla antikapitalizmin din vurgusu eşliğinde HDP-PKK olumlaması ve serzenişleri içeriğinde Kürtçülük, etnikçilik gibi konularda ”Ezilen Halkların Savunucusu”(!) olarak görebiliyoruz.

Ezenler hakkında ise kapsamlı biçimde bilgi alamıyoruz. Emperyalizm ve kapitalizmi ortadan kaldırmadan, bahsini dahi etmeden, tüm insanların eşitliğinden ”Kuran öyle der” diyerek de bahseder.

Bu bağlamda ezenler adına aldığımız tek bilgi ise sorumlu ve ”güçlü” olan, yani devlet olan Türkiye’dir.
Emperyalizme ya da onların kuklalarına tek bir sözü yoktur. Halkların (!) bağımsız hareketiyle “Kürdistan” kurmasına da sözü lafı yoktur.

Hatta çıkalım ”kardeşlik” vurgusuyla doğuyu ”şunlara”, batıyı ”bunlara”, kalan kısmı da ”isteyene” verelim deseler alkış tutacak bir zihniyette eşitlik, özgürlük hareketi savunucusu olduğu günlerden de geçmiştir. Zamanın ”Wilson Prensiplerine” oldukça uyumludur ve Sevr’de önümüze konulmuştur.

Keza ”Halklar kendi kaderini kendi belirler” maddesinden beyanla, belirleyenlerin ise kadere mahkûm olmadığı açıklığında.

Yani yeter ki ”güç” devlet elinde olmasın, halklar(!) kendi aralarında bölünüp ufalansınlar(!) emperyalizmin de parça parça avı,yemeği,sömürüsü olsunlar.

Türk Devleti diye bir devlet mi varmış, bunun birde binlerce yıllık bir geçmişi mi varmış, kimin umurunda.
Rus’a Rus, Fransız’a Fransız, İngiliz’ e İngiliz diyelim ama Türk’e Türkiyeli diyerek; hazır Irak ve Suriye de parçalanmışken, yeterince göç de almışken, halkların kardeşliğini tamamlayalım(!) bir 10 sene içinde de kim bilir Türkiyeli kavramında olan Türk de fazla gelir. İsim değişikliği, anayasal değişikliklerle sorun kökten halledilir.

Tabii ki öncesinde tüm yansıyan tehditlerden bir alevlenme olmazsa!

Seri katil Richard Ramirez ‘in işlediği cinayetleri adına sorgulama esnasında kendini savunma cümlesi ”devlette insanları öldürüyor(!)” olmuştu. Yani şöyle demek istiyor; devleti mahkûm etmiyorsunuz, beni de özgür bırakın.

”Ne yapalım, bir katili atıp diğer katili mi savunalım? Yaşasın bütün katiller” mi diyelim? Bu tutulma, beyin tutulmasının en öz halidir. Ay tutulması, Güneş tutulması… Bunlar insana ilham ve yaratıcılık, ufku açıcı nice görsel verebilir, doğrudur. Ancak bu zihinlerin arasında bir fikri, bir düşünceyi, bir mantığı savunmak ve dahi anlamlı bir şekilde konuşmak hiç öyle değil.

Gelelim sorumuza.

Katil kim?

Orta Çağ’da yaşamış biriyle, İlk Çağlar’da yaşamış birini karşılaştırmak ”koşullar, zaman, imkanlar, aydınlanma vb.” faktörlerden bağımsız doğru olmayacağı gibi kasten adam öldürmekle, nefsi müdafaa ile birini öldürmek zorunda olmanın cezası da aynı değildir. Musa peygamberle, Yılmaz Güney’i kutsayacak halimiz de yoktur.

PKK (PYD) ve IŞİD arasında Suriye’de olup bitenler esnasında (PYD)PKK ‘nın özgürlük savaşçısı olması da bu mantığın en büyük eserlerindendir ki PKK-PYD’yi savundukları da olmuştur. PKK’ya karşı operasyonlarda “Savaşa Hayır”ın tohumlarını eken de bu fikrin sahipleridir.

Burada Devlet katil, PKK ise özgürlük savaşçısı olup yer değiştirir. Devlet değil emperyalizm ve kuklaları, Marshall ”yardımlarından ” bu yana uzun süredir ilmek imek dokunan girişimlere imza atmıştır. Ve her şeyin sahtesi yaratılıp tıpkı antikapitalist din ideolojisinde olduğu gibi sahneye sürülmüştür.

Aklı selimliğe ise asla bürünememişlerdir. Bu bürünememe hali, doğal olarak kişilerin haleti ruhiyelerinin nedenlerini sorgulamaya, nice soruya ve olasılığa eşlik eder.

Yeterince ironik yaklaşım sonrası Atatürk’ün şu sözüne önem atfetmekteyim:

“Bizim intikamımız, zalimlerin zulmüne karşıdır. Onlarda zulüm hissi yaşadıkça bizde de intikam hissi devam edecektir.”

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

1 Yorum

  1. 25 Eylül 2023, 13:49

    Gaye Hanım Merhaba,

    Yazınız için teşekkür ederiz emeğinize sağlık 🙏Yine farklı bir pencereden bakıp konuyu çok güzel yorumlamışsınız.Özellikle finali Atatürk’ün aşağıdaki sözüyle bitirmeniz anlamlı ve güzel olmuş. Bundan sonra paylaşacağınız yazılarınızıda heyecanla bekliyor takipçisi olucam..

    ” Bizim intikamımız, zalimlerin zulmüne karşıdır. Onlarda zulüm hissi yaşadıkça bizde de intikam hissi devam edecektir.”

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!