Mehmet Alper yazdı…
“Batıda federal meclis, federal konsey var.”
Doğuda da komünist parti var. Bu bir argüman olarak sunulamaz. Dünya batıdan ibaret değil artık.
“Türkiye Anadolu’ya hapsedilememeli.”
Türkiye’nin sınırları dışında sadece ekonomik çıkarları vardır. İnsanlığa ve ortak medeniyete katkısı vardır.
“Hangi topraklardan çekildiysek orada kardeşlerimizle buluşacağız.”
Fazla geri çekerek yaşayan insanların gündüz düşleri.
“Hamilik.”
Kimsenin hamisi olma çabamız yok.
“Osmanlı millet sistemi.”
Geçmişte kalmış sosyal bir kavram.
“Başkan yardımcılarının biri Kürt, biri Alevi olsun.”
Lübnan tarzı bir yönetim savunusudur. Herkesin eşit olduğu bir toplumda liyakata göre başkan seçilir, başkan kendi danışmanlarını kendi atar.
“Orduda komutanlardan biri Kürt olacak.”
Suriye için önerilen bir model olsa da Türkiye için de söylenilen tutanaklarda geçen bir sav. Orduda siyaset devlet yıkar. SDG’ye 3 tümen verilmesi yıkıma sebep olur.
“Türkiye’ye Türkiye katmak.”
Saçma bir tekerleme. Türkiye’nin katılmaya değil, ekonomik alanda atılıma ihtiyacı var.
“MHP iş yapmak istiyorsa bizimle orada (Kerkük) yapsın.”
Türkiye’deki siyasi partiler Türkiye içinde siyaset yaparlar. Başka ülkelere plaka atamaz ya da çıkarlarını savunamaz.
“Erbil’i almak bir önerim, Barzani’nin gücünü Türkmenlerle ve Kürtlerle azaltırız.”
Siyaseti devletler arasında düşünürüz. Herhangi bir ülkenin toprak bütünlüğünde gözümüz yoktur. Sınırları belirsizleşse de bu tür yemleri kabul etmemeliyiz.
“Bu misakı millici bir yaklaşımdır.”
Hayır, değildir.
“Demokrasi yüzyılı.”
Hayır, sadece cumhuriyetin 103. yılını kutlayacağız. Yüzyılı isimlendirme çabalarını boş görüyoruz.
“Gevşek federalizm-Radikal demokrasi.”
Radikal cumhuriyeti savunuyoruz. Herkesin eşit olduğu bir sistem olan cumhuriyetin bir kazanım olduğunun farkındayız. Bunu radikal önlemlerle korumaya ve geliştirmeye kararlıyız.
“Demokratik anayasa.”
Anayasanın demokratiği olmaz. Anayasa varsa belli bir miktar demokrasi var demektir. Karşıtı darbe anayasası değildir. Ortada darbe anayasasının maddeleri neredeyse kalmamıştır. Binlerce değişiklik yapılmıştır, yapılmaktadır.
“Ademi merkeziyetçi bir demokratikleşme.”
Özerklik. Karşıyız.
“Vatandaş devlete kul olmuştur. Tekrar yurttaşlığı tanımlayacağız. Özgür yurttaş olacaklar yerel demokrasiyle.”
Özgür yurttaş diye bir şey yoktur. Yurttaş zaten özgürdür ki yurttaş olmuştur. Gelir eşitsizliği ve ekonomik gerileme vardır. Bu durum orta sınıfı yok etmiş ve diğer sınıflar arasındaki uçurumu derinleştirmiştir.
“Hangi kurumlar Türkiye’yi demokratikleştirir?”
Hangi kurumlar geri kalmışlığımızın önüne geçer diye düşünürüz. Demokratikleşme sorunu yaratılmış yapay bir sorundur. Dünyanın hiçbir yerinde ülkemizdeki kadar sığ ve yoğun tartışılmamaktadır. Özellikle ABD’nin savlarını eski dünyada yaymak için kullandığı bir yöntemdir. Günümüzde geçerliliğini yitirmiştir.
“Belediye başkanı varsa valiye gerek yoktur. Para basmaya karışmayacağız.”
Merkezden yönetim önemlidir. Valilik ve kaymakamlık sistemi bunun için kurulmuştur. Gereklidir ve ihtiyaç üzerine meydana getirilmiştir. Gelişen dünya şartlarında yapısı değişebilir. Ancak günümüzde valilik özellikle afet ve savaş anlarında önemini göstermektedir. Para basmayı gündemine almayan örgüt çok rahatlıkla doları piyasa değeri olarak kabul edip merkezle ekonomik bağlantısını da kesebilecektir.
“Önce demokratik Türkiye olacak. Demokratik toplum.”
Özerklik öncesi aşamalardan bahsedilmektedir.
“Bölgeler kendilerini ilgilendiren konularda referandum yapabilir. Anadil sorunu böyle aşılır. Ekonomi, yerel güvenlik, eğitim, kültür, sağlık.”
Türkiye Devleti’nin resmî dili Türkçedir. Anadilde eğitim kabul edilemez.
“Suriyeliler kendini yönetebilmeli. Arap kelimesi kalkmalıdır. Merkezi olmayan bir Suriye olmalıdır.”
Suriye’den Arap kelimesini kaldırırsan Suriye diye bir şey kalmaz. Anadili arapça olan bir Suriye’nin devamlılığı Türkiye topraklarının korunması için önemlidir.
“… bölgedeki Kürt, Arap, Süryani, Asuri, Ermeni katılımıyla başladı (devrim).”
Kim ne zaman şecere çıkarıyorsa karşısındayız. Cumhuriyet alt kimliklerin devrim yapmasıyla kurulmamıştır. Hangi cümle alt kimlik içeriyorsa bizim metnimiz değildir. Ezilen, yoksullaşan yurttaşların sorunları sıralanmalıdır.
“Demokratik ulus.”
Ulus devlet dışında bir tanımlama içinde değiliz.
“Demokratik cumhuriyet talep ediyoruz.”
Cumhuriyetin İslam’ı, demokratiği olmaz. Cumhuriyet sınıfsız, imtiyazsız toplum idealidir.
“Ben Osmanlı kültürel varlığını miras alıyorum.”
Ben de Kemalist cumhuriyetin kültürel varlığını miras alıyorum. Sürekli devrimlere geri dönülerek kimsenin arkaya bakamayacağı bir ileri Türkiye hayali kuruyorum. Bir arkadaşım da Selçuklu hayali kuruyor. Böyle farklı fikirleri olan 16 kişiyiz diyelim (16 devlet) . Nasıl bizi uzlaştıracaksın. Tüm Türk devletlerinin ortak kültürel mirası Türkiye Cumhuriyeti’nde birleşmiştir. Geriye dönüp birini öne çıkarma çabaları boşunadır.
“Ulus devlet faşizmdir. Bunu Hitler tek tip ırk yaratmak için kullanmak istedi.”
“Sizin Türk ulusçuluğu dediğiniz faşist bir örgütlenmedir. Buna alet olamayız. Devlete aitiz ama Türk ulusçuluğuna ait değiliz. Türk ulusçuluğu bu ülkenin yüzde onunu bile karşılamaz. Millet; Arap, Türk ve Kürt’ü kapsar.”
Düşünceyi bina ederken tüm dünya tarihinden alıntı yaparken neden kötüden örnek seçelim? Günümüzde ya da tüm insanlık tarihinde yaşamış devletler faşist midir? Nasıl kanıtlayacaksın bunu? Güney Kore, Japonya, Güney Afrika faşizmle mi yönetilmektedir? Ayrıca Selçuklular faşist miydi de Osmanlı’dan başlatıyoruz tarihsel seçimimizi?
Devlete karşı suç işlemekten kaçmak için devlete bağlılık bildiriliyor. Ama devlet nasıl bir devlet olmalı, mevcut gücünü kaybetmeli, merkezden yönetilmemeli deniyor. Gerekçemiz var mı? Kültürel taleplerle bu talebin bağlantısı nedir? Hayalimizdeki devlete bağlıyız, mevcut devlete bağlı değiliz ve savaş hâlindeyiz demenin farklı bir yolu seçilmiş.
Tartışmayı büyütmek için 100 yıl geriye dönüp cumhuriyeti hedef alıyor. Aslında istediği dini grupların egemen olduğu, 6 ay Kürt cumhurbaşkanının 6 ay Laz cumhurbaşkanının yönettiği saçma sapan ütopik bir devlet. Kontrol edilebilir ve dış müdahaleye sürekli açık hâle getirelim ki devleti anlaşmazlık durumunda sahiplerimizle birlikte ortak hareket edebilelim.
“… bu unsurları taşıyan topluma Türkiye ulusu diyebiliriz.”
Türkiye ulusu diye bir şey olamaz. Yer yön ifade eden şeyden ulus inşa edilir mi? Son Türk imparatorluğunun sona ermesiyle Anadolu ve Avrupa’daki varlığıyla kalan son parçaya Türkiye denir. Üzerinde yaşayan ulus Türk ulusudur. Aksi durumda (Allah göstermesin) Avrupa topraklarını, Ege Bölgesi’ni kaybedersek günün birinde Türkiye ortadan kalkıp İç ve Doğu Anadolu ulusu mu olacağız? Türk milleti vardır. Hukuki sınırları 2026 haritasında bellidir. Türk ulusu ise gönül bağı kurmak için sınır tanımaz. Türkiye ulusunun Bosna’da ne işi var kardeşim dediklerinde ne cevap vereceğiz? Türk devleti Bosna’nın yanında Sırp faşistlerine karşı insanlığın tarafındadır dediğinizde bunun bir anlamı var, altlığı var. Türkiyelilerin bir savaşa dâhil olması ayrı bir şey ifade ederken Türklerin bir savaşa girmesi farklı bir şey ifade etmektedir.
NE İSTENİYOR?
Suriye’de olduğu gibi illerin kendilerini yönetmesi isteniyor. Valilik sistemi kaldırılmalı deniyor. Merkezle bağlantısı kesilecek olan iller kendi döner sermayelerini oluşturacaklar. PKK’nın hak iddia ettiği illerde petrol geliri olduğu için diğer illerin asgari geçim standartlarını 80 milyonluk ülkede nasıl sağlayacakları konusunda en ufak bir fikirleri yok. Bugün Türkiye’den erzak yardımı alıyorlar. 25 Tır malzemenin AFAD gözetiminde gittiği haberini verdi Erdem Atay.
Ekonomiye dair tek bir söylem geliştirmiyorlar. Kalkınma ve diğer uluslarla nasıl rekabet edileceğine dair bir önermeleri yok. Amerika’nın “demokrasi” kavramına sığınıyorlar ancak bu eski dünyada kaldı. Günümüzde artık devlet şirketleri ile büyüme, ekonomiyi belli seviyeye getirip alanı özel şirketler ile doldurduktan sonra denetleyici role tekrar dönme dönemindeyiz. Hiçbir şekilde Çin yükselmesini yorumlayamıyorlar. Hiçbir söylemleri bunu analiz etmeye dönük değil. Eski dünyada sıkışıp kalmış zihinlerinden çıkan teorileri şiddeti araç olarak kullanarak insanların üzerinde deneme tahtası olarak kullanmaya çalışıyorlar. Ülkeden çıkarıldıktan sonra sayılarını yüz bin olarak belirleseler de aslında 40 bine gerilemiş bir güçleri var. Kendi güçleriyle orantısız bölge stratejisi geliştiriyorlar. Bağımsız olarak 40 gün yaşama ihtimalleri var, Türkiye’den il talep ediyorlar. Vatandaşlık, demokrasi gibi kelimelerle tümleç kurup sürekli piyasaya sürüyorlar. Bu kelimelerin tamlanan olması yasaklanmalı artık. Bu kelime oyunları bile ABD’nin stratejisinin açık beyanı. Olumsuz şeyler için olumlu tümleç uyduranlara karşı “Hayinsiz Türkiye” yeterli bir cevap.
1924 Anayasası’nı hedef alarak yeni anayasadan Türk ifadesinin çıkarılmasını sağlamak amaçlanıyor. “Anayasaya Türk-Kürt yazamıyoruz tepkilerden. O zaman Türk de yazmasın” deniyor.
Anadilde eğitim kabul edilsin isteniyor. Bilim dili olarak nasılsa sömürgelerde kullanılan dili seçebiliriz. Kürtçe eğitim olsun, Lazların eğitimi Lazları ilgilendirir. Nükleer bomba asıl bu talep. Eğitim dilinin İngilizce olmasını savunmanın ön adı anadilde eğitim savunmaktır. Türkçe eğitim almak o kadar üzmektedir ki sorulduğunda çok rahat şekilde İngilizce eğitimi kabul edeceklerdir. Deneyimlediğim için rahat yazıyorum. Kürtçe bilim kurmanın 30 yıl alacağını kabul ediyorlar. Ama ne olduğu önemli değil, sadece Türkçe eğitim olmasın.
Aslında bu kaçak yaşayan, düzensiz giriş yapan insanların da bir talebini yerine getirmek. Arapçanın anadil olarak tanınmasının da bir ön adımı. Böylece dini afyon olarak verip, İngilizce konuşan sömürge devleti kurma çabası. Hatta tartışmayı İngilizceye getirmeden önce Arapça üzerinde de hemfikiriz diyeceklerdir. “Türkçe-Arapça-Kürtçe eğitim dili olsun” diyecekler buraya yazıyorum. Arap dilinin de bilim dili olarak ortak dil olarak kabul edilebileceğini savunmamaları için hiçbir neden yok. “Anaokulundan liseye herkes kendi dilinde eğitim alsın.” Sonra? “Üniversitelerde Arapça ya da İngilizce eğitim verilsin.” Bugünden çalışmaya başlamalı ve asıl tehlike olan İngilzce eğitimi anaokullarından çıkarmalıyız. Mücadeleyi ingilizce eğitime karşı vermeliyiz. Sömürge olmayacağız diye önceden ses yükseltmeliyiz. Sevr yırtılmasaydı zaten bunları yaşayacaktık. Neden yaşadık biz Kurtuluş Savaşı’nı? Evet, orada da bir yanıt var. “Aslında yaşamamalıydık, İskilip’liler bizi kurtarıyordu zaten. Onlara zulmettik, asıl kahraman onlardı ve yandaşları bakan yapılmalıdır.” Görüldüğü üzere geleneksel toplum sistemine yani geriye bir kere döndün mü artık geçmiş olursun. Şapkayı tartışır, kadınların ayrı okullarına döner, İstanbul Kanalı’yla toprağın işgaline seyirci olursun ve durmaz, İstanbul’un fethine kadar gider. Aslında böyleydi de böyle oldu, Osmanlı ordusu şurada bunu yaptı, burada bunu yaptıyla geçer bütün hayatımız. Türk milletine yapılan zulümler bir anda yok olur. Çünkü öyle bir ulus ortadan kalkar, yerine Türkiye Ulusu olduğunda artık kimseye karşı hak iddia edemezsin. “İngilizler Türklerle savaşmıştır, 2027 Türkiye Ulusuyla kardeştir” dersin. “Yaşanmaması gereken şeyler olmuştur son 120 yılda ve bundan utanç duyuyoruz, özürlerimizle size federatif Anadolu devletini sunuyoruz ey insanlık.” Dünya böyle bir komediyi yaşamamışken bize dayatılan bu tiyatro oyunu son derece gerçeküstüdür. Tek kutuplu dünyadan çıkarken ve hatta Çin dünya liderliğini alırken eski İngiliz İmparatorluğu’nun talimatlarına uyan yenilmiş bir asi bir grubu muhatap alıp ülkeyi düşürdüğümüz duruma bakın. Nereye gidebileceğimizi sanıyoruz? Diyen yok. Tarihin çöplüğüne, net.
