1. Haberler
  2. Analiz
  3. Tarihi ve bilimsel gerçek: Milletsiz devlet olmaz

Tarihi ve bilimsel gerçek: Milletsiz devlet olmaz

featured

Mustafa Özgür Sancar yazdı…

Millet ya da Ulus, burjuva demokratik devrimleri sonucu örgütlenen millî devletlerde ifadesini bulur. Bu hâliyle devletle sıkı bir ilişki içerisindedir. Millî egemenlik kavramı kaynağını devlet millet bağlantısında bulur.

ULUS MİLLİ DEVRİMLERİN SONUCUDUR, MİLLETSİZ DEVLET OLMAZ

Devlet, millî devlet aşamasında halkın ve milletin varlığını güvence altına almak için iktidara, -suprema potestas-a (Yüksek Egemenlik), yani en üstün iktidara/egemenliğe sahip olmak zorundadır. Ulus, devlet ve egemenlik, ulus devlet çağında birbirine kopmaz bağlarla bağlıdır.

Elbette egemenliğin paylaşımı ve temsili konusunda burjuva demokrasileri eleştiriye açık süreçlerdir. Fakat daha ileri demokratik aşamaların devrimci kaynağını oluşturur ve her şartta, hak ve hukukunu arayan yurttaşlar topluluğunun, yani bir belirli bir ulusu temel alarak, bir ulus yaratarak kendini gerçekleştirir.

TARİH VE DEVLET TEORİSİ

Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni Anayasa tartışmalarını, partisinin istediği noktadan başlatma girişiminde bulunurken, tarih, devlet teorisi ve insanlığın gelişim aşamalarının zıttı bir biçimde, zorlama bir yöntemle, ”Devletin Milleti’ olmaz dedi. Bilimsellikten son derece uzak bu yaklaşımın, ultra neoliberal perspektiften bile icat edilmesi mümkün gözükmüyor. Tarih ve bilimin dışına düşen, sadece yakın ve orta vadeli reel politik hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik bir söz.

Yeni Kürt açılımı, neo Osmanlıcılık, sığınmacı-kaçaklar üzerinden, milleti tasfiye edip ümmetçi bir yapı oluşturma düşüncesiyle bağlantılı; mutlak biçimde ulus olma bilincini aşındırmaya yönelik bir içerik barındırıyor.

Her ne kadar, aynı Meclis başkanı, haklı tepkiler nedeniyle yapmak zorunda hissettiği ikinci açıklamada, Anayasa’nın ilk dört maddesiyle ilgili bir sorun olmadığını belirtmişse de bu yaklaşım samimiyete son derece uzak gözüküyor.

Anayasa’yı değiştirme tartışması, sonbaharın kışa dönük sert yüzüne paralel biçimde yoğunlaşacak; çünkü hükümetin bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçiminde, seçilme şartı ve ideolojik plandaki hedefleri açısından böyle bir değişiklik kaçınılmaz gözüküyor.

CUMHURİYETİN TEMEL İLKELERİ 11924 ANAYASASI’NDA VAR

Anayasanın 4. maddesi ilk üç maddenin tartışmaya açılamayacağı, değiştirilemeyeceğini söyler; yani devletin şekli, Cumhuriyetin nitelikleri, devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti hiçbir sûrette değiştirilemez.

1921 Anayasası’na dönme hayali, temelde modern Türk devletinin tunç yasasını parçalama amacıyla girilen bir yan yoldan ibarettir.

Cumhuriyet, yüzyıllarca aşağılanıp, ezilmiş Türk milletine, medeniyetler kuran, uygarlık inşaa eden geçmişini hatırlatarak, hakettiği değeri verirken, aynı zamanda kendisini sonsuza kadar koruyacak bir millî bilinci de oluşturdu.

Milletsiz devlet, devletsiz millet olamaz, aksi tarihin reel akışına aykırı. Türkiye Cumhuriyeti kuruluş ilkeleri için esas olan 1924 Anayasasıdır.

1921, OLAĞANÜSTÜ KOŞULLARIN ANAYASASI

Somut olarak baktığımızda 1921 Anayasası’nda yurttaşlık tanımı, laiklik ilkesi, cumhuriyet kavramı, yargı organı, temel hak ve özgürlükler, kadınların siyasal hakları bulunmuyor.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk üst kimliği ile kurmayı amaçladığı modern devletin kurucu ilkeleri bu anayasada mevcut değil. 1921 Anayasası dönemin acil ihtiyaçları sonucu ortaya çıktı. Savaş dönemi anayasası olduğu için kuvvetler birliğine dayanır, yasama, yürütme, yargı tek elde toplanmıştır. Bugünün demokrasi anlayışında bu kabul edilebilir değil; kuvvetler ayrılığı anayasa güvencesinden çıkarılamaz. O dönemin koşullarında hızlı karar almak, milleti tüm unsurlarıyla biraraya getirmek gerekiyordu. Ayrıca 1921 Anayasası yeni devlet kurulacağına işaret etmiştir; bir olağanüstü koşullar anayasasıdır. Gerçeği bu temelde anlayabiliriz.

AÇILIM, BİR ÖZGÜRLÜK MESELESİ DEĞİL

Türkiye’de bir Kürt sorunu yok. Ortaçağ artığı feodal ilişkiler sorunu var. Aşiret zorbalığı altında ezilen Kürt yurttaşlarımız dışında, bir özgürlük sorunu olduğundan bahsedemeyiz. Bu sorun, ancak yarım kalan Cumhuriyet devrimlerinin tamamlanmasıyla çözüme kavuşur.

Devletin televizyonunda Kürtçe kanal var. Her türlü dergi, gazete yayımlanabiliyor. Kimse Doğu’dan Güneydoğu’dan geldiği için iş adamı, milletvekili, sporcu, siyasetçi, geçmişte başbakan olmaktan mahrum bırakılmıyor. Meclis’te bölücü örgütle aynı çizgide yer alan bir parti devlet ödenekleriyle siyasi varlığını sürdürüyor. Tüm bunlara karşın açılım istemek, sadece Türkiye’deki üniter yapının dışına çıkma talebiyle ilişkilendirilebilir.

ETNİKÇİLERİN CÖMERT DESTEĞİ, ÜNİTER DEVLETTEN ÇIKMA PROJESİ

Cumhurbaşkanı, Türkiye’de Kürt sorunu olmadığını söyledi, fakat olduğunu da söylemişti. Açılımcı olduğu dönemde sorunun olduğunu söylüyordu, olmadığını söylediğinde açılım kapanmıştı.

Bu durum bütünüyle siyaseten ortaya çıkan ihtiyaçlardan kaynaklanıyor. Mesele iktidarı sürdürmekten ibaret. Bu için TBMM’nin seçim yenilemesi ya da yeni anayasanın kabulü gerekiyor. Sayısal olarak bakıldığında her halükârda Dem’in desteği gerekiyor.

Görünüşe göre etnikçi parti Dem ”cömert bir desteğe’ hazır; büyük ölçüde, Erdoğan’ın iç politik ihtiyaçları üzerinden, kendi siyasi siyasi ihtiyaçlarını karşılamayı hedefliyor.

İRAN’I HEDEF ALMAK ABD VE İSRAİL’E YAN YANA SAVAŞA GİRMEKLE EŞDEĞER

Ortadoğu’da bir bölgesel savaş koşullarında İran’ı hedef almak, ABD ve İsrail’in yandaşı olarak savaşa girmekle eşdeğer. Devletin televizyonunda görev yapan bir bürokratın, Farsça yayın yapan bir kanal kurma projesiyle ilgili olarak ”İran’ı rahatsız etmek zorundayız” diyor olması, yüzeysel bir mezhepçi anlayışın tezahürü biçiminde gözükse de bölgesel savaş koşullarında Türkiye’yi tehlikeye düşürecek kadar büyük bir hata oluşturuyor.

İran’da halkın özgürlük arayışı, İran dinî hükümetinin Amerika’ya karşı bölgede direniyor olması gerçeğinden daha önde tutulamaz. Halkının yarısından çoğunu Türklerin oluşturduğu İran, uluslararası planda anti emperyalist bir role sahip. Bir devlete sahip olmadan, özgürlük ve eşitlik arayışında bulunamazsınız. İran Amerika ve İsrail’e karşı devletin bütünlüğünü koruma mücadelesi veriyor. Aynı zamanda Ortadoğu’da savaşı önleyici bir işlev görüyor.

DOĞAL İTTİFAK KATEGORİSİ

İran’ın bölgedeki ağırlığı, mezhepsel kaygılarla, gözardı edilmemeli. Bu hatayı Lübnan’daki İran yanlısı Hizbullah’la ilgili yapılan değerlendirme ve yaklaşımla, Filistin’deki sûnni Hamas örgütüne yönelik tarafgir tutum arasındaki büyük farkta gördük.

İran egemen güçlerini kendi ”dini hakikat rejimi” içinde hareket eden gericiler olarak yaftalarsak, emperyalist siyasetin atomize etme politikasının tuzağına düşeriz. Amerika ve bağlaşıkları yalnızca fiili işgal ya da vekil tayin ettikleri terör örgütleri üzerinden savaşmıyor, fakat karşına çıkan geniş ittifakları azami ölçüde parçalayarak emperyalist siyasetini işletiyor.

İran’da belli halk tabakalarının savaş istemiyor olması ve özgürlük talepleri, bu halk tabakalarını emperyalist saldırıya karşı duran İran’daki iktidardan daha ilerici yapmaz. İran’daki iktidar sahipleri otoriter, dinci, baskıcı olabilirler; ancak İran, dünyadaki saflaşmaya baktığımızda, emperyalizme karşı mutlak ve doğal ittifak kategorisindedir.

İran’a yan gözle bakarak bölgede barışı sağlayamayız.

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!