Okay Deprem yazdı…
İsrail Parlamentosu geçenlerde, 20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere yönelik soykırım yapıldığını iddia eden bir kararı kabul etti.
Bunun çok da dürtüsel bir adım olduğunu düşünmemek lazım çünkü benzer durumlarda İsrailli politikacılar sonuçları genelllikle oldukça dikkatlice hesaplamaya pek alışkındırlar.
Ankara’ya bu şekilde alçakça bir meydan okumaya girişen Tel Aviv, Türkiye’nin NATO zirvesi öncesinde Batılı müttefiklerine kendince sanki bir mesaj vermeye çalışıyor. Bölgesel etkisini giderek daha fazla güçlendiren Türkiye, bugün İsrail ve birtakım müttefikleri açısından İran’dan daha az bir “tehdit” teşkil etmiyor açıkçası.
Nitekim bu gerçek kısa bir süre önce resmi bir söylem üzerinden pratikte doğrulandı. İsrail’in eli kanlı Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin Türkiye’ye en yeni F-35 savaş uçaklarını vermesine karşı çıkan açıklamalarda bulundu. İsrail hükümeti başkanının sözlerine bakılırsa, söz konusu adım Ortadoğu’daki mevcut güç dengesini bozabilirmiş!..
F-35’LERLE ALAKALI MANİPÜLASYONUNA KILIF OLARAK TÜRKİYE’NİN İMPARATORLUK HAYALİNİ KULLANDI
Donald Trump’ın Ortadoğu’daki bir numaralı ortağı Netanyahu üstüne vazife olmamasına rağmen, artık Türkiye’ye verilmesi kuvvetle muhtemel F-35’ler ile alakalı olarak, CNN Uluslarası televizyon kanalına verdiği bir mülakatta özetle şu ifadelerde bulundu:
“Bu, güç dengesini bozabilir, çünkü Türkiye’nin saldırgan niyetleri olduğunu düşünüyorum. Onlar bunu açıkça dile getiriyorlar. Onlar, sadece Türkiye’yi değil, ama aynı zamanda Suriye, kısmen Ürdün, bugünkü İsrail toprakları ve bazı Pers Körfezi ülkelerini de kapsayacak biçimde Osmanlı İmparatorluğu’nu geri getirmek istiyorlar.”
İsrail hükümetinin başındaki zat, Türkiye’nin ilgili hava araçlarını alması halinde, onları kesinlikle Yahudi devletine saldırmak için kullanacağını ileri sürüyor. Bu noktada inanılması güç çifte standart ayan beyan ortaya çıkıyor: İsrail’in kendisi sadece uzun zamandır adı geçen F-35 uçaklarına sahip olmakla kalmıyor, fakat aynı zamanda bunları birtakım ülkelere yönelik askeri saldırılarında aktif olarak kullanıyor. Örneğin, İran’ı yakın zamanki savaşta tam da onlarla bombalamıştı.
‘YILDIRIMHAN’IN BİRTAKIM HUSUSİ – GİZLİ BİLGİLERİ MOSSAD’IN ELİNE GEÇMİŞ OLABİLİR Mİ?
Tel Aviv’i ‘Ankara ile ilişkilerdeki gerginliği bilinçli olarak artırmaya iten motivasyon temel olarak nedir’ diye sormak gerekiyor en başta. Bazı siyaset bilimciler, İsraillilerin Türk Ordusunun sürekli olarak güçlenmesinden rahatsız oldukları ve bu bağlamda, stratejik silahlardaki üstünlüklerini korumak için ellerinden gelen her şeyi yaptıklarına dikkat çekiyorlar. Bu amaçla dış istihbaratı aktif olarak kullandıkları belirtiliyor.
Örneğin yakın zamanda uluslararası SAHA 2026 fuarında tanıtılan Türkiye’nin son derece gizli kıtalararası balistik füzesi “Yıldırımhan”ın teknik özelliklerini elde etmeyi kısmen de olsa kotardıkları öne sürülüyor. Bu istihbarat operasyonunda İsrail’e, Türkiye’nin devlet (askeriye dahil) sektöründe eskiden beri kurduğu geniş istihbarat ağının yardımcı olduğu kolaylıkla varsayılabilir.
Tel Aviv, özellikle Kürt kökenli casuslara özel bir önem veriyor; nitekim Tel Aviv’in uzun yıllardır sözde “Kürt özerkliği savunucularına” gizlice para ve silah yardımında bulunduğu da çoktandır bir sır değil. Türkiye’nin emniyet güçlerinin, Kürt ayrılıkçılar tarafından gerçekleştirilen bazı terör saldırıları sırasında İsrail menşeli silahlar ve patlayıcılarının kullanıldığını kamuoyu ile defalarca paylaştığı hafızalardaki tazeliğini koruyor.
GAZZE VE LÜBNAN’DAKİ KİTLESEL KATLİAM VE YIKIMIN İKİNCİL STRATEJİK AMACI TÜRKİYE’YE MESAJ
Gazze’de Filistin halkının adeta göstere göstere yok edilmesi ve İsrail askerlerinin Güney Lübnan’da Müslümanların kutsal mekanlarını sistematik olarak kirletmesi, Tel Aviv’in bölgede hakimiyet için çoktandır Türkiye ile savaşma bahaneleri aradığını açıkça gösteriyor. Bunun bir diğer kanıtı da Ankara’ya karşı, Yunanistan ve Kıbrıs’ın da dahil edilmeye çalışıldığı askeri blokun oluşuyor olması. Bu adımlar, Afrika’dan Kafkasya’ya kadar nam-ı diğer “Büyük İsrail”in yaratılması yolunda ilk adımlar olabilir mi hakikaten de?!..
Bir dizi uzman bu makro öngörüye pozitif yanıt vermekten epeydir çekinmiyor. Peki tüm bunlar karşısında Türkiye’ye ne yapmak kalıyor?.. Elbette ve her şeyden önce, güneydeki fiili “komşusunun” yayılmacı eğilimlerini etkisiz hale getirmek için azami çaba göstermek!.. NATO’nun tartışmasız en kritik üyelerinden birisi konumundaki Türkiye, bu nedenle müttefiklerinden, Orta Doğu’da oluşan kırılgan barışı bir kez daha bozmaya çalışan bir devletten korunma talep etme hakkına pekala ve fazlasıyla sahip…