Mustafa Özgür Sancar yazdı…
Trump klasik yalanlarına bir tanesini daha ekledi: ”NATO’dan çıkarız”!
ABD, NATO’dan çıkarsa Atlantik Okyanusu’nun karşı yakasında bir büyük adadan ibaret kalır.
AB ve NATO, Amerika’nın dünya egemenliğinde olmazsa olmaz koşullar. Trump pazarcı yalanlarıyla AB’yi İran saldırısına ortak etmeye çalışıyor; çünkü İtalya, Fransa, Almanya gibi birliğin büyük ülkeleri saldırıya mesafeli yaklaşıyor.
İspanya son derece tutarlı biçimde ABD’ye bu konuda cepheden karşı…
Amerika, NATO ve AB olmadan, Çin ve Rusya ile rekabet edemez. Tam bu nedenle NATO faaliyetlerini arttırıyor; Adana’da Kolordu, İstanbul Boğazı için NATO Deniz Komutanlığı kurmaya çalışıyor. Diğer taraftan Türkiye topraklarına düşen dördüncü füze parçasının İran’dan geldiğini propaganda ediyor. İran ise gerçeği söylüyor: Türkiye’ye yönelik bir saldırı yok. ABD ve İsrail icadı füzeler, Türk halkını İran’a kışkırtmak için ateşleniyor.
Türk halkı bu oyuna gelmeyecek… ve İran savaşı kazanıyor; İran ile birlikte çok kutuplu dünya isteyen Güney ülkeleri kazanıyor.
NATO İŞGALİ, RUSYA VE BİR ÇERÇEVELEME POLİTİKASI
NATO demek ABD demek; Beyaz Saray NATO üzerinden genişleme sağlayabiliyor. İstanbul Boğazı’na, deniz komutanlığı marifeti ile yerleşip, Türkiye’nin Boğazlar’daki garanti belgesi Montrö Boğazlar Sözleşmesini pratikte işlevsiz bırakmayı, Ukrayna’yı kullanarak yaptığı gibi Rusya’yı NATO üzerinden çerçeveleme girişimini bu kez Karadeniz’den gerçekleştirmeye yelteniyor.
Rusya, Ukrayna’nın NATO’ya dâhil edilmesini savaş sebebi sayacağını söylemiş, NATO ile sınırdaş olmak istememişti. Rus-Ukrayna savaşı bu nedenle çıktı. Aynı sebeb Karadeniz’de Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getiriyor.
Adana’da kurulmaya çalışılan Kolordu, İran’a yönelik kara harekatının bir parçası olarak hesaplanıyor.
Stratejik olarak birarada durmamız gereken İran ve Rusya ile Amerika hesabına karşı karşıya getiriliyoruz.
NATO üzerinden Amerikan ordusunun Adana’ya konuşlandırılması ve aynı Amerika’nın Boğazlara sokulması, Türkiye’nin millî çıkarları, egemenlik haklarının açık ihlâlidir. Gayr-i Millî bir karardır. Bunun sonucu savaş ve yıkımdan ibarettir.
Oysa İran, ABD-İsrail’e direnerek Türkiye’yi savunuyor. Ulusal devletimizin, üniter yapımızın korunmasına hizmet ediyor.
ORTADOĞU VE GÜNEY ASYA’DA GÜÇLÜ DEVLET OLMAK
ABD’nin 30 yıllık Ortadoğu planı ”petrodolar” sisteminin hâkimiyeti üzerine kurulu. Buradaki güçlü üniter devletleri parçalamak, kantonlar şeklinde, daha rahat yönetebileceği bir geniş coğrafyada petrol ve yeraltı kaynaklarına hâkim olmak, stratejik açıdan kusursuz bir noktayı tam kontrol altına almak. Ve… petrol ticaretinde doların rezerv para özelliğini sürdürmek. Bu nedenle bölgede güçlü devlet istemiyor.
Önce Irak’a iki saldırı gerçekleştirdi; Irak ulusal devletini parçaladı, ülkenin kuzeyinde kukla Kürt devletini kurarak Türkiye’ye komşu yaptı. Son olarak Suriye’yi parçaladı, şimdi İran için sonrasında Türkiye üzerinde aynı senaryoyu işletmeye çalışıyor.
Düşman belli: ABD ve İsrail. Müttefiklik ilişkisinden bahsedilecek ise, mevcut konjonktürde Türkiye’nin biricik müttefiki İran’dır. İran halkı ve devleti ABD’ye direnerek, bir sonraki adımda aynı saldırının Türkiye’ye yapılmasını engelliyor.
İran, Türkiye’yi savunuyor, Türkiye’nin ulusal çıkarları da İran’ı savunmayı gerektiriyor; Rusya ve Çin ile aynı mevzide olmayı gerektiriyor.
DOĞRU MÜTTEFİK VE DÜŞMAN TANIMLAMASI
Meriç tatbikatıyla Türkiye’yi işgal planları yapan İran değil, NATO… ABD, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi ordusunu da yanına alarak Meriç ötesi kara harekâtı tatbikatı yapıyor. Burada hedefin Türkiye olduğunu söylemek iki kere ikinin dört ettiğini söylemek kadar matematiksel bir gerçeklikten bahsetmek gibidir.
Türkiye’yi hedef alıyorlar.
PKK’nın Suriye unsurlarını SDG, YPG’yi askerî talim, lojistik ve para ile destekleyerek, Türkiye’yi bölme planlarını ortaya koyuyorlar.
Meşhur 1 Mart tezkeresi öncesi yapılan pazarlıklarda, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak’ın kuzeyine sadece 20 kilometre girebileceği şartını getirerek, 60 kilometre ötedeki Kandil Dağı’nda PKK’yı koruma altına aldıklarını dünyaya ilân etmişlerdi. Amerikan Senatosu’nun kayıtlarında bu karar mevcut.
Güney Doğu Akdeniz’de konuşlu ABD donanmalarının namluları Türkiye’ye dönük, bu hâlde Adana’daki Kolordu ve İstanbul Boğazı’nda bir Deniz Komutanlığı düşmanı içeri almak, teslim olmak anlamına geliyor.
EKONOMİ POLİTİK VE ULUSLARARASI SİYASET
ABD’nin bölgeyi kendi demokrasi anlayışı ile düzenleyip, çekileceğini söyleyenler/düşünenler, ne devlet politikası, ne ekonomi-politik ne de uluslararası siyaseti biliyorlar ya da siyasal ikballerini memleketin geleceğine değil, bütünüyle ABD-İsrail’e bağlamışlar.
Azerbaycan’da düşürülen kargo uçağımız ve şehit edilen 20 askerimizin failinin İsrail olduğu yönündeki iddia mutlaka açıklığa kavuşturulmalı. Aynı şekilde, Libya Genel Kurmay Başkanı Muhammed Ali Ahmed Al Hadda’ın uçağının Ankara Polatlı üzerinde düşürülmesinin arkasında İsrail’in olduğu öne sürülüyor.
Türk halkı bu konu ile gerçekleri bilmek zorunda. Raporlar açıklanmalı!
EMPERYALİZM BOŞLUK BIRAKMAZ, VATANSEVERİN İSTİKÂMETİ EMPERYALİZME KARŞI SAVAŞTIR
ABD, jandarması İsrail ile Ortadoğu’ya yerleşmek istiyor, hiçbir kuvvete, hiçbir ülkeye boşluk tanımadan bölgede kalıcılaşmak istiyor. O nedenle ”ABD, İran’ı parçalar boşluktan biz yararlanırız” düşüncesi en ufak bir vatanseverlik duygusu barındırmıyor, tersine millî çıkarlarımız, ulusal bütünlüğümüzün karşısına düşüyor.
ABD, Irak’a da aynı gerekçelerle saldırmıştı: ”Kitle İmha Silahları”..! Fakat Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiasının gerçek dışı olduğu net biçimde ortaya çıktı. CIA ve İngiliz istihbarat örgütü MI6’in ülkelerini yanılttığı ispatlandı.
Üstelik İran konusunda olduğu gibi Irak’a saldırı için de BM Güvenlik Konseyi’nden onay çıkmamıştı.
ABD dünya egemenliğini elde tutmak için Ortadoğu’ya yerleşmeye mecbur hissediyor. Bunu bir -petrodolar hâkimiyeti- olarak da yorumlayabiliriz.
PETRODOLAR SİSTEMİNİN ANATOMİSİ
Amerikan ekonomisini ana damarı olan enerji kaynakları içerisinde petrol yüzde 40’ı aşan oranla birinci sırada bulunuyor. Petrolden sonra yüzde 24 ile doğalgaz, yüzde 23 ile kömür ve yüzde 8 ile nükleer enerji öncelik arz ediyor.
Diğer enerji kaynakları yüzde 5’lik bir yüzdeye sahip. Amerikan Enerji Bakanlığı bu oranın geride kalan 2025 yılında aynı kaldığını açıkladı. ABD dünya nüfusunun sadece yüzde 5’ini barındırıyor; ama küresel ölçekteki petrolün yüzde 25’ini tüketiyor. (Klare, T. Michael, Blood and Oil, Metropolitan Books, New York, 20024, s.7)
Amerika petrol üreten bir ülke, fakat tükettiğinin ancak yarısını üretebiliyor. 2025’te toplam ithal petrolün toplam tüketimindeki payı yüzde 70 oldu. Amerikan ekonomisi yurtdışından gelen ham petrole tam bağımlı.
Dünya petrolünün büyük bölümü, Ortadoğu’da Körfez bölgesinde üretiliyor. En fazla rezerv ve petrol ihracı dünya sıralamasında, ilk 5’te Suudi Arabistan, Irak, BAE (Birleşik Arap Emirlikleri), Kuveyt ve İran var. Bu ülkeler, 261,8 milyar ile 89,7 milyar varil arasındaki rezerv ile ilk 5 sırayı alıyor; yüzde 60’a varan payları ile dünya petrol ihtiyacının yarıdan fazlasını karşılıyor.
MADURO EKONOMİ POLİTİĞİ
Venezuela, 77,8 milyar varil rezerv ile dünyada yüzde 7,4 paya sahip ve Ortadoğu ülkelerinden hemen sonra geliyor.
Maduro’nun kaçırılmasının ekonomi politiği 7,4 ile açıklanabilir.
Frogien Affairs gibi Amerikan dış politikasını yansıtan siyasi yayınlarda, strateji belgeleri yayınladı; Ortadoğu ve Batı Asya’ya yönelik askerî stratejinin bölgedeki petrol kaynaklarını ele geçirmek, eldekileri korumak üzerine kurulu olduğu belirtiliyor. 2002 yılında ABD Merkezî Komutanlığı’nın başında bulunan general Tommy Frank, Kongre’de yaptığı konuşmada dünyanın toplam petrol rezervlerinin yüzde 68’inin Ortadoğu ve Güney Asya arasında olduğunu ve bu bölge ile Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinin sağlanmasının Amerika ve müttefikleri için hayati önemde olduğunu açıklamıştı.
Bu komutanlığın görev alanı, sonraki aşamada, Hazar bölgesi ile Türk devletleri Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ile Fars kökenli Tacikistan’ı kapsayacak şekilde genişletildi.
Görüldüğü üzere İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatıyor olması, Amerika’nın bölgeye yerleşmesini engelleyen bir direnç hattı oluşturuyor. ABD, Zengezur Koridoru üzerinden Güney Asya’da kontrolü sağlayıp, Hazar’dan Akdeniz’e, Kuzeyden Güney’e, enerji koridoru oluşturmak istiyor; planın pratikteki başlangıcı 20 küsur yıl öncesine dayanıyor.
ABD’nin bölgeye yerleşme planları içerisinde Türkiye ve İran gibi bağımsızlıkçı ülkelere hayat şansı yok.
Türkiye ancak ABD planına karşı koyduğu ölçüde ayakta kalabilir, Amerika’dan arta kalan ”boşlukları” değerlendirerek değil.
Düşman belli, başka yerlere bakmaya lüzum yok.
ATATÜRK, BÖLGE MERKEZLİ DIŞ POLİTİKA, METE HAN VE VATAN TOPRAĞI
Atatürk’ün dediği gibi hiçbir kişisel çıkar, siyasi ikbal memleketin çıkarlarının önüne geçemez.
”Gerçekten de neden ve nasıl olursa olsun, Vahdettin gibi özgürlüğünü ve yaşamını ulusu içinde tehlikede görebilecek denli aşağılık bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir ulusun başında olduğunu düşünmek ne acıklıdır!
Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca özgürlük ve bağımsızlığa sembol olmuş bir ulusuz! Değersiz yaşamlarını iki buçuk gün daha çok ve alçakça sürükleyebilmek için her türlü düşkünlüğe katlanmakta bir sakınca görmeyen halifeler oyununu da ortadan kaldırabileceğimizi gösterdik. Böylece devletlerin, ulusların birbirleri ile olan ilişkilerinde, kişilerin, özellikle bağlı bulundukları devletlerin zararına da olsa kişisel durumlarından ve kendi yaşamlarından başka bir şey düşünmeyecek aşağılık kişilerin herhangi bir önemi olmayacağı biçiminde bilinen gerçeği bir kez daha ortaya koymuş olduk. Uluslararası ilişkilerde mankenlerden yararlanma yöntemine düşkünlük çağına son vermek, uygar dünyanın içten bir dileği olmalıdır.”
Mustafa Kemal ATATÜRK, Nutuk (Söylev)
Binlerce yıl önce Hun İmparatoru Mete Han (Mau Tun), Çin imparatorunun cüretkâr toprak talebi karşısında aynı vatansever tutumu sergilemişti.
”Ey güngörmüş ihtiyarlar! Ordumuzun talim ve disiplini ile uğraştığım bu zamanda, Çin imparatoruna atımı ve kılıcımı verdim. Bunlar nefsime ait şeylerdi. Çok sevdiğim, ama vatan için vazgeçebileceğim şeyler… ne var ki şimdi alçak Çin Hükümdarı benden toprak istemektedir. Hun çerilerinin (askerleri) kanları ile suladıkları, görünüşte çorak ve değersiz bir toprak… Değil mi ki, o toprağın altında benim yiğitlerim yatar, o toprak bana en kıymetli topraktır. Atım benimdi verdim. Kılıcım benimdi; verdim. Ancak bu toprak benim değil, tüm Hun Türklerinindir. Beni bin parçaya bölselerdi onu kimseye veremem”
Metehan (Mau Tun)
Türklerin vatan sevgisi toprağa ve karşılıklı bağımsızlığa saygı anlayışında kaynağını bulur.