1. Haberler
  2. Analiz
  3. Türk tütünü ve Türkiye tütün pazarı

Türk tütünü ve Türkiye tütün pazarı

featured

Alp Tekin Çalıker yazdı…

Bu yazıya başlamadan önce, insanlar arasında yaygın bir söylenti olan “Devlet kurumları yozlaştığı için bir süre sonra devletin sırtına yük olmaya başladılar. Bu yüzden özelleşmeleri devletin hayrına oldu” hurafesinin aslında tamamen bir “liberal sayıklaması” olduğunu, bu endüstriye 2022 yılında çok uluslu bir ham tütün tedarik şirketinde -tam olarak endüstrinin göbeğinde- başladığım sıralarda anladım.

Halbuki başka memleketlerde böyle bir durum söz konusu değildi. Bu Türkiye’nin gerçeğiydi.

Özellikle Özal döneminden itibaren devlet kurumlarının “Benim memurum işini bilir” zihniyetiyle baştan aşağı çürütülmeye başlanması sebebiyle toplum nezdinde yaratılan algı, Çin, Vietnam, Tayvan ve Tayland gibi tütün endüstrisinin devlet monopolü veya yarı özel – yarı devlet monopolü olduğu Asya ülkelerinin dünya tütün pazarında elde ettiği başarıları ve pazardaki sarsılmaz yerlerini görmemize engel oluyor.

Çocukluğumuzdan beri söylenegelse de özellikle “Tütün” konusunda dünyanın en şanslı ve en bereketli topraklarında yaşıyoruz. Buna rağmen dünya tütün teknolojisini yakalayamamamız (Amerikan Harman ve Virginia Harman – genel olarak içim ve harman teknolojisi), yeterli kapasitede eksper ve teknik eleman yetiştirilememesi, sürekli olarak köylerin boşaltılması ve köyden kente kontrolsüz göçün saçma sapan bir devlet politikası haline getirilmesi sebebiyle potansiyeli olan marka değeri ve pazar payına ulaşamamış ve ulaşamamaktadır.

Aslına bakılırsa saydığım problemlerin çözümü, kararlı bir devlet ve devlet kadrosunun eliyle kısa ve orta vadede kolaylıkla çözüme kavuşturulabilir. Ancak bu kadrolar, benim gibi Türk tütününün ve pazarının potansiyelini görüp acı gerçekleriyle yüzleşmiş insanların bu işe yüreğini koymasıyla oluşturulabilir. Hepimizin sevdası olan Cumhuriyetimizin yetiştirdiği temiz Türk gençlerinin bu kadroları doldurduğu günler sandığımızdan da yakın.

ESKİ YEREL MARKALARIN TUTULMAMASI VE TERCİH EDİLMEMESİ

Haritayı karşımıza alıp, eski Osmanlı İmparatorluğu topraklarına baktığımızda çoğumuz döneminin en zengin ve en kudretli, askeri üstünlüğü yüzlerce muharebe ile kanıtlanmış devasa bir süper güç görürüz. Koca Akdeniz ve Balkanlar oradan Anadolu ve Kudüs’e kadar devasa bir imparatorluk. Saydığım coğrafyalara dikkatli baktığımızda aslında kocaman bir tütün imparatorluğu da görürüz.

Osmanlı coğrafyasında yetişen bu tütün dünyanın hemen hemen her yerinde kullanılan (Virginia Harman dışında) harmanların olmazsa olmazı olan, kelime anlamında doğu tipi yani “oriental” olan Türk tütünüdür. Dünya pazarlarında doğu tipi yani “oriental” kavramı, Cumhuriyetimizin kurulduğu yıllarda kullanılmaya başlanmıştı ancak daha öncesinde bütün dünyada “Türk” tütünü olarak bilinirdi. Ancak ben daha fazla detay verebilmek amacıyla Türk tütününden ziyade Oriental tütünü ismini kullanacağım.

Oriental tipi tütün günümüzde hepimizin bildiği. Büyük markalar olan ‘’Marlboro, Parliament, Winston, Lucky Strike, Kent’’ gibi daha nice markada kullanılmaktadır. Hatta kullanılmak “zorundadır”.

Çünkü Amerikan harmanı olarak bildiğimiz harman genellikle;

-%60 – %70 Virginia
-%25 – %35 Burley

-%5 – %15 Oriental tipi tütün kullanılır.

Hem Amerikan Harman sigaralar neden dünya çapında tercih ediliyor hem de Oriental tipi tütünün bu harmandaki görevi ve özelliği nedir hepinizin anlayabileceği, bilindik bir örnek ile anlatayım;

Çoğu kardeşimizin bildiği ve sevdiği geleneksel yemeklerimizden olan “Pilav üstü kuru fasulye” bunun için gayet uygun bir örnek olur.

  • Pilav, “Virginiadır”. Yemeğin çoğunluğunu oluşturur. Tadı iyiyse ne ala.
  • Kuru fasulye “Burleydir”. Yemeğin vitamini ve suyu yani etkisi bundadır.
  • Oriental ise “Baharattır”. Yemeğin tadıdır, tuzudur. Bilenler bilir, baharat yeri geldiğinde kötü yemeği bile kurtarır. İyi bir baharat yemeğin lezzetine lezzet katar.

Ve bütün dünya bu pilav üstü fasulyeyi baharatsız yemez. İlla baharatını ister. Aksi taktirde içtiğinden ne tat alabilir ne de keyif, yani Türk’ün tütünü olmadan ağızlarına koyabilecekleri lezzetli bir harmanları olmaz.

Bütün dünya’nın kullanmak zorunda olduğu bir ürünün sadece bizim coğrafyamızda yetişmesi aslında bizim için mükemmel bir nimet.

Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminden itibaren dünya çapında tercih edilmeye başlanan “Amerikan Harman”, bizim memleketimizde çok geç anlaşılmıştır.

Hepimizin bildiği eski TEKEL markalarının çoğunda kullanılan tütün sadece Oriental tipi tütündür, bu da yoğun aroma ve boğazda ağır bir etkiye sebep olur.

70’lerde ve 80’lerde çoğu vatandaşımızın “kaçak Marlboro” veya diğer yabancı markaları tercih etmesinin sebebi de budur. Devlet kurumlarının ve sorumlularının, tütünle alakalı olarak dünyada olup biten gelişmelere tepkisiz kalması ve geç ayak uydurmaları sebebiyle atılması gereken adımlar atılması gerektiği zamanda atılamamıştır. Bu sebepler nedeniyle iç pazara bile sunabileceğimiz yerli ve başarılı bir marka çıkarılamamıştır.

2000 ve 2001 markalarının (TEKEL’in kendi Amerikan Harmanları) piyasaya çıkmasıyla ancak 2000’lerin başında elle tutulur ve düzgün bir markalaşma çalışmasına girilebilmiştir. Bu markalar da, özelleştirmelerle birlikte tarihteki tozlu yerlerini almışlardır.

(Özelleştirme öncesinde yapılan sahte bandrolleme ve sahte harman ile üretimi ile 2000 ve 2001 markaları daha özelleştirmeler yapılmadan büyük hasar almışlardır).

YERLİ HARMAN İÇİN NELER YAPILMALIYDI VE NELER YAPILMALI

  1. a) Öncelikle, Devlet tekeli olarak liyakat ve dinamizm esas alınarak oluşturulacak olan bir devlet planlama heyeti ile birlikte olağanüstü kararlar alınıp, sadece Oriental tipi değil aynı zamanda diğer tütün tipleri olan Virginia ve Burley tütünlerinin de ülkemizde bu tütünlerin yetiştirilmesinin elverişli olduğu düşünülen yerlerde yetiştirilmesi kararının alınması gerekirdi.

Buradaki amaç, Türk tipi tütün dışında Amerikan harmanda kullanılan diğer yaprak tütün çeşitlerine olan dışa bağımlılığı senelere yayacak şekilde seviyeli bir şekilde azaltmaktır.

Bu geçiş süreci tamamlanana kadar, dışarıdan ihtiyaç duyulan miktarda Virginia ve Burley tütün ithalatını kamuya açık-ihale usulüyle takibi yapılacak şekilde -akreditifli ve uygulanabilecek en uygun vadede- ihale edilmesiyle geçici ve kısa vadeli bir ithalat politikasıyla tamamlanmalıydı.

(Planlanan üretimden fazla olan yerli Oriental tipi tütün karşılığında Virginia ve Burley takası da mümkün ve epey geçerli bir alternatif yoldu)

  1. b) Farklı tip tütünlerin (Virginia ve Burley) yetiştirilmesi için ihtiyaç duyulan ziraat mühendisleri ve tütün teknolojileri memurlarının gerektiği taktirde bu tütün tiplerinin yetiştiği ülkelerde oryantasyon ve eğitim alıp daha sonra Türkiye’de belirlenen pilot bölgelere yönlendirilmesi gerekirdi.

Öncelikle sayıları 80-90’lardan beri sürekli azalan ‘’Oriental’’ tipi tütün yetiştiren çiftçi ve köylülerimizi sosyal güvenlik ve maaş kapsamı ile güvence altına almalıydık. Tütün yetiştirmek, tütünü yetiştireni yetiştirmekten her zaman daha kolaydır.

  1. c) İçim kalitesinin ölçülebilmesi bakımından kurulması gereken laboratuvarlar, ulaşılabilirlik açısında tütün yetiştirilen her bölgede ve o bölgelerin şehirleri, kasabalarında kurulmalı ve raporlanmalıydı. Alınan raporlar ve numuneler doğrultusunda, harman ve harmancılık eğitimi alıp yeterliliğini sağlamış bilir kişilerin oluşturduğu alt heyette incelenmesi, akabinde de bir harman içinde denenip daha sonrasında belirlenen ürünlerin kullanımıyla ortaya çıkarılan harmanın belli bir seviyede devlet teşviği hibesiyle pazara tanıtım amacıyla dağıtılması ve kullanıcı geri dönüşlerinin toplanması gerekir(di).
  2. d) Toplanan geri dönüşler doğrultusunda belirlenen harmanlar ve bu kullanıcıların verdiği geri dönüşler doğrultusunda yapılması gereken değişiklikler belirlenmeliydi, akabinde harman, kalite ve rekabet açısından pazara sunulmaya hazır hale getirilmeliydi.
  3. e) Pazara tutundurma sırasında yerli markaların yabancı markalarla rekabet edebilmesi amacıyla devlet teşvik ve indirimlerinden yararlandırılması gerekir(di).

TÜRK TÜTÜNÜNÜN GÜNCEL DURUMU VE ATILABİLECEK ALTERNATİF ADIMLAR

Günümüzde sadece tütün çiftçisinin değil aynı zamanda tüm çiftçilerin ve köylülerin de son 25 senedir uygulanan tarım politikalarının getirdiği felaketler sebebiyle neredeyse bitme noktasına getirildiği gerçeğiyle bugün karşı karşıyayız.

Bu gerçek artık iktidar tarafından da yalanlanmamaktadır. Tek gecede ansızın değişen ithalat mevzuatları ve istikrarlı bir şekilde artan enerji fiyatlarının getirdiği maliyetler sebebiyle memleketimizde tarımda üretime yönelik herhangi bir yatırım yüksek riskli olarak görülmektedir.

İzlenen yanlış politikaların sonucunu daha iyi anlayabilmek adına, Dar-ül harp yönetimi altında geçirilen ilk 5 yılın ve son 5 yılın hasat miktarlarını resmi makamların kaynaklarından görelim;

  • 2002 yılında 137.000 ton
  • 2003 yılında 101.000 ton
  • 2004 yılında 133.000 ton
  • 2005 yılında 135.000 ton
  • 2006 yılında 98.000 ton hasat miktarı elde edilmiştir.

Yani ilk 5 yılda ortalama 120.000 ton hasat miktarı elde edilmiştir.

Ancak bu miktar son 5 yılda;

  • 2020 yılında 74.400 ton
  • 2021 yılında 52.000 ton
  • 2022 yılında 52.000 ton
  • 2023 yılında 65.000 ton
  • 2024 yılında ise 54.000 ton olacak şekilde hasat miktarı elde edilmiştir.

Yani son 5 yılda ortalama 60.000 ton.

İlk 5 ve son 5 yılı ortalamalarını göz önüne aldığımızda elde edilen hasat miktarının yarı yarıya düştüğünü görüyoruz. Yarıya düşen hasat miktarı aynı zamanda yarıya düşen istihdam yani işsiz kalan çiftçi ve köylü demektir.

Tıpkı diğer tarım ürünlerinde de olduğu gibi ülkemizdeki tütün tedariği de “aracılara” teslim edilmiş vaziyettedir.

Dünya piyasalarında kilogram fiyatı ortalama 10-12 Amerikan doları olan Türk tütününü, çiftçilerden 300-320 Türk lirası (2025 yılı güncel fiyatı) yani 7.50-8.00 Amerikan doları karşılığında alınıyor. Bu fiyat ekimden önce sözleşme yapıldığında sabit kur kullanıldığından 5-6 dolar bandına kadar düşmektedir. Çiftçiler, üretim ve işçilik maliyetlerini satış fiyatından çıkardığımızda (güncel 2025 kilogram başı maliyeti 6.50-7.00 Amerikan doları) kilogram başına sadece 20-30 lira arasında ve bundan da vergileri çıkarınca sadece 17 ile 27 lira arasında kar edebiliyorlar.

Ancak aracılara ortalama 7.50-8.00 Amerikan dolarına mal olan Türk tütünü, ortalama 10-12 Amerikan doları bandında dünya pazarlarına ihraç edilirken aracılar çiftçilerden aldıkları tütünleri kurutmak amacıyla kilogram başına 0.30 Amerikan doları ve vergiler dışında herhangi bir maliyete katlanmamaktadırlar. Yani aracılar kilogram başına 2.00 veya 4.00 Amerikan doları arasında kar marjı elde edebiliyorlar. Bu marjdan vergi ve diğer bütün maliyetleri düşsek bile tütün çiftçisinin ve köylüsünün payına oranla kat be kat daha fazla kazanç elde ettiklerini kolaylıkla söyleyebiliriz. Kar marjları arasındaki bu fark, çiftçi için sürdürülebilir bir vaziyet olmaktan çıkmış durumda.

Her geçen yıl hasat miktarı yani arzı azalan ancak talebi sabit kalan Türk tütününün fiyatının, önümüzdeki 3 sene içinde 12.00-14.00 Amerikan doları bandında olması bekleniyor.

Türkiye’nin azalan hasat miktarına karşın Yunanistan, her sene üretim miktarını ve dünya tütün pazarındaki payını istikrarlı bir şekilde arttırmaktadır.

Aslında Yunanistan’da yetişen Oriental yani Türk tütünü çeşitleri, Türkiye’de genellikle Ege bölgesinde yetişen, adını da en çok yetiştirildiği şehir olan İzmir’den alan “İzmir” tütününün tohumlarıdır.

Bunlar;

  • Katherini
  • Greek Basma
  • Xanthi
  • Greek Samsun

gibi isimlerle bilinirler.

(Yunanlar her ne kadar İzmir tütününü ikame etmeye çalışsalar da Makedonya’da yetişen “Prilep” İzmir tütününe kalite açısından en yakın tip olarak bilinir)

Ancak “İzmir” tütünün akrabası bu tütünler, dünya pazarlarında Türkiye’de yetişen Türk tütünlerinin yerini almaya her geçen sene miktarlarını arttırarak devam etmektedirler.

Mevcut şartlar ve özel sektör şartları göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin bu noktadan sonra yerli çiftçileri ve Türk tütünü için atması gereken adım, tütün kooperatiflerinin üstünde çok daha sıkı regülasyonlar kurup, sıkı bir denetleme sistemi kurması, maddi ve sosyal açılardan çiftçinin lehine uygulamalar ve teşvikler getirmesidir.

Teşvik ve sürekli denetlenen hibeler ile tütün üretimi yapacak olan çiftçi ve köylü sayısının arttırılması hedef alınmalıdır.

Sahada çiftçilerle yan yana çalışacak, il ve ilçe merkezlerinde veya kasabalarda kurulacak olan tütün teknoloji eğitim merkezlerinde köylü ve çiftçiye verim ve yenilik odaklı sürekli eğitimler verebilecek ziraat mühendisleri sayesinde yeniliklere açık ve bilinçli çiftçiler yetiştirebilmeliyiz. Bunun için üniversitelerde ve yüksekokullarda tütün branşları ve uzmanlık alanları kurulmalı ve bu alanlarda yetkin ziraat mühendisleri ve teknik elemanlar yetiştirilmelidir.

Yeterli sayıda yetişmiş eleman ve çiftçi sayısına erişilene kadar devam edecek olan süreçte yetersiz kalındığı takdirde, askeriyelerde verilen temel eğitim ve görevlendirmelerle beraber ziraat mühendislerinin idaresinde ve denetiminde ordunun da bu üretim faaliyetlerine katkıda bulunup elde edilen hasat miktarından kazanç sağlanması sağlanabilir. Bu sayede askeriyeler aynı zamanda tarım için temel eğitim merkezleri görevini de görebilir.

Bu örneklerden anlayacağınız gibi radikal ve kamu lehine kararlar almadan -tıpkı diğer problemler gibi- tütün endüstrisi ve üretimi ile alakalı problemlerimizi çözmemiz mümkün değildir.

Bu radikal ve toplumcu kararları alabilecek güçte iradeye ve karaktere sahip kadrolar ve insanlar aramızdalar. Türk’ün hem adının hem vatanının hem de tütününün büyük tehlike altında olduğu bu karanlık günleri Cumhuriyet’in son kalesi olan Cumhuriyetçi Vatanseverler olarak aydınlığa kavuşturacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

 

Abonelik

VeryansınTV'ye destek ol.
Reklamsız haber okumanın keyfini çıkar.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Veryansın TV ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya abone olun!